27 ŞUBAT 2020 PERŞEMBE

Kazım Sağlam

NORMALLİK -2-

Kazım Sağlam

Bütün şartlar uygun hale gelince, yapılmak istenen işin kâr ve zararını da hesaba katarak sakin ve rahat bir şeklide harekete geçerler, bir bakarsınız ki, kısa zamanda çok verimli bir iş başarmış olurlar. 

Bu hal; kişi, aile ve devlet için de geçerlidir. Bu bir gelenektir. Kişi aile içinde bu geleneği kazanır, aile toplum içinde bu geleneği kazanır, toplum tarih içinde bu geleneği kazanır. Devlet de hem kendi tarihi serüveni içinde, hem de insanlık tarihinin geçmiş tecrübesi içinde bu geleneği kazanır. 

Gelişimini normal şartlarda, yani belli bir zaman diliminde tamamlamamış kişiler, toplumlar, devletler…

Geç kalmışlığın aceleciliğiyle hızlı hareket edip aradaki mesafeyi kapatmak isterler. Böyle olunca tüm şartları değerlendiremezler, sadece kendi güçlerine güvenerek hareket ederler. Bir bakıma güçlerini de abartırlar. Hareket etmeye başlayınca o iş ile alakalı daha güçlü kişilerle, toplumlarla, devletlerle karşılaşınca paniklerler. 

Bu durumda olan şahıslar, ya çok sivri şeyler yaparak ispat-ı vücut etmek isterler veya dış dünyaya kendini kapatarak kendine ait ve kendisinin yaptığı işin bir numarası olacak bir dar ortam oluşturmaya çalışırlar. Kısa zamanda bu dar ortamı bulabilirler ama zaman geçtikçe sahip olduğu güç onu toplumun huzuruna çıkaracak düzeyde olmadığı ortaya çıkar. Bu sefer kendisinin dışındaki insanları suçlamaya başlar. Kavramların yerlerini değiştirir, kavramlara kendince anlamlar verir ve kendine ait bir düşünce(!) oluşturur, bu düşüncesini kabul ettirmek için normal yolları denemez, kişisel gayret ve koşuşturma ile kendini topluma kabul ettirme yolunu seçer…

Eğer bu halde olan toplum ise, kendini yenileme geliştirme, yerine; başka toplumlara hizmet etme onların açığını kapatma, onların yardımına koşma ile bu açığı kapatmaya çalışırlar. Kendinden daha ileri düzeyde olan toplumlara değil kendinden daha dûn olan toplumlarla iş tutma yolunu seçerler. 

Böylesi toplumlar, daha çok geçmişleriyle övünmeyi severler. 

Eğer bir cemaate mensup iseler o cemaatten çıkmış büyük bir insana sığınırlar, onun yaptıklarını anlatarak veya taklit ederek hayatiyetlerini sürdürürler. Eğer bir partiye mensup iseler, geçmişte o partide yetişmiş birini bayraklaştırarak idame-i hayat ederler. Mesela, Saadet Partisi'nin Erbakan'a sarılması, BBP'nin Muhsin Yazıcıoğlu'nu daima öne sürmesi ve onun mücadelesinin gölgesinde siyaset yapmaları. İhvan-ı Müslim'inin Hasan el-Benna'yı bayraklaştırarak dünyada yer edinmek istemeleri ve siyaset yapmaları. Saydığım zevatın üçünü de çok severim fikirlerine ve mücadelelerine değer veririm zaman zaman onların yaptıklarını taklit etmekten de çekinmem. Demek istediğim bugün kim iş yapıyorsa kendisi yapıyordur ve kendi gücü ile geçmiş tecrübeleri birleştirerek yol alması lazım, aslolan elan iş yapmakta olan kişi, toplum/ topluluk ve devlettir. 

Türkiye devleti de geçmiş ile bugünü bir arada değerlendirerek siyaset yapması elzemdir. Osmanlı Devleti tarih olmuştur, Fatih Sultan Mehmet ölmüştür, onun siyasetini anlamak ondan ders çıkarmak elbette gerekli ve lüzumludur. Hamasetle devlet siyaseti yürütülmez, lakin geçmiş devlet tecrübesinden de yararlanmadan, onların dünya siyasetini anlamadan da siyaset yürütülmez. Bugünkü devlet kendisi olarak gücünü, devlet geleneğini ve dünya siyasi ortamı hesaba katarak bir yol izlemelidir.

 

KAZIM SAĞLAM - TERCÜMEİHÂL

KAZIM SAĞLAM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  416324

-