18 OCAK 2020 CUMARTESİ

Altan Çetin

NESİMÎ VE ÂŞIK VEYSEL YILI YAHUT KÖPEĞİ HAMAMA SOKMAMAK

Altan Çetin

Sonsuzluk doğal sınırlılık içinden insan suretinde görünür ve bilinir olur. İnsan, akılla donatılmış, ruha sahip bir varoluş zeminidir. İnsan, kendi kendini düşünebilen, kendisi için düşünebilen, toplum oluşturup çokluk içinde kendi kalabilendir. Varlık içinde ruhun harmanında kendi hasadını ederken kendi hesabını görmek de insan olmanın mesuliyetine dairdir. Hem sonsuzluğu düşünüp hem de putlar yapabilen insan için fanilik içinde bakiyi tanımak gibi bitmeyen döngüler söz konusudur. Bu döngünün aşkın doğasını ifade tarzları içinde şüphesiz şiir müstesna bir mevkide yer alır. Şairler bir milletin ruhuyla aşikar olup, kendiyle ve zamanıyla hesaplaştığı zeminlerde öz dilinde sözünü söyleyen değerlerdir. İşte sözüyle, sazıyla milletimize ait iki değer Nesimî ve Âşık Veysel doğumları vesilesi ile bu yıl anılacaklar. Şüphesiz anmak, hatırlamak bir manada geçmişi gelecek eylemektir. Oradaki esası şimdiye getirmektir. Bu fevkalade derin iki şahsiyete dair TÜRKSOY, 36. Dönem Daimi Konseyi kararı ile 2019 yılını büyük Azerbaycan şairi İmadeddin Nesimi'nin doğumunun 650. yılı münasebetiyle “Nesimi'yi Anma Yılı” ve ünlü Ozan Âşık Veysel'in doğumunun 125. yılı münasebetiyle “Âşık Veysel Anma Yılı” olarak ilan etti.

İki Cihanı Birleyen Aşk

Bir değeri hatırlamak için öncelik onun kendini aşikâr ettiklerine bakmak; şairi de şiirleriyle somutlaşan manasında görmektir. Nesimî, Mahlasım Nesimî ismim ALİ'dir Bu çarh dönmektedir, sanman halidir Şükür kalbim iman ile doludur Cürm-ü isyanımız bilelden beri mısralarıyla sözüne başlar. Nesimî'ye tarih ve mekân bağlamında hangi sıfatlar iliştirilirse iliştirilsin onun gibiler şekli sureti aşan mananın bülbülleridirler. Bir kaba da sığmazlar. Bende sığar iki cihân ben bu cihâna sığmazam Cevher-i lâmekân benim kevn ü mekâna sığmazam Kevn ü mekândır âyetim zâta gider bidâyetim Sen bu nişân ile beni bil ki nişâne sığmazam, mısralarıyla bunu anlatan Nesimî'yi anlamak iddiası için öncelikle naçizane buna dikkat etmelidir. Aşka ülkesinin insanı Türkçe söyler lakin aşkça konuşur: Kalbim defter, dilim kalem yazarım Hakikat emrini duyaldan beri Yitirdim Leyla'mı gurbet gezerim Mecnun gibi aşka uyaldan beri. Bunu görmeden Nesimî'ye post serenler de, devran dönenler de manasında uzağından kendi putlarına bakar dururlar. Nesimî çağrısı nedir? Şem'e düşen pervâneler Gelsin bir hoşça yanalım Aşka düşen divâneler Gelsin bir hoşça yanalım Yanmaktır bizim kârımız Harcedelim hep varımız Pervâneler yâranımız Gelsin bir hoşça yanalım Nesimî döğünsün taşlar Akıtalım gözden yaşlar Hak tariktir hey kardaşlar Gelsin bir hoşça yanalım. Aşka düşüp, gözünde yaş akıtıp Hak tarikine dermanı olanları hoşça yanmaya davet eder. Davası budur. Cihana sığmayan bu büyük adam hakikat emirini yazarken pervane olmuş yananlara birlik çağrısı yapar. Kardaşlık devranında hak yolundadır. Aşık Veysel sözü tam burada gelir noktayı koyar: İtimat edersen benim sözüme Gel birlik kavline girelim kardaş Birlik çok tatlıdır, benzer üzüme İçip şerbetini duralım kardaş. Vahdet bağının lamekân toprağında özü giyer sözden soyunur erenler. Post ve devran kavgasıyla bire iki gözüyle bakanlar, yolu birden bine çeken canlar, gülü bahçeden bilen gaflet bu anma vesileyle bir olmanın iri ve diri olmak dediğinin sırrına inşallah ererler, ereriz cümleten putlarımızın alacakaranlığından çıkarak.

Vahdetin Şekilden Sözden Soyunması; Üryan Gelip Gidenler

Nesimî kaynağı vahdet olanlardandır. Vahdet kaynağından dolu içenler Kanmıştır badeye şarap istemez Hakikat sırrına candan erenler Ermiştir mahbuba mihrap istemez. Nesimî modernite vesilesi, sekülerleşme sebebi ve geleneğin şekline takılıp esasını ıskalamak sebebiyle yaşanan yozlaşma ve yabancılaşmalara karşı vahdet kaynağından mihrap ve şaraptan soyunup ermenin çağrısını yapar. İnsan bu büyük adamın yüreğinde içe doğru gidişe döner. Abdesimiz katlanmak Namazımız sabretmek Biz bir oruç tutarız Ramazana benzemez sözlerini sapma değil öze varma görmek, abdesti, namazı ve orucu bırakmak değil onun fenomonolojik esasını göstermek olduğunu anlayarak birbiriyle didişi bırakıp Nesimî rahına girerlerse, girersek vuslat mefhumunda eriş mukadder olur inşallah. Bu nazarlar baktığımızda Sorma be birader mezhebimizi Biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır Çağırma meclis-i riyaya bizi Biz şerbet bilmeyiz dolumuz vardır Biz müftü bilmeyiz fetva bilmeyiz Kıl ü kal bilmeyiz ifta bilmeyiz Hakikat bağında hata bilmeyiz Şah-ı Merdan gibi ulumuz vardır Bizlerden bekleme zühd ü ibadet Tutmuşuz evvelden rah-ı selamet Tevalla olmaktır bize alamet Sanma ki sağımız solumuz vardır Nesimî'yi oraya buraya çekiştirmeden Hakkın tecellisine bakıp şekilden, biçimden üryan kalan ruhun Har içinde biten gonca güle minnet eylemem Arabi farisi bilmem, dile minnet eylemem Sırat-i müstakim üzre gözetirim rahimi iblisin talim ettiği yola minnet eylemem, demesinin ne manaya geldiği ruhumuzda ışıldar gibi olur umulur. Bize riyakar, ideolojik, hakikate yabancı hallerimize ayna tutan Nesimî, İnsan bir deryadır ilimle mahir İlimsiz insanın şöhreti zahir Cahilden iyilik beklenmez ahir İşlediği amel hali yalandır.., diyen Aşık Veysel ile kola kola bize  mahzun, mütebessim bakar. Peki, bizim bu halimiz, yabancılaşmalarımız nereden sirayet eder?

Müraiye Ayna Olan Vahdet yahut Kendi Derisini Ölmeden Kendi Yüzen Nesimî

Nesimî zamanın hallerinden bizardır ve kendini bu görenek ahlakından ve ahkamından soyutlarken bilir ki düzenin puthanelerinde bıçaklar derisini yüzmek üzere bileniyordur. Mısralarında bir devrin resmini çizer ki mütemadi bir halin bir devirdeki tezahürüdür aslında gösterilen: Böyle kem zamanda cihana geldim Herkes imanından süzüldü gitti Talip olan eden erkândan şaştı Onlar inkârından çözüldü gitti Kiminin yükü var haddinden kaba Harmanda nanı yok elinde yaba Yalancı şıh talip mürit kör baba Yarısı kuyruğu döküldü gitti.  Bu sözleri Kar suyundan süzen çeşme göl olmaz Gül dikende biter diken gül olmaz Vız vız eden her sineğin bal'olmaz Peteksiz arının balı yalandır.., diyen Aşık Veysel kavliyle birleştirince yüzümüze tutulan ayna ve zahir aydınlık karanlığa alışık, mağarasında eğlenen gözlerimize ağır gelecektir.

Tam burada Nesimî'nin derisi yüzülürken yaşandığı rivayet edilen bir hadise, zikredilen mısralarda çizilen resmin hayata aksini gösterirken bunun yanında zulmün ve zalimin kaçamayacağı mutlak bir yüzleşme anı olduğunu, kaderin tuzak içine adalet koyduğunu da gösteren bir manzarayı idrakimize iletir. Nesimi'nin yüzülmesine fetva veren müftü, Nesimi yüzülürken sağ elinin şehadet parmağını sallayarak, “bunun diyormuş, kanı da pistir. Bir uzuva damlasa, o uzuvun kesilmesi gerekir”. Ve tam bu sıra Nesimi'nin bir katre kanı müftünün şehadet parmağına sıçramış. Meydanda bulunan hal ehli bir can; müftü efendi fetvanıza göre parmağınızın kesilmesi lazım. Müftü, “nesne gerekmez” demiş.„ Biraz suyla temizlenir” Bunu duyan Nesimi kanlar içinde: Zahidin bir parmağın kessen döner Hakk'dan kaçar Gör bu miskin aşıkı ser-pa soyarlar ağlamaz.  Ey kibrini zulmüne katık eden nefis riyakârlığın ve zalimliğin mazlumiyete elbette yenilecektir. Nesimî bildiğini bildirmiştir: Nesimi esrarı faş etme sakın Ne bilsin ham ervah likasın hakkın Hakk'ı bilmeyene Hak olmaz yakın Bizim Hak katında elimiz vardır…, diyen bu adam ham ervahın kendine ne yapacağını da söyler: Seyyid Nesimi`yim meydana serim Doğruyu söylersem yüzerler derim Bu dünyada olan hayırla şerim O da defterime yazıldı gitti, diyerek minnet etmem diyen o adam hayatını tarihe bir hakikat sütunu olarak dikmiştir. Hakikat adamı ferasetiyle son söz yerine ise noktayı şu mısra koyar gibidir: Velhasılı Nesimî sen kendimi âleme faş eyleme Köpeği hamama sokup yumanın faydası ne… Âşık Veysel sözü Nesimî'ye tefsir gibidir: Cahil okur amma alim olamaz Kamillik ilmini herkes bilemez Veysel bu sözlerin halka yaramaz Sonra sana derler deli yalandır.

Kendimizi unuttuğumuz gibi hakikati çarpıttığımız kadar da hadlerimizi yitirdiğimiz kem zamanlarda Nesimî sözü, Âşık Veysel kavli hatırlamak avamca deliliğe işaret sayılsa da Türkçe'nin bu şaheserleriyle fikir etmek Hakka saygı olacaktır.

Mazlumun kanı elbet zalim ellere sıçrayıcıdır.

Vesselam…

ALTAN ÇETİN - TERCÜMEİHÂL

ALTAN ÇETİN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  636754

-