14 AĞUSTOS 2020 CUMA

ÖNCE İŞKENCE VE TECAVÜZ SONRA KATLİAM YAPTILAR


ÖNCE İŞKENCE VE TECAVÜZ  SONRA KATLİAM YAPTILAR

Kadınlar ailelerinin gözleri önünde tecavüze uğratıldıktan sonra öldürü-lürken, erkekler işkenceye tâbî tutularak ve planlı bir şekilde öldürülmüşlerdi. 20. yüzyılın bu en vahşi soykırımında şu ana kadar 8372 kişinin cesedine ulaşıldı. Yapılan incelemelerde, bir insana ait kemiklerin farklı birkaç noktadan çıktığı tesbit edildi. Ayrıca pek çok cesedin kemiklerinin birbirine karışmış olması cesetlerin toplu şekilde çukurlara atıldığını, bazılarının yakıldığını gösteriyor. Bazı kadın cesetlerine yapışık olarak bulunan bebek cesetleriyse hamile kadınların dahî acımasızca katledildiğini ortaya koyuyor.

Bütün bunlara karşın, katliam sonrasında BM Temsilcisi Yasushi Akashi tarafından yapılan şu açıklama BM'nin olaya bakış açısını ortaya koyması bakımından önem taşıyor: “Fiziksel işkenceye dair izler yok. İnsanların kendi istekleriyle mi yoksa zorla mı yerlerinden edildiğini henüz bilmiyoruz.”

Katliamdan sonra BM ile Sırp birlikleri arasında gerçekleştirilen müzakerelerden sonra, Hollandalı askerlerin her türlü mü-himmat, gıda maddesi ve tıbbî malzemeyi bırakarak Srebrenica'yı terk etmesine izin verildi. Bu ucuz komedide, küresel askerî güce sahip olan ABD, Fransa, İngiltere, Rusya, Çin, Almanya, Japonya, Kanada ve daha pek çok ülkenin söz sahibi olduğu bir kurumun, Sırp birlikleri karşısında yetersiz kalındığına inanılması isteniyordu.

Günlerce devam eden vahşi katliamdan sonra şehir Sırpların eline geçti. Fakat Boşnak birliklerine bağlı askerlerden ve yetişkin erkeklerden oluşan yaklaşık 15 bin kişilik bir grup Sırp kuşatmasını yararak Bosna birliklerine katılmak için yola çıktı. Açlık, yorgunluk ve hastalıkla geçen zorlu yolculukta, pusuya düşürülme ve mayın tehlikesi de vardı. Dağlık ve ormanlık alanda devam eden bu ölüm yolculuğu Sırpların bombardımanlarıyla bölündü ve binlerce insan bu şekilde hayatını kaybetti. Geriye kalanların bir kısmı Jadar Nehri'ni geçmeye zorlandıkları için boğularak ve mayına basarak haya-tını kaybetti. Böylece 15 bin kişilik bu gruptan çok az bir kısmı kuşatmayı yararak Boşnak kontrolündeki bölgeye ulaşabildi.

ULUSLARARASI KURULUŞLARIN VE KÜRESEL AKTÖRLERİN BÜYÜK İHANETİ

Dünyada barışın, huzurun ve adaletin teminatı olduğu iddiasındaki Birleşmiş Milletler'in, Srebrenica'da yaşanan bu insanlık dışı süreçte, katliamı gerçekleştiren Sırp askerleri kadar suçlu oldukları anlaşılıyor. Bağımsız bir ülkenin topraklarında ve dünyanın gözü önünde yapılan bu soykırımın, BM ve NATO'nun sorumluluğu altındaki ‘Güvenli Bölge'de vuku bulması da, bu kuruluşların ne ölçüde güvenilir oldukları ve hangi amaçlar doğrultusunda hareket ettikleri hususunda önemli ipuçları veriyor.

1992'de başlayan ve 3 yıldan fazla süren işgal ve soykırım sürecinde bölgede güvenliği sağlamak amacıyla bulunan BM askerleri, Sırp saldırılarını durdurmak ve Boşnak halkını korumak adına hiçbir şey yapmadı, aksine Boşnak halkının mağduriyetini kullanarak BM depolarında bulunan insanî yardım malzemelerini isteyen halktan gayriahlakî taleplerde bulundular. Öte yandan işgal sürecinde bölgede bulunan çeşitli ülkelere mensup BM askerlerinin, korumakla yükümlü oldukları Boşnak halkının değil Sırp askerlerinin yanında saf tuttuğu biliniyor.

Üst düzey BM yetkilileri ise, işgal süresince müdahaleyi gerektirecek durumlarda yaşananları görmezden gelmeyi, dünya kamuoyuna yanlış bilgi vermeyi ve yanıltıcı raporlar hazırlayarak Sırp tarafını daha da cesaretlendirecek yaklaşımlar sergilemeyi tercih ettiler.

Benzer şekilde NATO da hava müdahalesi gerektiren birçok durumda göz boyayıcı birkaç isabetsiz atış yapmanın ötesine geçmedi ve daha sonra gerçekleştirilecek müdahalenin şart-larının oluşması için daha fazla masum insanın yaşamını yi-tirmesine göz yumdu.

 

Oya Akgönenç Mughisuddin, Bosna'da yaşanan süreçte uluslararası kuruluşların ve Batı devletlerinin yanlış uygulama-larını şöyle sıralıyor:

n “Uluslararası hukukun ihlali olan bir davranışın düzeltilmesi yerine saldırgan tarafın yatıştırılması veya yumuşatılması politikalarına öncelik verilmiş olması,

n Sırpların agresiv bir şekilde ele geçirdikleri ve bağımsız bir ülkeye ait olan toprakların terk edilmesini sağlamak yerine, topraklarını haksız işgalle Sırplara kaybeden Boşnakları daha toleranslı olmaya zorlayan bir uluslararası baskı mekanizmasının yürürlükte olması,

n Yapılan insan hakları ihlallerine karşın yeterince önlem alınmayışı ve Sırplara baskıyı sağlayacak yol ve metodların kullanılmamış olması,

n Uluslararası girişimlerle tam 65 defa ateş-kes ilan edilmiş ve her seferinde Sırplar bundan vazgeçerek sıcak savaşa dönmüşlerdir. Yani 1003 günlük savaş sürecini esas alırsak, her 15.5 günde bir ateş-kes ilan edilip, ihlal edilmiştir. Bu tutum ciddi bir niyetten uzak olup, adeta yoruldukça dinlenmek veya strateji değiştirmek için ara vermek ve ondan sonra daha avantajlı bir noktadan harekete geçmekten başka bir şey değildir.

n Batı devletleri Bosna'da sürekli uluslararası kaide ve hukuku ihlal eden ve saldırgan durumda olan Sırpları durdurmak ve caydırmak amacı ile tam 22 kere NATO kuvvetleri ile vurmakla tehdit etmiş; birkaç tane çok sınırlı vuruş hariç, bu operasyonlardan son anda vazgeçilmiştir. Böylece, Batılı devletlerin ellerinde her türlü imkan bulunmasına rağmen, Sırpları durdurmakta etkili olamamışlar ve inanırlıklarını kaybetmişlerdir.”

Yorum Yaz

  724962

-