‘PARALELLE MÜCADELE EDERKEN PARALELCİ OLDUK’

Devlet, ‘Fethullahçı Terör Örgütü’ ile mücadele ederken, örgütün de emniyet içerisindeki kriptolu elemanları eliyle kendilerinden olmayanları mağdur etmeyi sürdürdüğü ortaya çıktı.


‘PARALELLE MÜCADELE EDERKEN PARALELCİ OLDUK’

Yeni Söz - Ankara

358 KİŞİ ATILDI ÇOĞU FETÖ'CÜ DEĞİL

14 Ağustos 2014 tarihinde rütbeleri sökülen 358 komiser yardımcısının büyük bölümünün de bu şekilde mağdur edildiği belirtiliyor. Bazı medya organlarında, “paralelci” diye lanse edilen bu isimlerin isyanı ise bitmiyor. Birçoğu meslek hayatları boyunca ‘Paralel Örgüt'ün hedefinde olan bu emniyet mensuplarının aileleri içlerini Yeni Söz'e döktü.

PARALELCİ OLMAYANLARI İHBAR EDİYOR

Sınavları, paralel örgütün çaldığı sorularla yüksek puanlarla kazananlara dokunulmadığını, onlara rağmen, emek vererek listenin alt sıralarından üçüncü, dördüncü girişte kazananların rütbelerinin söküldüğünü söyleyen mağdur eşleri, rütbelerinin sökülmesinden çok “paralelci” yaftası yemeye isyan ediyor.

EŞLERDEN EMNİYETE SİTEM

Uğradıkları iki yönlü haksızlık nedeniyle kalp krizi geçiren, şeker hastalığına yakalanan ve fiziken tükenenler olduğunu da söyleyen mağdur eşleri, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün kendileri için yöneltilen “paralelci” yakıştırmasına sessiz kalmasını da anlayamadıklarını belirtti. 

Yeni Söz'e içini döken hemen tüm mağdur polis eşleri, haklarını hukuki zeminde de aramaya devam ettiklerini ancak İdare Mahkemelerinde açılan davalar neticesinde yüzde 80'inin kazandıklarını, buna rağmen, avukatlarının beyanına göre; Danıştay 16. Daire'nin prensip kararı gereği, İdare mahkemesi kararlarını bozduğunu öğrendiklerini aktardı.

E.M.: “PARALELLE MÜCADELE EDERKEN PARELELCİ İLAN EDİLDİK”

Halen doğuda görev yapan mağdur eşlerinden E.M yaşadıkları süreci şöyle anlattı: “Eşim, 9 ay olan kursa İstanbul'a çocuklarından ailesinden ayrılarak gitti. Ailesini yanında götüren meslektaşları da oldu. Hepsi belli yaşa geldiğinden, eşim gibi okula giden çocuklarını arkalarında bırakanlar vardı. Zaten gurbetteyiz üstüne bir de babamızın yokluğunda kendi çabalarımızla hayatımızı daim etmeye çalıştık. Babanın olmayışı çocuklarımızın okul başarısını düşürdü. Kurs bitimi mecburi olarak yeni tayin yerlerine gittik.

Çocuklarımızın okul ve arkadaş çevresi değiştiğinden, gittiğimiz yerlerde de uyum sorunu yaşayarak başarıları olumsuz etkilendi. Bu rütbe yüzünden, ikinci şark için eşim dâhil bir çok arkadaşı 2 yılı doldurunca şark iline atandı. Yine çocukların okul düzeni alt üst oldu. Eşim bunları bilerek bu sınavlara hazırlandı. Bedelinin ağır olacağını o da biz de biliyorduk. Ancak bize bu haksızlığı yapanlar, bizlere acımadı, çocuklarımıza da acımadı. Eşim rütbesini rütbeyi emek vererek, bizlerle birlikte çile çekerek kazandı. Şimdi bu çocukların günahını nasıl çekecekler? Bunca eziyet ve çileyi nasıl görmezden geliyorlar?

Kendi hatalarını neden bizlere iftira atarak ödetiyorlar? Nerede idari istikrar, nerede nefaset nerede kazanılmış hak kavramı?”

Yaşanan bu olayın eşi ve aile düzeni üzerinde büyük maddi ve manevi tahribatlara yol açtığını da söyleyen E.M, bunları da şöyle özetledi:

“Aile huzurumuz kalmadı, 350 arkadaştan kalp krizi geçiren, şeker hastalığına yakalanan, fiziken çökenler oldu. Paralelin oyununa inanan meslek büyüklerimiz çoğu arkadaşımızın önce şubesini daha sonrada sürgün sayılan ilçelere tayinlerini çıkardı. Bu uygulamalar ile de her rütbedeki personelin nazarında cüzzamlı muamelesine maruz bırakıldık.  Hiyerarşi mesleği olan teşkilatımızda üst iken ast durumuna düştük, görev konusunda emir verdiğin personelle denk veya ast duruma düşürülerek itibar erozyonuna uğradık. Kurşun bir kere öldürür, itibarsızlaşmak her gün öldürüyor. Eşimle aynı meslekte olmamızdan dolayı eşimde psikolojikmen işyerindeki söylentilerden rahatsız oldu. Kalabalık yerlerden uzak durmaya çalıştık. Çünkü insanların bakışlarından bile rahatsız oluyorduk. Herkese aynı şeyi anlatmaktan yorulduk. Sabah akşam biz bu işin içinden nasıl kurtulabiliriz, nasıl aklanırız diye her gün konuştuk. Bir insan aynı konuyu 1,5 sene boyunca konuşur mu, biz konuştuk.

Çünkü atılan bir iftira vardı ve çok ağır geliyordu. Meslek hayatımız boyunca paralelle mücadele eden biz bir anda paralelci olarak anılmaya başlandık. Gerçekten çok ağır bir durum. İnsanın iradesi biraz zayıf olsa ölümle bile sonuçlanacak bir durum. Kendi haklılığınızı biliyorsunuz ama çevrenize anlatamıyorsunuz. Çamur at izi kalsın sözünün ne kadar doğru olduğunun canlı şahiti olarak canlı yaşadık.

Sivil hayatta akraba ve arkadaş çevremize de kendimizi anlatamadık. Medyada ki yayınlardan sonra “bir şey var ki rütbeniz alındı, ateş olamayan yerden duman çıkmaz” diyerek bizlere inanmayanlar oldu. Çocuklarımız  ilgilenemedik. Sosyal ve aile yaşantımız çöktü.”

A.S: “ÇOCUKLARIMIZA TEMİZ BİR HAYAT BIRAKMAK İSTİYORUZ”

Bir başka mağdur eşi A.S ise, eşinin 2008 yılındaki sınava çalışmadan girip kazanamadığını ancak 2009'daki sınav için bir yıl çalışıp 80'e yakın puanla son sıralarda kazandığını, dört yılı aşkın bu rütbeyle görev yapıp 2014'te yapılan rütbe tenzili ile hayatlarının karardığını, yapılan işlemin ulusal basın sosyal medyaya farklı yansıtılerek mağduriyetlerinin daha da katlandığını söyledi.

Eşinin soru çalmakla, Fetullahçı ilan edilmekle büyük mağduriyete girdiğini söyleyen A.S, “Oğlum üniversite sınavına çalışıyordu. Okulda ve dershanede oğlum ile dalga gectiler. Okula gitmek istemedi. Sürekli eve mutsuz geliyor, babasının yüzünü dahi görmek istemiyordu. Oğlumun psikolojisini düzeltmek için aylarca uğraştım, yardım aldım.

Esim ise mesleği bırakmak istedi. Dokuz yaşındaki kızıma sınıfta öğretmeni babanın rütbesi niye söküldü diye sormuş. Kızım o gün ağlayarak eve geldi. O günden sonra Kızım her şeyden korkmaya başladı. Psikoloğa götürdüm. Büyük bir travma geçiriyor denildi. Düşünsenize öğretmen kızımı otuz arkadaşının önünde rezil ediyor. Biz bunları da gördük. Her kim yada kimler eşime iftira atarak çocuklarımızın ve bizim psikolojimizi bozduysa hakkımı helal etmeyeceğim.”

Olaydan yaklaşık 4 ay sonra eşinin açtığı idari davadan sonra rütbenin iade edildiğini, hak ederek kazanmış oldukları rutbede ziyade “parallel” isnadından çok rahatsız olduklarını ve onurlarının gurururlarının haysiyetlerinin incindiğini söyleyen A.S, “Biz çocuklarımıza temiz bir hayat bırakmak istiyoruz” dedi.

Tek istediklerini, Emniyetten bir yetkilinin çıkıp, rütbenin alınma sebebinin sıralamadan kaynaklandığını açıklaması, basında yer alan “paralel komiser” haberlerinin asılsız olduğunu belirtmesi şeklinde belirten A.S,” Önce Allah sonra ben şahidim ki eşim bir yıl boyunca çalışarak ancak 77 puan aldı. Soru çalan ya da kopya çeken birisi daha yüksek almaz mı size soruyorum” dedi.

Eşinin, geçtiğimiz yıl amir kadrosu ile ikinci şark görevinin çıktığını ve çocuklarını evlerini bırakarak şark görevi için bölgeye geldiklerini söyleyen A.S, “Bir kaç gündür eşimin morali bozuk. Nedenini sordum, bana Danıştay 16. Daire İdare Mahkemesinin kararını bozmuş dedi. Yine aynı duruma düşmekten korkuyoruz. Yine farklı haberler çıkacak. Biz şimdi ne yapalım? Memleketimizden bin altı yüz kilometre uzaktayız, çocuğumuzdan ayrıyız. Biz buraya eşim amir olduğu için ikinci şarka geldik. Bu karar bozulursa ne yapacağız. Zaten psikolojik olarak çöküntü içindeydik. Bu sefer tamamen yıkıldık sesimizi duyurmaya çalıştıkça emniyet teşkilatında birileri sürekli durdurmaya engel olmaya çalışıyor. Ama ben yılmayacağım. Bize atılan bu iftiradan er ya da geç temizlenmek istiyorum” dedi.

Z.N: “ÇOCUĞUMA, BİZİMLE OYNAMA SENİN BABAN HIRSIZ” DİYORLAR!

Eşinin 2011 yılında yapılan komiser yardımcılığını zor kazandığını ve alt sıralarda puanla hak ettiğini anlatan polis eşi Z.N ise, 6 Eylül 2014 günü yazılı ve görsel basında yer alan haberlerle eşinin rütbesinin hukuksuzca elinden alındığını öğrendiklerini belirterek, “Bu haberlerde “Paralel Komiser” ifadesine yer veren bu iddiayı ortaya atan kim varsa hepsine de hakkını helal etmediğini ve iki cihanda elinin yakalarında olacağını söyledi.

Basında çıkan haberler üzerine eşinin, rütbe tenzili sebebinin de resmi olarak eline ulaşmasıyla birlikte, bu haberlerin yalanlanması için Emniyet Genel Müdürlüğüne iki defa dilekçe yazdığını ancak bir cevap alamadığını da söyleyen Z.N, yaşadıkları sürece dair isyanını şöyle anlattı:

6 Eylül 2014, hayatımızdan çıkarmak istediğimiz tek kara gün. Düşünsenize basın sizi soru çalmakla ve paralel olmakla suçluyor. O psikoloji ile televizyonları kapatıyoruz, hiç bir gazete haberini okuyamıyoruz. O tarihten itibaren 15 gün evden dışarı çıkamadık. İnsanların olduğu topluluklardan hep kaçtık. Yaşamımızın devamı için gereken alış verişlerimizi semtin en tenha marketlerinden yaptık.”

12 yaşındaki çocuklarının arkadaşlarının, “bizimle oynama. Senin baban hem hırsız hem paralel. Seni yanımızda istemiyoruz” demesinin, çocuklarının bu sözleri işittikten sonra gözyaşları ile eve gelmesinin unutulmasının imkânsız olduğunu da söyleyen Z.N, yaşadıklarını şöyle aktardı:

Annesiniz, babasınız çocuğunuza dahi açıklama yapamıyorsunuz ve 12 yaşında ki bir çocuğun yalan ve iftira dolu haberlerden etkilenişini sadece izlemek zorunda kalıyorsunuz.

Ailecek yaşadığımız bu sıkıntılardan dolayı sinir sistemimiz ve psikolojimiz alt üst oldu. Eşimin psikolojisi öylesine bozuldu ki; bir gün kendisini ‘Allah'ım inşallah vurulup ölür giderim' şeklinde dua ederken duydum. Bir eşsiniz ve eşinizin üzerine atılan bu iftiranın sonucunda böyle bir dua edişini duyuyorsunuz ve elinizden hiçbir şey gelmiyor. Evet! Ben de eşimle birlikte, sıkıntıların her anını yaşadım. Ben bir eşim. Ben bir anneyim. Ve ben çaresizim.

Şunu da açık yürekle söyleyelim Rütbe bize hiç dert olmadı bizler Rütbeli doğmadık ama bizler helâlin, haramın ve vatan sevgisinin ne olduğunu bilerek yetiştirildik.”

  1. Haberi ağlayarak okudum aynı kaderi paylaştığım kardeşlerim duygularimiza tercüman oldular. Haberi yapan kardeşimizden de Allah razı olsun... Bu sıkıntıyı yaşayan kardeşlerine Allah yar ve yardımcı olsun....

Yorum Yaz

  025781

-