Hüseyin Yağmur

ÖNCE İSİMLERİMİZİ KAYBETTİK

Hüseyin Yağmur

Geçen haftalarda nezih bir ortamda değerli bir hocamızı dinledik. Türkiye'nin yeni vizyonunda karşısına çıkan fırsatlar ve dezavantajlar üzerinde duran hocamız, Türkiye'nin yeni vizyonunun bir 'değerler manzumesi' üzerine kurulması gerektiğine vurgu yaptı.

Dönüşte dinlediklerimi düşünürken değer manzumelerimizden neler kaybettiğimizi düşündüm. Aklıma ilk gelen kaybettiğimiz isimlerimiz oldu.

Oktay Akbal'ın 'Önce ekmekler bozuldu' isimli bir hikaye kitabı vardı. Buradan da ilhamla söylüyorum ki bizim değerler manzumemizde önce isimlerimiz bozuldu. Geçtiğimiz elli yılda her biri bizim için çok özel bir yere sahip isimlerimizi kaybettik.

Kendi isimlerimizi, sokak, mahalle, belde ve şehir isimlerimizi, dükkan mağaza isimlerimizi... Kendimizle ve isimlerimizle çok fena yabancılaştık.

Bir mütefekkir 'Eğer isimlerimiz olmasaydı, bize yapılan bütün seslenmeler boşa giderdi' diyordu. Öyle hissediyorum ki isimlerimiz yabancılaştığı için de bize yapılan seslenmeler boşa çıkıyor.

'Ahi Mesut' isminin 'Etimesgut' yapıldığı, 'Eba Yezit' isminin Bayezit'e, 'Turu-Sina' isminin 'Dursun'a dönüştüğü bir dünyada yaşıyoruz.

Bir kitapta okumuştum. 1930 yılına kadar İstanbul'un bütün mahalleleri İstanbul'un fethinden sonra konulan isimleri taşıyormuş. Maalesef 1930'lardaki bir vandal uygulamasıyla bütün bu isimleri yok etmişler.

28 Şubat Darbecileri de 'Sofular' gibi mahalle ve sokak isimlerine takmışlardı.

Eskiden mevcut olan 'Şehit Mansur Sokak', 'Tekke Arkası Sokak' isminin bir manası vardı. Bu isimler 'Burada bir şehit var, burada bir tekke var' uyarısı yapıyor ve bu uyarı sokakta yaşayanları ruhen kuşatıyordu. 

Şimdi sokak isimleri bir alem: Yılmaz Sokak, Market Sokak, Tembel Hacı Mehmet Sokak vs.

Bizim çocukluğumuzda mahallemizdeki büyüklerin her birinin ismi birer nadide mücevher gibiydi. Hayriye, Refika, Nemide, Fermude, Cevahir, Akgül, Belgüzar, İfakat, Melek, Hatice... Zamanla bu isimler göçtüler gittiler... Onların yerine yeni isimler geldi. Sibel, Tolga, Can, Kerem, Fırat, Ufuk, Doğan...

Zaman içerisinde şehir isimlerimizi de kaybettik...El Aziz oldu Elazığ, Diyar Bekir oldu, Diyarbakır, Hısnı Keyfa, oldu Hasankeyf...

Osmanlının son dönem haritalarında Mercidabık, Otlukbeli gibi yerlerin isimleri mevcut. Dolayısıyla bunları okuyup görünce dün ile bugün arasında bağlantı kurmak daha kolay oluyordu.

Bu fırsatı da kaybettik...

Bir ara Üsküdar'da bir mağaza sahibi mağazasının adını 'Rizelli' koymuştu. Şimdi neredeyse bütün mağazalarımızın adı yabancı isimlerden oluşuyor.

Hafta sonu eşimle bir alış veriş merkezine girdik. Mağaza isimlerinin nerdeyse tamamı yabancı isimlerden oluşuyordu.

Değerler manzumemizde kaybettiklerimize yeniden kavuşabilmemiz için bir noktadan işe başlamamız lazım. İsimlerimizi kaybetmekle başlamıştık. İsimlerimizi geri kazanmakla başlayabiliriz.

……………….

Bir devlet sadece bilek gücüyle ayakta duramaz. Ordusu güçlü olduğu kadar öğretmeni, genel müdürü güçlü olduğu kadar sanatkarı da güçlü olması gerekir.

Velhasıl bir devleti ayakta tutan ve geleceğe taşıyan onun sahip olduğu medeniyet muhasalası ve medeniyet tasavvurudur.

Ak Parti iktidarının kurmayları bu bahar havasını fırsat bilmeli, yeni binalar yeni köprüler kurgularken ‘insanı' unutmamalılar.

Dün televizyonlarda bir haber gördüm. Bir vilayetimizde Selçuklu Döneminde yapılmış ve artık kullanılamaz duruma gelmiş tarihi köprüyü Karayolları Genel Müdürlüğü tamir ettirmiş. Köprü bu hâliyle biraz Mostar köprüsüne benzemiş. Köprünün bu yeni haliyle ortaya çıkan ‘hilal' manzarasından rahatsız olan bazı şahıslar suç duyurusunda bulunmuş. ‘Köprü aslına uygun tamir edilmedi' diye.

Televizyon köprünün eski halini de gösterdi. Köprü eski haliyle bir ‘halka şekerine' benziyor. Ancak keçiler ve bazı sporcu insanlar geçebilir. Halbuki bu haliyle köprüden araç bile geçebilir. Ayrıca estetik bakımdan da bir sorun gözükmüyor.

Ne var ki; köprünün yokluğuna gücü yetmeyen şahıslar, köprümün tamiratını gözlerine kestirmişler.

“Köprüler yaptırdım gelip geçmeye/ Çeşmeler yaptırdım suyun içmeye” derken meselenin sadece köprü ve sadece çeşme olmadığı anlaşılıyor. 

Eğer aslı kaybeder, insanı inşa ve ihyayı unutursanız, yaptırdığınız köprüden geçen, çeşmenizden içen insanlar sizin hasmınız olurlar. 

Sultan 2.Abdülhamit'i de yaptırdığı modern okullarda yetişen öğrenciler tahtından indirmediler mi?

 

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

  1. Çöküş tüm hızla devam ediyor..

Yorum Yaz

  734498

-