5 HAZİRAN 2020 CUMA

Hüseyin Yağmur

NEDEN HALA ASKERİ DARBELERİ KONUŞUYORUZ? (2)

Hüseyin Yağmur

Geriye doğru bakıldığında Türkiye'deki bütün askeri darbelerin Ordu'nun rahminden çıkmamış yerel millet iktidarına karşı, Ordu'nun rahminden çıkmış ana muhalefet partisi tarafından desteklendiği bir vakıadır.

Darbeden sonra yazdığı eserde yaptıkları işin meşruiyetini ispatlamak için çok sayıda deliller ortaya koymaya çalışan Binbaşı Orhan Erkanlı, bir tarihi hatırayı kitabına almaz. Bu tarihi olayın şahidi darbeci Yüzbaşı Ahmet Er, olayı naklederken CHP'nin darbenin neresinde olduğunu da gözler önüne sermiş olur.

"İhtilal öncesi bir gün Orhan Erkanlı'yı ziyarete gitmiştim. Kendisi Davutpaşa'da Tank Tabur Komutanı idi. Odasına girdiğimde iki siville görüşür haldeydi. Onlara döndü ve dedi ki: 'Yüzbaşım yabancı değil devam edin.'

O iki sivil şahıs şunları söylediler: 'Binbaşım. Saraçhane'de iki grubu birbiriyle çatıştırdık, kavga bütün şiddetiyle devam ediyor, başka bir emriniz var mıdır?'

Erkanlı: 'Teşekkür ederim devam edin', dedi. O iki sivil şahıs ayrılıp gittiler, Erkanlı ile yalnız kalmıştık.

'Binbaşım bu adamlar kimdir?' diye sordum.

'Bunlar Halk Partisi milletvekilleridir.' diye cevap verdi.

'Memleketin genç evlatlarını birbirine kırdırıyorlar, bu ne haince bir iştir' dedim.

Erkanlı: 'Olaya öyle bakma. Onlar ihtilale zemin hazırlıyorlar' dedi.

'Allah belalarını versin' dedim" (Er,1999).

Dönemin bir başka yakın şahidi olan Prof. Dr. Gençay Gürsoy,27 Mayıs'a doğru bazı öğrenci toplantılarının CHP'nin İstanbul il binasında yapıldığını söylüyor.Gürsoy, o günleri şöyle anlatıyor: “Bazı öğrenci toplantılarını CHP'nin Sultanahmet'teki il binasında yapardık. Yani gecenin bir saatinde gidip orada toplanırdık.28 Nisan öğrenci olayları sonrası öğrencilerin askerler tarafından toplanması da bir senaryoydu  (Gürsoy,2012).

Bütün olanlar bir başka ifadeyle bütün kavga iki parti arasında iktidar mücadelesinden ibaretti. CHP ve onun lideri, tarihi konumundan yararlanarak orduyu iktidar mücadelesine alet etmiş ve bunu başarmıştı da. Darbeciler olayın farkına varmışlardı ama iş işten çoktan geçmişti.

Binbaşı Orhan Erkanlı bu gerçeği itiraf eden Darbecilerden biridir:“Aslında, ortada kurtarılmaya muhtaç batmış bir vatan ve zorla yaşatılacak bir demokratik düzen olmadığını, kahraman veya hain olarak nitelediğimiz kişilerin iktidar mücadelelerinin galipleri veya mağluplarından ibaret bulunduğunu bir türlü anlamadık” (Erkanlı,1972:Önsöz).

Darbeci General Sıtkı Ulay Paşa da gerçeği geç de olsa idrak edenlerdendir. Eski arkadaşlarıyla katıldığı bir yemekte bu aldatılmış duygusunu kendilerini kullananlara sinkaf ederek ifade eder.

“Sıtkı Paşa hislendi, heyecanlandı ve şöyle bağırdı: Ulan şu Halk Partisi bizi kullandı, kullandı. Paçavra gibi kenara atıverdi.

Ve biraz ileride oturan Kamil Karavelioğlu'na dönerek bağırdı:-Öyle olmadı mı Karavelioğlu? (Sıtkı Ulay Paşa'nın konuşması yumuşatılarak ifade edilmiştir.)” (Er,1999).

İsmet Paşa liderliğindeki CHP tarafından ilmik ilmik dokunan darbe sonunda CHP+Ordu=İktidar formülü siyasi literatürdeki yerini almıştı. 27 Mayıs sabahı başlayan yeni süreçte de tabi olarak İsmet Paşa ve partisinin özel konum ve fonksiyonları olmuş, alt yapısını kurdukları Darbenin payidar olabilmesi için bütün beyin güçlerini Darbecilerin emrine vermişlerdi.

Kendisini uzaktan tanıyanlar için İsmet Paşa henüz bir efsaneydi. Darbeyi yapan genç subaylar onu hiçbir zaman bir muhalefet partisi lideri olarak göremediklerini, hep bir üst düzey komutan olarak algıladıklarını itiraf etmişlerdi.

Nitekim darbeden hemen sonra “Darbeci Yüzbaşı Numan Esin'in başkanlık yaptığı Komite toplantısında Darbeci Yüzbaşı Muzaffer Özdağ, milletin kaderini değiştirme ve devrim üzerine bir konuşma yaparken, General Cemal Madanoğlu oturduğu yerden müdahale ederek, 'Biz bu uzun işleri bırakalım, bizim bunlara aklımız ermez, Vazifemiz DP iktidarını yıkmaktı, yıktık bitti. Çağıralım İsmet Paşayı iktidarı devredelim, biz de kenara çekilelim' demiştir(Özdağ,1997:45).

“1950'de İnönü devlet güçlerine ‘Seçim sonuçlarını iptal edin' deseydi ilgililer ‘Başüstüne Paşam' deyip iptal ederlerdi seçimi.” (Barlas,2000:38). Turan Güneş'e göre İnönü 1950'de iktidara gelen DP'yi bu haktan bile mahrum edebilecek güçteydi.

Ne var ki 1954 yılına gelindiğinde ise ihtiraslı ihtiyarın sabrı iyice tükenmiş evinde yaptığı bir gizli toplantıda darbenin düğmesine resmen basmıştır. Olayın şahidi Dr. Lütfi Kırdar bu gelişme karşısında donar kalır.

“1954 yılında İsmet Paşa'nın evinde Faik Ahmet Barutçu, Sadi Konuk, Cevat Dursunoğlu ve ben oturuyorduk. Konu, Demokrat Parti'nin gücü, Halk Partisi'ne karşı tutumu ve önümüzdeki seçimler idi. Dursunoğlu, Demokrat Parti'nin milletin içine iyice yerleştiğini, özellikle köylerde Halk Partisi'nin 1950'den bu yana güç kaybettiğini, seçimle Demokrat Parti'yi yenmenin hayal olduğunu, ancak ihtilal yolu ile yıkılabileceğini anlattıktan sonra: “Paşam,” dedi. “Dört yıldır dilimin döndüğü kadar bunları size anlatıyorum, fakat siz inat ve ısrarla, milletin bu politika acemilerine itibar etmeyeceğini ve Halk Partisi yönetimini arayarak oylarını bize vereceğini söylüyorsunuz. Bunları süngüden başka hiçbir şey koltuktan indiremez.”

İsmet Paşa cevap vermedi ve yüzünü Faik Ahmet Barutçu'ya çevirdi. Belli ki onun da konuşmasını istiyordu. Barutçu, Dursunoğlu'nun fikirlerine katılmak istemediğini, fakat gerçeğin maalesef bu olduğunu, bir hükümet darbesinden veya ihtilalinden başka hiçbir sürede Demokrat iktidarın devrilmesinin mümkün görünmediğini söyleyerek konuşmasını bağladı. İsmet Paşa bize döndü, biz susmayı tercih ettik. Ben merakla İsmet Paşa'nın ne diyeceğini bekliyordum. Paşa:“Önümüzde seçim var. Bütün gücümüzle saldıracağız ve boş yerlerini kollayacağız. Eğer yine de deviremezsek o zaman (Barutçu ile Dursunoğlu'na baktı) sizin dediğiniz yolu deneyeceğiz. Fakat tutumlarına bakıyorum da ben de size katılmak ihtiyacını duyuyorum, ama kararı seçimden sonra vereceğiz!

Ben, dondum kaldım. Biraz sonra izin istedim, benimle birlik te Sadi Konuk da kalktı, ayrıldık... Dışarda hayretle birbirimizin yüzüne baktık... Ben, “İhtilal pazarlığı yapabilen bir partide bir dakika bile duramam,” dedim. Sadi Konuk benim fikrime katıldı: “Ben de senin gibi düşünüyorum. Dedi” (Sarol,2014:205-206).

Nitekim gün gelir, darbe saati işlemeye başlar.27 Mayıs öncesi iktidarda bulunan siyasileri 'Şartlar tamam olursa ihtilal meşru olur. O zaman sizi ben bile kurtaramam' ifadeleriyle tehdit etmeye başlamıştır.

Darbenin ertesi günü Gürsel, İsmet Paşa'yla siyasi tarihe geçecek manidar bir telefon konuşması yapmıştır. Darbeci general Cemal Gürsel, ana muhalefet partisi başkanı Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı İsmet İnönü'yü telefonla aradı: 76 yaşındaki İsmet Paşa'nın kulakları ağır işittiği için aynı konuşmaya damadı Metin Toker aracılık eder.

- Sayın Paşam! Sayın İnönü!

- Buyurun Paşa hazretleri!

- Size karşı kusurluyuz Paşam! Hareketimizi size önceden haber verseydik, bizi bundan caydırmak isteyeceğinizi biliyorduk. Yapacak başka bir şeyimiz kalmamıştı. Bizi affetmenizi rica ediyoruz. Emirleriniz bizim için daima peygamber buyruğudur sayın Paşam! (Birand,1999:193). Diyordu Gürsel Paşa.

İsmet Paşa ise “Memleket ve millet içi hayırlı bir iş yaptınız. Büyük iş yaptınız. Mutlu ve uğurlu olmasını dilerim. Başarınız için asıl ben sizin emrinizdeyim” diyordu (Gökdemir, Öztuna,1987:42).

Bütün vesikalar ortaya koymaktadır ki cuntacılar  içbir zaman millet iradesi ile iktidara gelmiş partilerden yana olmamıştır. Türkiye'de demokratik iktidarlar hangi ekonomik sıçramayı, hangi model hizmeti yaparsa yapsın bilmesi gereken şudur ki; Ordu içerisinde psikolojik olarak takıntılı cuntacı insanlar vardır. Bunlar sürekli belindeki ve elindeki silahı kullanarak bu iktidarı tasfiye etme amacıyla tetikte beklemektedir.

Nitekim 27 Mayıs Darbesi'nin kurmaylarından Binbaşı Orhan Erkanlı'nın şu sözü bütün yaşananları açıklamaktadır: Türkiye gibi ülkelerde darbe şartları her zaman vardır, yoksa da yaratılır.

Çünkü Darbecilik, bir patalojik vakıadır.

Türkiye'de siyaset yapan bir iktidar sahibinin “Niçin Türk Silahlı Kuvvetleri(ndeki cuntacılar) ya da ana muhalefet partisi bir darbeye müzahir” diye şaşkın şaşkın sormasının bir anlamı yoktur. Yapılması gereken tarihten ders alarak gerekli tedbirlerin alınmasıdır.

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  619350

-