27 ŞUBAT 2020 PERŞEMBE

Mehmet Ali Tekin

OCAK AYI ŞEHİDLERİMİZDEN İBRAHİM KIZMAZ HOCA

Mehmet Ali Tekin

İbrahim Kızmaz, Batman'ın Gercüş İlçesi Kelehe (Akburç) Köyü'nde 1 Ocak 1956 tarihinde dünyaya geldi. Babasının İbrahim, annesinin adı Azize'dir. İlk hanımı Behiye'den çocuğu olmayınca; hanımının ısrarıyla ikinci evliğini yapar ve bu hanımından Hayrunnisa ismini verdiği bir kızı dünyaya gelir. İlkokulu köyünde, ortaokulu Gercüş'te okudu. Girdiği imtihanı kazanarak Ergani Öğretmen Lisesi'ne kaydoldu. Bir yandan eğitimine devam ederken diğer yandan MSP ve Akıncılarla tanışarak, İslami çalışmalara başladı. Bölgenin değişik ilçe ve köylerinden gelen öğrencilerle ilgilenir; sağ ve sol fikirlere sapmamaları için, gayret gösterirdi. Bundan dolayı da ‘Şeriatçı' diye tanındı; cesaret ve fedakârlığıyla çevresinde sevildi.

Ergani Öğretmen Lisesi'nden 1974 yılında mezun oldu. Ankara İktisadi Ticari İlimler Fakültesi'ni kazandı fakat kayıt yaptırmadı, Muş Malazgirt'te 2 sene öğretmenlik yaptıktan sonra; 1976 yılında Mardin Nusaybin'e bağlı Tılmınar (Tepeüstü) Köyü'ne tayinini sağlayarak; bir taraftan talebe yetiştiriyor, diğer taraftan kendini geliştirmek için, Molla arkadaşlarından İslami ilimler ve Arapça dersleri alıyordu.

Türkiye'nin hemen hemen her yerinde Komünistlerin ve ırkçıların çatışmalarının zirve yaptığı yıllar; bölge de DDKD, Kawa, KDP, Rızgari, Özgürlük Yolu, TKP, vb. Marksist örgütlerin baskısı altında. Apoucular da (henüz PKK kurulmamış) yeni yeni palazlanmakta. Marksistler çok güçlü olduğu için astıkları astık, kestikleri kestik, köylülerden kendi fikirlerine yakın olmayanların tarlalarını sulamalarına fırsat vermemekte, ambargo uygulamaktadırlar. İbrahim Hoca birkaç arkadaşıyla her türlü imkânsızlığa rağmen, Marksistlere karşı mücadelelerini vermekteler. Hoca karakteri icabı, yolda caddede kiminle karşılarsa selam vermekte. Bazı arkadaşları, İbrahim Hoca'nın bu tavrını “Nedir bunlara selam veriyorsun, onlar bizi öldürmeye çalışıyor, sen gidip selam veriyorsun” diye tenkit edince; arkadaşına “Kardeşim! Bizim davamız bizden bunu istiyor, selam vermemiz, ihtiyaçlarını karşılamamız gerekiyor, belki kalpleri ısınır.” diyordu.

İbrahim Hoca birkaç arkadaşıyla birlikte “Nusaybin Düşünce ve Kültür Derneği”ni kurar ve çalışmalarını daha sistematik hâle getirir. İlçe ve köylerde, halka tebliğ faaliyetine başlarlar.

Bir taraftan öğrencilerin, diğer taraftan halkın müşkülleriyle ilgilenirdi. Marksistler Hocanın öğrenciler ve halkın üzerindeki etkinliğini kırmak için, gözdağı vermek isterler.

Bir arkadaşının anlatımından:

İlçeye uzak bir köy vardı. Köy ağası medrese okumuş, inançlarına sıkı sıkıya bağlı biriydi. Sol gruplar, inançlarına bağlı Hacı Aliye Hasan ismindeki bu ağanın köyüne defalarca saldırmış; samanlıklarını, otlaklarını ateşe vermişti. Her gün onları taciz ediyorlardı. Ali Ağa, İbrahim Hoca'nın ismini duymuş, aracılar göndererek O'nunla tanışmak istemişti. İbrahim Hoca'nın mücadelesi ve ismi artık uzak köylere bile ulaşmıştı.

Tabi bu davet gelince, her türlü tehlikeyi göze alıp o köye gittik. Ağanın evine gittik, oturduk. Bizi farklı sandılar ve hiç yüz vermediler. Ne sorduysak tek kelimeyle cevap alıyorduk, baktık olmayacak; “Peki,” dedik “Biz kalkalım” deyince Hacı Ali; “Bakın, ben Apocu değilim, Kawacı değilim” velhasıl o zaman ki tüm örgütleri saydı, sonra “Ben Müslüman bir adamım, kimse benden yardım beklemesin vermem, anladınız mı?” dedi.

Biz; “Anladık Hacı dayı biz yardım için gelmedik, senin ziyaretine geldik”, dedik. “Nereden geldiniz?” diye sordu. Biz, “Tılmınare'den” deyince, “Size bir şey soracağım, orada bir öğretmen varmış namaz kılarmış.” “Evet” dedik, İbrahim Hoca. “Hacı Ali”; “Ha o Hoca'yı keşke görseydim,” dedi. Ben kendisine “Al işte İbrahim Hoca” dedim. Sevinçten ne yapacağını bilemedi ve hemen çocuklara döşekler getirmelerini söyledi. Bize sarılmaya başladı. Tabi bu arada evin etrafında silahlarıyla nöbet tutan çocukları da yanımıza geldi. Bize hürmet ettiler ve ikramda bulundular.

Hacı Ali, bize “Şimdi camiye gidip herkesten biat alacağız” dedi. Camiye gittik, cami imamına; “Bak ben size demiştim Müslümanlar var, bir gün gelecekler” diye.

Bütün köylüler camiye toplandı. Hacı Ali, hepsinin vekâletini aldıktan sonra; Şimdi ona biat edeceğiz ve o ne isterse yapacağız, çünkü biz kaçsak da, otursak da bu Komünistler bizi öldürecekler, en iyisi ve kârlısı İslam için ölmektir, dedikten sonra. İbrahim Hoca'nın elini uzatmasını istedi. Elini onun elinin üzerine koyarak bütün köylüler adına ona biat etti.

İbrahim Hoca ayağa kalkarak, onlara İslam davasıyla ilgili bir konuşma yaptı.

Biz oradan ayrılarak başka bir köye gittik. İbrahim Hoca, muhtarın evinde bir araya gelen köylülere İslami sohbetler yaptı. Ertesi sabah eve döndük.

Bir gün Marksistlerden birisi, Hoca'dan zorla para almak ister. “Ben size para ‎‎vereyim, siz de gidip o parayla kurşun alıp, mazlum halka sıkın, öyle mi?! Size verecek ‎param yok!” ‎diyerek terler; onlar “Ya 24 saat içerisinde parayı getirirsin, ya ‎da ‎kefenini hazırlarsın!” diye tehdit savururlar. “Eğer beni öldürmezsen ‎‎senden şerefsiz yine sensin!” diye sert bir cevap verir. Hoca tedbir olsun diye bir tabanca satın alır. Hoca'ya bir daha bulaşmaya cesaret edemezler.

1984 yılında Nusaybin İlçesi'ndeki Edip Mungan İlköğretim Okulu'na tayini çıkar. Hoca burada de tebliğ faaliyetlerine devam eder. Düşünce Kitap ‎Kırtasiye isminde bir kitabevi açar. Böylece öğrencilerine daha ucuz kitap temini imkânına kavuşur. Kazancının çoğunu kitap alıp öğrencilere ücretsiz dağıtarak; gençlerin sol ve Marksist düşüncelerden etkilenmemesi için elinden gelen gayreti gösterir.

Şiirler yazardı. Hicret Bant Tiyatrosu'nu Kürtçe'ye çevirip, dağıtılmasını sağladı.

Diğer tarafta 12 Eylül'ün hemen öncesinde sistem içindeki bazı güçler, Apocular'a örtülü destek vererek; bölgede faaliyet gösteren Devrimci Doğu Kültür Derneği (DDKD), Kawa, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP), Rızgari, Özgürlük Yolu, Türkiye Komünist Partisi (TKP) vb. örgütleri sindirip, yok ettiler. 1980 ihtilalinin hemen öncesinde bölgeyi, tamamen ele geçirdiler. 12 Eylül Darbecileri'nin örtülü desteği, PKK'ya devam ediyordu. Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi'nde akıl almaz işkenceye maruz kalan Kürt gençler, tahliye olur olmaz soluğu Dağda alıyordu. Böylece PKK, 1984 yılında silahlı saldırılar dönemini başlattı. 1990'lı yılların başında bölgede PKK etkinliğini çok artırdı ve neredeyse devleti bölgede etkisiz hâle getirdi. Kendisinin haricinde, tüm kişi ve kuruluşlara yaşama hakkı tanımıyordu. Buna sadece İbrahim Hoca gibi İslami kişilik sahipleri karşı çıkabiliyor, varlık gösteriyorlardı. Zaman zaman bunlar saldırıya uğruyor, şehid ediliyorlardı.

İbrahim Hoca 6 Ocak 1992 Pazartesi günü, Edip Mungan İlköğretim Okulu'ndaki dersini bitirip çıktığı sırada, birkaç PKK'lının otomatik silahlarla saldırısına uğrar. Hoca silahını çekip, saldırganlardan birisini vurur, fakat oracıkta bir öğrencisiyle birlikte şehid düşer. Vücudundan tam 18 kurşun çıkarılmıştır.

Şehidlerimiz İbrahim Kızmaz Ve Orhan Korkmaz'ın aziz hatıralarına

Ayrılık Güvercinleri

Direnmenin ihtişamı

Dağlardan yankılanan feryadlar var

Ateşi sulara okutan

Ölüm üstüne yorumlar

Asıl mü'minde güzeldir kurşunlar

Devrilip devrilip gelen

Aşkın zirvesinden

Kulp'tan Nusaybin'den

Sevdalar işkencede

Sizden yana saf tuttuk ey İbrahim ey Orhan

Yabancısı değiliz intikamların

 

Serpilen yara oldunuz bağrımıza

Secde izleriyle nakış nakış alnına

Kanlı kancalar atıldı

Ateş yutmuş gözlerin

Senin gözlerine döküldü kezzap

Şimdi biz kör olduk

Görmemenin kahrolası hüznü

 

Sular şaşkın akıyor

Yarası derinden

Kulp Çayı mahsun

Kulp Çayı kan

 

Ashab-ı Uhdud'dan

Tutuşturulmuş ateşlerdi vucuduna serpiştirilen

Tevhidî libasınla yandığında

Kitabımdan başkaldırılar boy veriyor

Ve kesemez hiç bir zalimin bıçağı mazlumun sesini

İbrahim nasıl öğrendiyse İbrahimce ölmeyi

Sen de öğren ki, bozkır dağlarıma yağsın yağmur

Değil mi ki hayatın bir yüzü ölümdür güzelim

 

Bak ellerimde

O mükemmel günün hazırlığı var

He canım, kurşunlar sıkılınca bağrıma

Kin ve öfke baktım dağları delip geçen

Alnımın dağlandığı yerde

Ey mazlum çocukları Doğu'nun

Yaralarımız üzerinde ayrılık güvercinleri

Ölüm renginde

 

Sana

Hamza'nın ciğeriyle soluyan

Orhan diyorum

Ve sana Hubeyb kararlılığında

İbrahim diyorum

Diyorum ak güvercinler ölmedi ölmeyecek

Anlıyor musun

Göğsüme yaslıyorum sizleri yeniden

Ayrılık güvercinleri                                    

                        Bünyamin Doğruer

 

Tüm şehidlerimizin ve özellikle İbrahim Kızmaz Hoca'nın ruhu için El Fatiha…

 

tekin.mehmetali@gmail.com

 

MEHMET ALİ TEKİN - TERCÜMEİHÂL

Gazeteci-yazar

MEHMET ALİ TEKİN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  324102

-