21 EKİM 2018 PAZAR

NURAY CANAN'IN 28 ŞUBAT’TA YAŞADIĞI İBRET DOLU HİKÂYE -4

Mehmet Ali Başaran, Nuray Canan 28 Şubat’ta yaşadıklarını kaleme aldı. İşte asla unutulmaması gereken acı gerçekler.


NURAY CANAN'IN 28 ŞUBAT’TA YAŞADIĞI İBRET DOLU HİKÂYE -4

Unutmak pusudur -4

Mehmet Ali Başaran

Vatandaşlık elde edenler için bir tören düzenleniyordu. Büyük bir salonda toplandılar. Vatandaşlık yemini edildi. Genelkurmay'dan üst düzey bir asker, vatandaş olanlarla tokalaşarak belgelerini takdim etmeye başladı.

Nuray Canan, belgeleri takdim eden komutanın yardımcısına giderek, “söyler misiniz kendisine, bana elini uzatmasın” diye ricacı oldu.

Sıra kendisine geldiğinde Komutan, “size bunu takdim ediyorum ama çıkışta sizinle mutlaka görüşmek istiyorum, beni bekleyin, olur mu?” dedi.

Törenden sonra komutan Nuray Canan'ın yanına gelerek, tokalaşmama gerekçesini sordu. İnancından dolayı tokalaşmadığı yanıtını alınca, “sizi canı gönülden tebrik ederim. Sizin gibi bir insanı tanıdığıma sevindim.” dedi.

Nuray Canan da bu tavır karşısında şaşırmış ve sevinmişti.

Komutan, “yalnız şunu anlayamadım” dedi, “neden diğer örtülüler kendileri ellerini uzatıyorlar?”

Kanser tedavisini reddedip Türkiye'ye döndü

Nuray Canan, üniversite eğitimine Kanada'da devam etti. Türkiye'de başörtüsü yasakları genişletilirken o Kanada'da bir devlet okulunda öğretmen asistanlığı yapıyordu. 

Kanada'da geçirdiği 7 yılın sonunda kendisine tiroid kanseri teşhisi konuldu. Doktor, “kaç tane çocuğun var” diye sordu.

“Üç”

“Yaşları kaç?”

“Bir, iki ve yedi”

“Kansersin ve son aşamada olduğundan acilen ameliyat gerekiyor”

Doktor, hemen sekreterini aradı ve en yakın tarihe ameliyat günü ayarladı.

“Şuraya imza atar mısın?”

“Bu nedir”

“Kanser ses tellerine de sıçramış olduğundan, ses tellerini kesmemiz gerekiyor.”

Nuray Canan için şok edici bir gerçek daha belirmişti birdenbire.

Yedi yaşındaki oğlu apartmandaki bütün Türklerin kapılarını çalarak komşulara, okulda öğretmenine, tanıdıklarına “biliyor musunuz, annem ölecek, kansermiş” diyerek derdini anlatıyordu.

Nuray Canan, bir yandan, “konuşamazsam ne yaparım” diye üzülürken bir yandan da sürekli dua ediyordu: “Allah'ım sen bana canımı, sağlığımı  bağışla!.. Eğer bağışlarsan sesimi, canımı, malımı, her şeyimi senin uğrunda feda edeceğim.”

Bu teşhisin ardından, bir süre tereddüt ettikten sonra tedaviyi reddetti ve Türkiye'ye kesin dönüş yaptı.

‘Atatürk'ü sevmeme hakkı var mı?'

2008 yılında Mehmet Ali Birand'ın sunduğu 32. Gün adlı programa konuk olan “katı laikçi” ve “yasakçı” zihniyeti temsil eden konuşmacılar karşısında, canlı yayında söz aldı. Süregelen yasakları ve laikliğin bir baskı aracı olarak kullanılmasını eleştirdi. Başörtüsünün her alanda serbest olması gerektiğine ilişkin sözleri hararetli tartışmalara sebep oldu.

Bu sözlerden çok daha fazla fırtına koparacak sözleri Fatih Altaylı'nın sunduğu Teke Tek adlı programda dile getirdi:

“Atatürk'ü seviyor musun” diye soruldu kendisine. Canlı yayındaydı. Türkiye'yi tanıyordu. Zaman kazanmak için soruyu tekrarladı: “Atatürk'ü seviyor muyum?”

Derin bir nefes aldı. O saniye, aklına Kanada'daki son günleri geldi: “benim ses tellerim kesilecekti, hak neyse onu söylemeliyim” diye düşündü.

“Atatürk'ü sevmeme hakkı var mı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının? Başıma bir iş gelmeyecekse, ben sevmiyorum.”

Türkiye o tarihte de normalleşebilmiş değildi. Nuray Canan'ın başına o sözlerden sonra bir değil birçok şey geldi.

İkinci ‘Fadime Şahin' gibi sunuldu

Hürriyet Gazetesi, haberi internet sitesinden, “alçaklığın geldiği nokta” başlığı ile duyurdu. Linç harekâtı için işaret verilmişti. Medya saldırıya geçti. Ajan, hain hatta “2. Fadime Şahin” ilan edildi, iftira ve hakaretlere maruz kaldı.

Öte yandan, saldıranlar kadar değilse de savunanlar da vardı.

Özgür-Der “resmi ideoloji dayatmasına ve medya lincine hayır” diyerek, saçmalıklara ve dayatmalara boyun eğilmemesi çağrısında bulundu. 

Mustafa Akyol Star Gazetesi'nde yer alan “Atatürk'ü nasıl sevsinler ki” başlıklı yazısıyla konuya “anlayış”la yaklaşıyordu:

“Bu otoriter sistemin ve onun yarattığı “lider kültü”nün herkes tarafından güle-oynaya benimsenmesini beklemek, tek kelimeyle saflık olur. Bunu zorla elde etmeye kalkmak, “Atatürk'ü kanun zoruyla sevdirmek” ise, saflığın ötesinde despotluktur. Unutmayın ki sevgi dayatılmaz, kazanılır. Eğer bazı vatandaşlarınız sizi bir türlü sevemiyorsa, suçu sürekli onların “ihanetinde” aramak yerine biraz da kendinize bakmanız, “biz ne yaptık bu insanlara” diye sormanız lazım.”

Hakkında soruşturma açıldı

Nuray Canan hakkında Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığınca “Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret” suçlamasıyla soruşturma başlatıldı. İfade vermek üzere çağrıldığında, savcı “kızım, dilim sürçtü de, kapatalım bu konuyu” diyerek kendisine yardımcı olmaya çalıştı.

Nuray Canan, dilinin sürçmediğini belirterek, yardımı geri çevirdi.

Savcı söz konusu soruşturma hakkında takipsizlik kararı verdi. Hürriyet Gazetesi bu haberi “takipsizlik ama şamar gibi” başlığı ile duyurdu.

Polisler, omurgası kırılana kadar dövdü

29 Aralık 2009 tarihinde İstanbul Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nde görevli müdür, o dönem İmkân-Der Genel Başkanı olan Nuray Canan'ı aradı. “Altı aydır idari gözetim altında tutulmakta olan hasta bir çocuk var, gelip onu hastaneye götürün isterseniz” dedi.

Nuray Canan, dernekte görevli üç kişiyle birlikte gitti. “İşlemler gerçekleştirilirken siz aşağıda bekleyebilirsiniz” denildi kendilerine.

Denilen yerde bekliyorlardı ki bir sivil polis Nuray Canan'ın yanına gelerek, “sen neden bu kurum aleyhinde Akit Gazetesi'ne konuşuyorsun” dedi.

“Bir karışıklık olması lazım, ben hiçbir yerde burayla ilgili demeç vermedim” dedi.

Sivil polis, “çık dışarı” diye bağırdıktan sonra ona saldırdı. Başörtüsünden tutup duvara vurdu, yerlerde sürükledi, merdivene fırlattı. Bu sırada omuriliği çatladı Nuray Canan'ın.

Diğer polisler, o dövülene kadar seyrettikten sonra müdahale ettiler. Bir kadını davet ettikleri devlet dairesinde döven polisler içinden beş tanesi, darp edildiklerine ilişkin rapor aldı.

Nuray Canan, karakol basıp beş polisi yaraladığı gerekçesiyle hâkim karşısına çıkartıldı! Daha sonra, kendisi o polisler hakkında şikâyetçi oldu ama hukuk yine devre dışı bırakıldığı için sorumlular yargı önüne çıkartılmadı.

‘Ey iman edenler iman ediniz'

Nuray Canan'ın 20 yıllık hayatının özetini sundum. Buradan nasıl bir “yargı”ya varılır, takdiri okuyucuya bırakıyorum.

İnandığımız kitap bize iddialarımızın sınanacağını söylüyor.

10 Haziran 2000 tarihinde Selam Gazetesi'ndeki röportajında kendisine sorulan son soruya verdiği cevap, özetini sunduğum bu hayatın önsözü olsa gerek.  

Topluma herhangi bir mesajınız var mı?

Hani, “Ey iman edenler iman ediniz” diye bir ayet var ya, insanlar gerçekten bu dine inanmışlarsa, bazı şeyleri göze almayı lütfen kabul etsinler. Bedelsiz hiçbir şey yoktur. Her şeyin bir bedeli vardır, insanlar mutlaka bir şeylerini feda etmeliler, mutlaka haksızlıklara karşı mücadele etmeliler.”

Yorum Yaz

  077756

-