5 ARALIK 2019 PERŞEMBE

Elif Sönmezışık

ORHAN OKAY VE İSTANBUL

Elif Sönmezışık

Sayısız kitapta İstanbul'un izini sürmüşümdür. Bunların arasında çocukluğumun Balat-Fener-Edirnekapı-Draman hattına dair anlatılar, hatıralar, hikâyeler taşıyan pek az satır var. Çocukluk renklerinin alelacele ve hiç durmadan uzaklaştığı bir çağda, iki satır Orhan Okay İstanbul'u okumanın sağladığı saadetli kavuşumu, başkalarının satırlarında pek bulamadım bu yüzden.

Hâlbuki çocukluk yılları ile uzaklaşma muhit ve zamana dair bir mesele değil, aramızdaki yaşantı ve hayatla süren alışveriş farklarına dair. Yaşadığımız o “büyük budama” öncesindeki ev ve sokak düzeneği, kokuları, sesleri yükselir Bir Başka İstanbul'un satırlarından. Ondan sebep başucumdan ayırmam.

Hiç durmadan akan ve su şırıltısını andıran kelimeler eşliğinde, hayatlarımızın tam ortasına kurulan İstanbul'un, az anlatılmış “kenar mahalle” köşelerinden itinayla bahseder.

Okay'ın sokak sokak gezdirdiği, Balat'tan başlayan, Haliç, Fethiye ve Edirnekapı'da nihayetlenen, pek çok İstanbullunun habersiz olduğu, mimarisinden çok insan dokusundaki dönüşme hızıyla hayrete düşüren o “başka İstanbul”, ustanın kaleminde hep değişim vurgusuyla canlanır. Zaten İstanbul, en çok da Tarihî Yarımada, değişim vurgusu olmadan anlatılabilir olamaz ki… “Mazi” ve “ati” meselesini “şimdi”ye göre tanımlayabildiğinden kendi tabiriyle “maziperestlik”e düşmez Okay. Maziyi anar, deformasyona buğz eder, ama bugünün kullanışlı argümanlarının mazi anlatımlarına dahi eşlik etmesinden kaçınmaz.

“Değişim” hattında, geçmiş ve şimdi bağlantılı cümlesi şudur bir bakıma: “Değişen şeyleri değişmeleriyle görmekte ve yaşaması, devamı gerekli olanları ya ihya etmek veya geçmiş bir hatıra olarak bilmekte fayda vardır.” Lazım olanı; geçmişten de, değişimden de gelse reddetme… Bu cümle, Orhan Okay'ın anlatımını, dil ve üslubunu günümüzde konumlandırırken de uygun bir tarif sayılabilir.

Şehrin içinde yaşananlar ve iç manzaralarını badanalayan o emanet doku üzer Okay'ı. O eskinin duru ve her bir unsurunun hayatta karşılık bulduğu şehir düzeninin meftunudur. Buna karşı çıkan bağnazlığı da kabullenemez: “Bana ve benim gibi pek çok hatıra yazarına o semtleri munis gösteren sadece kaybolmuş her şeyi güzel zannettiren psikolojik yanılmadan ibaret değildir. O harabiyet içinde bile tepelerin, vadilerin, çayırların, bağların, hatta ıslah edilseydi şehrin pitoresk dekorunu tamamlayacak bir unsuru olan akar derelerin, sonra hemen her sokakta bulunan çeşme, mescit, hazire ve belki hepsinden önemli sivil mimari örneklerinin varlığı tarihe ve tabiata açılan bir ufkun huzurunu veriyordu.”

Zamanın getirdiği olaycılık ve vandalizmle haklı bir kavgası varken, şimdiki zamanla ve kendinden sonraki nesillerle barışık bir ustalık sezilir satırlarında. Bunu, Tanpınar'ı yorumlarlarken de kendiminkinden yarım asır öncesi çocukluğunu anlatırken de başarabilir. Belki de bu yüzden Okay'ın mazisinden kalan fotoğraflar, çok tanıdık ve çok samimi gelir. Hazmı mümkündür. Bu sayede aynı zaman ve mekânlarda buluşmuş sayarız kendimizi.

O, Bir Başka İstanbul'da “Kaybedilen daima güzeldir.” diyordu. Hayatımızdaki güzellikler her geçen gün azalırken, göçüp giden güzel insanlar kafilesine katıldı o da. Sesini, nefesini yitirsek de, satırları bizimle kalacak. Çünkü bizdendi ve bize dair olanların derdindeydi. Biz de değişim yazgısının kazasını yaşarken, yanımıza alacağımız birkaç sağlam, teskin edici kalemden biri sayarız kendisini.

Geçtiğimiz hafta Hakk'a uğurladığımız Orhan Okay'la bazı etkinliklerde dünya gözüyle karşılaştıysak da, sohbet etme imkânı bulamadık. Hayatı boyunca dolu dolu söylemiş birinin karşısında iki kelam etmenin zorluğunu hissedenlerdenseniz, olamamış sohbeti hayal etmeniz de güçtür zaten. Nitekim mahrumiyet mahcubiyeti öteledi.

Nasip…

ELİF SÖNMEZIŞIK - TERCÜMEİHÂL

Yazar Elif Sönmez Işık, Türkiye Yazarlar Birliği 2017 yılı 'basın fıkrada' ödülü sahibi

ELİF SÖNMEZIŞIK DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  348178

-