20 EYLÜL 2020 PAZAR

Hüseyin Yağmur

PEYGAMBERİMİZİN GÖNDERDİĞİ ELÇİLER VE NASİP SIRRI

Hüseyin Yağmur

Akşamları evde fırsat buldukça medeniyetimizin önemli klasiklerinden biri olan rahmetli M. Asım Köksal tarafından kaleme alınmış, 'İslam Tarihi' isimli eseri okuyorum. Sıra Peygamberimizin krallara gönderdiği elçiler bölümüne gelince bir önemli ayrıntı dikkatimi çekti.

Daha önce çeşitli kaynaklarda gördüğüm elçiler bölümünü ilk defa topluca okuyunca gözlemlediğim nasip sırrını sizlerle paylaşmak istedim.

Peygamberimiz hicretin 6. yılında, 6 krala, İslam'a davet mektubunu taşıyan elçi sahabeler gönderiyor.

Yola çıkarılan bu elçiler, gönderildikleri milletlerin dillerini konuşur halde sabahlıyorlar.

Peygamberimiz Habeş Kralı Necaşi'ye, Rum Kralı Kayser'e, İran Kralı Kisra'ya, Mısır Kralı Mukavkıs'a, Şam sınırındaki Hristiyanların kralı olan Gassaniye, Yemame Kralı Hevza b. Ali'ye olmak üzere  altı sahabeyi elçi olarak göndermiş.

Peygamberimiz her mektupta 'Eğer dinimize tabi olursanız mülkünüz size aittir.Eğer tabi olmazsanız bilin ki bizler Müslümanlarız' diyor.

Habeş Kralı Necaşi, Amr b. Ümeyye'nin getirdiği mektubu alınca gözlerine sürdü, öpüp başına koydu, tahtından inip yere oturdu, şahadet getirip Müslüman oldu.

Habeş ileri gelenleri kralın dinlerinden ayrılmasından hoşlanmadılar. Habeş Kralı onları yatıştırmak için takiyye içeren bir söz söyledi. Oğlunu hediyelerle birlikte bir mektup eşliğinde Peygamberimize gönderdi. Mektubunda 'Ben şahadet ederim ki sen Allah'ın Resulusün' diyordu.

Rum Kayseri Herakliyus'a giden elçi onu Kudüs'te buldu. Peygamberimizin mektubunu dinleyen Herakliyus sözüne çok itibar ettiği bilge danışmanı Üsküf'e görüşünü sordu.O 'Benim görüşüm O'nun dinine tabi olmandır.' dedi. Herakliyus 'Ben bir peygamberin zuhur edeceğini, şu ayaklarımı bastığım yere hükmedeceğini biliyordum.Ben onun yanında olsam onun ayaklarını yıkardım. Ancak ben O'na tabi olmaya güç yetiremem.Eğer O'na tabi olursam krallığım elimden gider' dedi.

Peygamberimize hitaben bir mektup yazıp kendisine elçi olarak gelen sahabe Dıhyetül Kelbiye verdi. Mektubunda 'Ben şahadet ederim ki sen Allahın Resulusün' demiş ancak bunu ilan edememişti.

Herakliyus'un danışmanı Üsküf ise müslüman oldu. Müslüman olduğunu kilisede ilan etti. Bunun üzerine Rumlar ona saldırarak şehit ettiler.

İran Kralı Kisra, Abdullah bin Huzafe'nin getirdiği mektubun hitap cümlesini görünce 'Benim bir kölem bana nasıl böyle hitap edebilir?' diyerek mektubu yırttı. Abdullah bin Huzafe olanları peygamberimize anlatınca Resulullah “Allah'ım sen de onun mülk ve saltanatını parçala” diye dua etti

Mısır Kralı Mukavkıs'a elçi olarak gönderilen Hatip bin Ebi Belta mektubu okuyunca Mukavkıs önce ona 'Biz dinimizden vazgeçmeyiz' dedi. Ancak daha sonra elçiyi tek başına davet ederek bazı sorular sordu. Sonra 'Ben bir peygamberin geleceğini biliyordum. Bu anlattığın kişi Allah'ın Resuludür. Ancak ben O'na uyarsam kavmim beni dinlemez.Ben saltanatımı kaybetmeye de kıyamam' dedi. Peygamberimize hitaben bir mektup yazıp bir çok hediye eşliğinde gönderdi. Hatip bin Ebi Belta Medine'ye vardığında olanları kendisine anlatınca Peygamberimiz “Esirgediği saltanatı ona kalmayacak” dedi.

Şam sınırındaki Hrıstiyanların kralı olan Gassani'ye giden sahabi uzun süre kralın Şam'a gelmesini bekledi. Bu sırada kralın tefrişat görevlisiyle tanışıp samimiyeti ilerletti. Mira isimli bu Rum peygamberin geleceğini İncil'de okuduğunu söyleyip Müslüman oldu. Şam'a gelen Gassani mektubu okudu,ancak Müslüman olamadı.

Yemame Kralı Hevza bin Ali'ye giden sahabi Salit bin Amr'dı.Mektubu ve yapılan daveti danışmanı Eregün'e sordu.O 'İncil'de peygamber olarak geleceği bildirilen şahıs budur' dedi. Peygamberimize mektup yazarak Müslüman olmadığını ancak kendisine bazı imtiyazlar vermesini istedi. Peygamberimiz bu tekliften hoşlanmadı.

Kitapta uzun bir bölüm olan elçiler bahsini kısaca özetlemeye çalıştım. Görüldüğü gibi nasip sırrı muhatapları kuşatıyor. Kralların istifade edemediği davetten danışman ve teşrifatçılar istifade edebiliyorlar. Ya da gelen mektubun Allah'ın Resulüne ait olduğunu kabul ediyor ancak İslam'ı kabul edemiyorlar. Ne kadar hüzün verici...

Bizler bugün babadan kalma Müslümanlığımızı Karahanlılar Devleti hükümdarı Abdülkerim Satuk Buğra Han'a borçluyuz. Nasır bin Ahmed'le tanışıp ondan İslamiyeti öğrenerek hicri 313 yılında Müslüman olan ve Abdülkerim adını alan bu hükümdarın gönlündeki ışık yanmasaydı Türkler  uzun yıllar boyunca İslamiyet'ten nasipsiz yaşayacaklardı. O İslam'a girip bunu saltanatını kaybetmek pahasına milletine ilan etti. Onların da Müslüman olmasına vesile oldu. Tarihe 'İlk Müslüman Türk Devletinin Hükümdarı' olarak geçti.

Önce Müslüman olan daha sonra Oğuz ileri gelenlerinin “Müslüman olursan bize reislik edemezsin” muhalefetiyle karşılaşınca tekrar Şamanlığa dönen Oğuz Kağanı Küçük Yınal'ın izinden gitseydik kim bilir halimiz ne olurdu?

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  295353

-