21 EKİM 2019 PAZARTESİ

Hasret Yıldırım

ON YILIN EKONOMİK KRİZLERİ (1991-2001)

Hasret Yıldırım

1991 Körfez Savaşı Krizi

2 Ağustos 1990'da Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesiyle başlayan kriz ile birlikte; ABD öncülüğünde, Birleşik Krallık, Fransa, Suudi Arabistan, Suriye ve Mısır'ın da aralarında bulunduğu 40'a yakın ülkenin dahil olduğu koalisyon gücü, Irak'a karşı 17 Ocak 1991 tarihinden itibaren askeri harekât düzenliyordu. “Körfez Savaşı” adıyla tarihe kara bir leke olarak geçen hadise, yeni dünyanın şekillenmesinde de aktif bir rol alıyordu. Harekâtın evveli ve sonrası bölgesel ekonomiyi yerle bir etmiş; petrol fiyatları hızla artarken, para piyasalarında faizler yükselmeye başlamıştı.

Hele ki bankalardan çekilen 5 milyardan fazla mevduat, piyasaları sıcak para krizi ile karşı karşıya bırakmıştı. Bu hengâmda, Türkiye'nin stratejik olarak aktif rol almasını isteyen Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın yalnız kalması ve TSK ile birçok konuda karşı karşıya gelmesi, körfez savaşını uzun vadede Türkiye'nin aleyhine döndürmüştü. Türkiye, Irak'a karşı 12 yıl süren BM ambargosu sonucu kaybettiği 100 Milyar ABD Dolarının üzerindeki zararı ve dönem içerisinde ödenmesi gereken yardım ödemelerini, ABD ve körfez ülkelerinden karşılamada yetersiz kalmıştı.

5 Nisan 1994 Kararları (Acı Reçete)

25 Haziran 1993 tarihinde kurulan, DYP-SHP koalisyon hükümetinin Başbakanı Tansu Çiller'in önünde ekonomik olarak; yüksek enflasyon, artan bütçe açıkları, dış ticaret açığı ve kur dalgalanmaları en büyük problemler idi. Hazine iç borçlanma imkânı bulamadığı için; Merkez Bankası piyasaya devamlı para sürüyor, yeni para da hızlı döviz alımına dönüşüyordu.

Bankaların yüksek devalüasyon beklentisiyle döviz alımlarına devam etmesi; Merkez Bankası'nın rezervlerini hızla eriterek, birkaç ay içinde rezervlerin 7 Milyar Dolar'dan 3 Milyar Dolar'a gerilemesine sebep olmuştu. Dolar %100 artışla 19.000 Lira'dan 38.000 Lira'ya yükselmişti. 5 Nisan 1994'te Başbakan Tansu Çiller, bozulan dengeleri yeniden kurmak gayesiyle “Acı Reçete” adı da verilen bir ekonomik paket açıkladı. “Enflasyon hızla düşecek, Türk Lirası'na istikrar sağlanacak, ihracat artışı hızlanacak, kamu açıkları zamlarla kapatılacak, özelleştirmelerle kaynak sağlanacak, ekonomik ve sosyal kalkınma sürdürülebilir bir temele oturtulacak” denilerek açıklanan paket, Türkiye'yi tarihinin en ağır ekonomik krizlerinden biri ile karşı karşıya getirmişti.

Birkaç ay içinde sayısız iflas ile birlikte; imalat sanayinin %64, makine sanayinin %50 küçülmesi sonucu, en az 500 Bin kişi işsiz kaldı. Hükümet aldığı kararları tam manasıyla uygulayamayınca, geri dönülmez bir başarısızlık oluştu ve DYP-SHP 24 Aralık 1995 seçimlerinde ağır rey kayıpları ile karşılaştı.

1998-1999 Krizi

1996 yılında RP-DYP hükümetinin, VII. beş yıllık kalkınma planı hazırlaması ve yine bu dönemde Çiller'in gayretleriyle Gümrük Birliği'ne girilmesi ekonominin gidişatını belirleyen faktörler olmuştu. Ayrıca bu dönemde IMF ile yapılan Stand-By anlaşması sona ermişti. Lâkin bu gelişmeler; 1995 yılında %65,5 olan enflasyonu, 1996 yılı sonunda %84,9 yapmıştı.

Dış borç, dış açık ve cari açığın artmasının yanında; hükümet ve silahlı kuvvetler arasındaki sürtüşme piyasaları tedirgin ediyor, laiklik ve irtica tartışmaları gündemi meşgul ediyordu. Bu hengâmda, 28 Şubat postmodern darbe süreci başlamış, 1997 Haziranına gelindiğinde hükümet düşürülmüştü. 30 Haziran 1997'de vazifeye başlayan ANASOL-D hükümeti uygulamaya çalıştıkları ekonomik kararlarda başarılı olamadıkları gibi, Uzak Asya ve Rusya krizleri de olumsuz havayı daha çok tetiklemişti.  

Türk Ticaret Bankası ile Petrol Ofisi Anonim Şirketi'nin özelleştirilmesindeki şaibelerin belgelenmesi ve mafyanın Başbakan Mesut Yılmaz'ın bilgisi dahilinde mevzuya karışması, iplerin kopmasına sebep olmuştu. CHP'nin hükümetten desteğini çekmesi sonucu, Aralık ayı sonunda hükümet düşürüldü. Bu hengâmda, Milliyet Gazetesi yazarlarından Derya Sazak'ın, Siyaset Günlüğü isimli köşesinde yazdığı “1999 Krizi” isimli yazısı olacakların habercisi gibiydi:

Anadolu Kaplanları yaralı; Laleli piyasası kan ağlıyor. Denizli, Bursa, Gaziantep, Kahramanmaraş, Çorum gibi Türkiye'nin küçük ve orta ölçekli sanayi kaleleri, teker teker düşüyor. Tekstil başta olmak üzere, ekonomik krizin kurbanı fabrikalar kapanıyor. İşsizlik kol geziyor. Milliyet, günlerdir uyarıyor. Anadolu kaplanlarının ayağa kaldırılması için Şeref Oğuz yönetimindeki Ekonomi Servisi'ndeki arkadaşlarımız, il il dolaşarak sorunları yerinde saptıyorlar. Ankara'nın dikkatini Anadolu'ya çekmeye çalışıyorlar. Kriz, tekstille sınırlı değil. Otomotiv ve inşaatta da sıkıntı büyük. Sanayinin can damarı, uluslararası ticaret ve finans merkezi İstanbul'da da 1999'a yönelik beklentiler iç açıcı değil. Sakıp Sabancı dün, "Yangın var" diye bağırıyordu. Rahmi Koç da, Bursa'da, "Ekonomi bıçak sırtında" uyarısında bulundu.

Peki Türkiye, Uzak Asya'daki, Rusya'daki krizin de izlerini taşıyan bu sorunlara ne ölçüde hazırlıklı? Hükümet boşluğu zamanında doldurulamazsa Türkiye, 1999 yılını bir aylık "geçici bütçe" ile karşılamak zorunda kalacak. Peki, siyasi partiler "nafile turlar"dan vakit bulup ekonomideki karamsar bulutları dağıtmak için ne yapıyorlar? Dünkü grup toplantılarında neler konuşulmuş diye baktık.

CHP'de Deniz Baykal'ın, "Hükümeti niye yıktınız?" diye partisine yüklenen çevrelere "Batsın sizin o hükümetten beklediğiniz çıkar" şeklinde gösterdiği tepkinin kaynağında ekonomi politikası eleştirisi yer alıyordu: "Biz, uzun süreden beri ekonomik duruma ilişkin kamuoyunda, medyada yansıtılan iyimserliği paylaşmayan bir çizgide değerlendirmeler yapıyorduk. Israrla, Türkiye'deki ekonomik gidişin sağlıklı olmadığını, temel sorunların çözülmediğini ve bunalımın hızla birikmekte olduğunu ve bu bunalımın Türkiye'yi her an yakalayabileceğini dilimiz döndüğünce anlatıyorduk. Şimdi geldiğimiz noktada kriz artık saklanamaz durumdadır." Baykal'a göre, artık krizin varlığı değil, nedenleri tartışılır hale geldi. Ve CHP lideri, Asya krizinin Türkiye ekonomisine yönelik etkisini ifade etmekle birlikte, asıl nedenlerin ve yanlışların üzerine gidilmesini savunuyor. Bu yanlışlar nelerdir?

  1. Rant ekonomisinden üretime geçişte, yanlış yatırım politikaları.
  2. Faiz problemi çözülmeye çalışılırken patinaja girilmesi sonucu KOBİ'lerin ihmal edilmesi.
  3. Enflasyonu düşüreceğiz derken, tüketici fiyatlarıyla toptan eşya fiyatları arasında 15 puan fark oluşması ve fiyatların yapay bir şekilde bastırılması gerçeği karşısında, piyasalarda kalıcı bir güven ortamı sağlanamaması.
  4. Fiyatlar aşırı ölçüde bastırılmaya çalışılırken, talebin düşmesi ve dünya konjonktürünün deflasyonist bir ortama giriyor olmasının gözden kaçırılması. Sonuçta, Türkiye'nin de durgunluğa girmesi...
  5. Büyüme hızının yüzde 3.5'lere düşmesi, son dönemde işini kaybeden insan sayısının 135 bini bulması ve milyonlarca kişinin yoksullaşma sürecine girmesi.
  6. Tekstil ve konfeksiyon'da hesapsız yatırım ve teşviklerin sonucu bankalara olan borçlanma konusunda KOBİ'lerin içine düştüğü krizin zamanında saptanmamış, gerekli önlemlerin alınmamış olması.

Evet, CHP Grubu'nda tartışılan bu sorunlara öteki partiler de yabancı değil. Ecevit, Yılmaz, Çiller, Kutan... Hepsi durumu görüyor. Ekonomi alarm veriyor!. Türkiye'nin bir an önce 1999 yılını kurtaracak, hiç olmazsa 18 Nisan'daki seçime dek dört ayı çıkaracak sağlam bir hükümete ihtiyaç vardır. Liderler, Meclis koridorlarında nafile turlar atmak yerine, geniş katılımlı bir hükümet kurmanın yollarını aramalıdır. Ankara, kafayı kuma gömmekten vazgeçerse, Anadolu kaplanlarının ne halde olduğunu görecektir. Bursa, Denizli, Gaziantep, Çorum, Kahramanmaraş ve daha pek çok il S.O.S. veriyor. Ülkesini seven, bu sese kulak verir.

Abdullah Öcalan'ın yakalanması hadisesini siyasî propaganda malzemesi olarak kullanan DSP; 18 Nisan seçimlerinden 1. parti olarak çıkmasına rağmen, tek başına hükümet olacak çoğunluğu sağlayamadığı için, koalisyon kurma çalışmalarına başlamıştı.

ANAP ve MHP ile anlaşan DSP; Türkiye Cumhuriyeti tarihine ANASOL-M olarak geçen 57. Hükümeti, 28 Mayıs 1999 tarihinde kurmuştu. Hükümet ilk icraat olarak, bankacılığı özel bir yapıya kavuşturdu ve BDDK kuruldu. Uluslararası tahkime olanak sağlayan kanun kabul edildi. Medyanın desteği ile olumlu bir hava eserken, 17 Ağustos ve 12 Kasım depremleri ekonomiyi alt üst etmişti. Türkiye 1999 yılının sonunda ekonomik açıdan son derece karamsar bir görünüm içerisindeydi. Ekonomik büyüme %-6.1 olmuş, yani ekonomi %6 oranında küçülmüştü. Enflasyon %70'e ulaşmış, bütçe açıkları büyümüş, hazine faizlerinin yıllık ortalama bileşik oranı %106'ya ulaşmıştı.

21 Şubat 2001 Krizi (Kara Çarşamba)

2000 senesine gelindiğinde, Sadettin Tantan'ın büyük çaplı yolsuzluklara karşı başlattığı operasyonlar kamuoyu gündeminde yer etmişti. Paraşüt, Balina, Ahtapot, Kartal, Hayal, Matador, Kasırga gibi her biri başlı başına büyük bir suç şebekesini ortaya çıkaran operasyonlar ve enteresan operasyon kod isimleri hafızalarda kalmıştı.

Bu hengâmda, Cumhurbaşkanı Sezer ile Başbakan Ecevit arasında Ağustos 2000'den beri devam eden fikir ayrılıkları, MGK'nın Şubat ayı olağan toplantısı evvelinde ciddi tartışmaya dönüşmüştü. Karşılıklı söz düellosuna, Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan'ın da dâhil olması ve “Anayasa kitapçığının karşılıklı fırlatılması” üzerine, başta Başbakan Ecevit olmak üzere hükümet kanadı MGK toplantısını terk etti.

Ekonomide bekleyişlerin olumsuzlaştığı bir ortamda, Başbakan'ın devlet yönetiminde "kriz var" açıklamasıyla birlikte mali piyasalarda panikle başlayan vetire; yerli parayı savunmak için gecelik faizlerin astronomik oranlara yükselmesine rağmen, yerleşiklerin yoğun döviz talebi nedeniyle Merkez Bankası'nın 5 milyar dolarlık döviz satışıyla sonuçlandı. Bir gün önce 670 bin TL olan dolar, 1 milyonu aştı. Bunun sonucunda yabancı bankalar vadesi gelmemiş kredilerini geri çekmeye başlayınca, 21 Şubat'ta bankalar arası para piyasasında gecelik faiz %7500'e kadar çıktı. Yapılan bu örtülü devalüasyon ile TL'nin değeri %40 civarında düştü. Devletin borcu da 29 katrilyon TL arttı. Bir hafta içerisinde şu hadiseler gelişti:

22 Şubat 2001: 13 saat süren toplantıdan sonra, 22 Şubat'ta dalgalı kur politikasına geçildiği açıklandı.

23 Şubat 2001: Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel, görevinden istifa etti.

25 Şubat 2001: Ahmet Necdet Sezer piyasayı rahatlatmak için bazı açıklamalar yaptı, ancak çok başarılı olamadı.

26 Şubat 2001: Hazine müsteşarı Selçuk Demiralp istifa etti.

27 Şubat 2001: Ecevit, kurtarıcı olarak Kemal Derviş'i ülkeye davet etti, ancak onun da sonu hüsran oldu.

Binlerce işyerinin kapandığı ve yaklaşık bir milyon insanın işsiz kaldığı “Kara Çarşamba” siyasi aktörlerin neredeyse hiçbir şey yapamadıkları bir dönem olmuştu. Memur maaşlarını ödeyebilmek için IMF'den borç istenmiş, o dönem IMF Başkanı Stanley Fischer, yaptığı konuşmada “Gerekirse devalüasyon yapın, ek veya sıcak para da beklemeyin” şeklinde ifadeler kullanarak, Türkiye hükümetinin iyice köşeye sıkışmasına sebep olan açıklamalarda bulunmuştu.

21 Şubat 2001 krizinin 10. Yılında, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan; devlet açısından maliyetin ne olduğu konusunda bir çalışma yaptıklarını, 2001 krizinde özel tertip hazine kağıtları ihraç edildiğini ve senetlerle ilgili ödemenin 2010 yılı sonunda tamamlandığını hatırlatmıştı. Ali Babacan 2011'de yaptığı açıklamalarda “2001 krizi nedeniyle ihraç edilen senetlerin toplam ödemelerinin bugüne enflasyonla getirilmiş hali, 251 milyar 563 milyon lira. Bu faturayı ödeyebilmek için piyasalara borçlanmak zorunda kalındı. Yapılan hesaplamaya göre, bu maliyeti ödemek zorunda kalınmasa, hazinenin borcu 381 milyar 877 milyon lira daha aşağı olacaktı” şeklinde konuşmuştu.

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  434394

-