21 EKİM 2019 PAZARTESİ

Hasret Yıldırım

PKK PROPAGANDASINA SİNEMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ’NDEN DESTEK (2)

Hasret Yıldırım

Reis-i Cumhurumuz Recep Tayyip Erdoğan'ın ‘teröre karşı millî seferberlik' ilân ettiği şu günlerde; Kültür Bakanlığı'nın bir terör filmine sponsor olması ve propagandaya hâlâ alet olmaya devam etmesi herkesi şoke etti. Terörle böyle mi mücadele edeceğiz?

Bizim zihniyetimi temsil ettiği için rey verdiğim Parti ve Hükümet, PKK propagandasına destek olamaz. Bilerek veya bilmeyerek destek varsa ve benim elimde de imkân varsa, hesap sorarım. Çünkü bu hatalar uluorta yapıldığı gibi, hatada ısrar da uluorta yapılıyor. Hep beraber susalım, “bakanlık veya alt kademe bürokrasi, PKK propagandası yapsın” mantığı ile hareket edecek değiliz. 

Evvelki makalemizde, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü'nün sponsor olduğu “Rauf” isimli filmde; alenen PKK terör örgütü propagandası yapıldığını ve bakanlığın böyle bir filme nasıl destek verdiğini vesikaları ile nakletmiştik. Ardından idarecisi bulunduğum ve internet ortamında kapalı devre yayın yapan Ahsen Tv'de, mevzu ile alâkalı bir video paylaşmıştık. Doğrusu, habere bizim cenah pek alâka göstermez iken, karanlık küp Odatv ise hem nalına, hem mıhına vuran bir haber yaptı.

İslamcılardan O Bakana “PKK Sponsoru” suçlaması serlevhasıyla verilen haberin muhtevası ise şöyle: İslamcı Ahsen TV'de, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın PKK propagandası yaptığı iddia edilen Rauf filmine sponsor olmasına tepki gösterildi.

Untitled-3_19

Sosyal medya üzerinden yayın yapan Ahsen TV'nin hedefinde bu kez de Rauf filmi var. Avrupa'da birçok ödül alan Rauf filminde “üstü kapalı olarak” PKK propagandası yapıldığı öne sürüldü. Videoda Bakan Nabi Avcı'ya seslenilerek “bu yanlıştan geri dönülmesi” çağrısında bulunuldu. Bu filmin sponsorlarının arasında Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın olmasına ise tepki gösterildi ve filmin içeriğinde nelerin PKK propagandasına girdiği anlatıldı.

Untitled-2_146
Rauf filmi ekibi propaganda zaferini kutluyor.

Haberde, sponsor meselesi ile filmde nasıl pkk propagandası yapıldığı teferruatıyla nakledilmiyor ve “İslamcılar Ak Partili Bakanı tenkit etti” demeye getiriliyor. Odat ve zihniyetinin anlayamayacağı şöyle bir hakikât var. Benim zihniyetimi temsil ettiği için rey verdiğim parti ve hükümet, pkk propagandasına destek olamaz. Bilerek veya bilmeyerek destek varsa ve benim elimde de imkân varsa, hesap sorarım. Çünkü bu hatalar uluorta yapıldığı gibi, hatada ısrar da uluorta yapılıyor. Hep beraber susalım, “bakanlık veya alt kademe bürokrasi, pkk propagandası yapsın” mantığı ile hareket edecek değiliz. Hele ki, bu haberde bize “İslamcı” diye seslenen bir güruhun “neci” olduğunu merak etmemek de elde değil…

RAUF'A DESTEĞE DEVAM

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Rauf isimli filmin izlenmesi için elinden gelen her türlü gayreti gösterdiği gibi, propagandaya alet olmaya devam ediyor. Ankara Sinema Derneği, 1 Aralık Perşembe akşamı Ankara Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde, 3 Aralık Cumartesi akşamı Eskişehir Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampüsü'nde; 22.Gezici Festival kapsamında Rauf filmini gösteriyor. Bu festival, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın katkılarıyla tertip ediliyor. Sponsorlar arasında birçok ülkenin büyükelçiliklerinin yanı sıra; Agos, Birgün, Evrensel gazeteleri ve Çankaya Belediyesi de bulunuyor. Bilmem, hususiyetle bu gazetelerin ideolojisinden bahsetmeye gerek var mı?

PKK'NIN GAZETESİ DE RAUF'A SELAM DURUYOR

22.Gezici Festival sponsorlarından Evrensel Gazetesi, 22 Ekim 2016 tarihli sayısında; Rauf'un yapımcıları ile mülâkat yapıyor ve bu mülâkat gazetede şu şekilde neşrediliyor: 53. Uluslararası Antalya Film Festivali'nde ulusal yarışma kategorisinde yer alan ‘Rauf' filmi izleyicilerle buluştu. Filmin gösterimine Yönetmenler Barış Kaya ve Soner Caner ile Oyuncular Alen Hüseyin Gürsoy, Yavuz Gürbüz ve Şeyda Sözüer de katıldı. Yönetmen Caner “Filmi Hakkâri'de, Mardin'de çekseydim kesinlikle Kürtçe yapardım” dedi.

Savaşın devam ettiği bir köyde yaşayan dokuz yaşındaki Rauf'un hikâyesinin anlatıldığı filmin yönetmenlerinden Barış Kaya “Bakanlıktan ilk film desteği çıktı. O sıra barış süreci vardı. Üzerine birileri filme ortak olmak istedi, onlar para verdiler. Baktık film gidiyor. Biraz şanslıyız galiba. Sanki önümüzde bir yol varmış da, taşlar kademe kademe diziliyormuş gibi kendi kendine ilerledi her şey. Hiç çamura batmadık, film buralara kadar geldi” dedi.

Kaya, filmdeki Rauf karakterini canlandıran Alen Hüseyin Gürsoy'un oyunculuğu hakkında şunları söyledi “Alen, ofiste beraber çalıştığımız ablanın yeğeni. Cast çalışması yaparken ofise gidip geliyordu. Çocuk oyuncuları gördüğünde ‘Ben oynayacağım bu rolü' dedi. Biz ciddiye almadık. Test çekimi yaptık. Çekimleri izlediğimizde bu çocukta acayip bir bakışın var olduğunu gördük ve devam ettik.”

Yönetmen ve Senarist Soner Caner de filmi kendi köyünde çektiklerini söyledi. Köyde Türkçe bilmek büyük bir başarıydı diyen Caner “Bu sırf Kars'a özgü bir durum. Köyde yaşlılar Kürtçe, gençler ve çocuklar da Türkçe konuşuyor. Filmi Hakkâri'de, Mardin'de çekseydim kesinlikle Kürtçe yapardım ama Rauf'un yaşadığı o coğrafyada herkes Türkçe konuşuyor” dedi.

ALEN GAZİ'LİYMİŞ

Filmin küçük oyuncusu Alen “Ben de o coğrafyada gibi yaşadım. İstanbul'un iki ayrı semti vardır; biri zengin, biri fakir semti... Ben fakir semti olan Gazi Mahallesi'nde doğdum, büyüdüm. Yazları köye gidiyordum. Sivaslıyım. Zazaca biliyorum. Kürtçe biraz zor oldu ama alıştım” diye konuştu.

Rauf filmi ile alâkalı tetkik yaparken, filmin çekimleri tamamlandığında, Sabah Gazetesi'nden Yüksel Yavuz imzasıyla neşredilen bir röportaj ile karşılaştım. Doğrusu, “masabaşı habercilik” de zirve yapmış bir çalışma olmuş. Sadece manşet ve alt başlık, mevzuu hülâsa ediyor zaten: “Ticari Beklentimiz Yok!. Filmimiz, Her Evde Bir Dvd'miz Olsun Yeter!” Berlin Film Festivali'nde Kristal Ayı'ya aday olan ‘Rauf'un yönetmenleri Soner Caner ve Barış Kaya: Gişe yapmasak da, ödül alamasak da; biz herkesin evinin köşesine mutlulukla koyabileceği bir film yaptık, bu bize yeter! [Sabah Gazetesi-Günaydın İlâvesi 19 Şubat 2016] Propagandaya, bakanlık ile beraber, “bizim cenahın” medyası da alet olmuş anlayacağınız…

Devamında, filmin teferruatıyla alâkalı karşılaştığım bir makaleyi de iktibâs etmeden geçemeyeceğim. beyazperde.com internet sitesi münekkitlerinden (eleştirmenlerinden) Banu Özdemir, filmle alâkalı fikirlerini şöyle beyân ediyor: Barış Kaya ve Soner Caner tarafından çekilen film bir çocuğun gözünden; aşkı, renkleri ve o renklerin duruma göre umut ve umutsuzluk barındırdığını anlatıyor. Doğuda, karlarla kaplı, ıssız ama savaşa dair izlerin etraftan eksik olmadığı bir atmosferi var Rauf'un. Küçük Rauf'un dünyası da yaşadığı coğrafyadan çok ayrı değil. Tek farkı onun renklere ve onun getirdiği umutlara dair bir hayal gücünün olması. Aslında küçük çocukların aşk duygusunu kendilerinden büyük birilerinde arama hikâyelerine biraz mesafeliyim. Çünkü baştan umutsuzluk kokan mevzular bunlar. Ama Rauf'un coğrafyasında bu âşık olma hali, değişik bir umut barındırıyor ve onu değişik renklerin dünyasına konuk ediyor.

Filmin üst üste renkli yorganlarının yığıldığı sahnesi, filmin aşamalarına ilişkin güzel bir detay. Sanki her renk, bir türlü bulunamayan pembe bile Rauf'un başka dünyasına giriş anlamı taşıyor. O renkler Rauf'la beraber o kadar taşıyor ki, başka işaret dillerinin yolunu bile açıyor. Rauf, ülke coğrafyasından kopuk olmayan bir konuyu, acıyı fazla dramatize etmeden hatta renk ve dil üzerinden giderek canlı ve umutlu tutmayı amaçlıyor. Çocuk olmanın kendine has dünyasına ilişkin güzel detayları, güzel görüntüler eşliğinde öyküye yediriyor. Yani film sizi içeriye davet eden bir göz sunuyor seyirciye...

Filmin politik arka tabanı, yağan bombaların Rauf'un ruhunda yarattığı parçalanmaları da gayet iyi duyumsatıyor. Bu anlamda gerçekçi çizgide kalmaya çalışıyor film. Rauf'un gönlünü kaptırdığı 20'li yaşlardaki Zana'nın ruhundaki parçalanmalarla Rauf'un toparlama hikâyesi sürekli çatışıyor. Aslında sevgisiz bir ortam gibi dursa da Zana'nın gönlünün de başka birinde ve başka bir davada olduğunu anlıyoruz. Sevgi ve acı sürekli devreden bir miras gibi...

Film, karakterlerini Kürtçe konuşturmuyor. Aslında anlattığı coğrafyanın her türlü derdini sırtlanan film bu anlamda bir kayma yaşıyor, yaşatıyor. Kürtlerin var olma mücadelesinde dilin önemini kimse yadsıyamaz, bu anlamda filmin uyguladığı otosansürü de görmezden gelmek imkânsız! Bir mücadele filmi anlatıp, dili bundan ayrı tutamazmışsın gibi geliyor ama burada yönetmenlerin bir fikri vardır mutlaka.

Untitled-4_7

Sessizce karın altında bir dönüş bekleyen yaşlı kadına, Rauf'un Zana'yı sürekli gözlemleyerek yaşadığı şeyin anlamını bulmaya ve karın örttüğü acıların ruhuna yaslanmaya dair güzel bir anlatım dili var filmin. Çocuk kalbi, beyazlıklara uzattığı renkli balonlar ama ilk hayal kırıklığı... Coğrafyasının her detayını sırtlanıyor küçük Rauf. Sonu umutsuzluk olsa da o renkleri aramaya devam ediyor ve devam edecek gibi de duruyor. Bu anlamda başarılı bir ilk film çalışmasıyla karşı karşıyayız. Çocuk ruhunun masumiyeti bütün sınırları kaldırırcasına renkli!

TÜRK ASKERİ İLE PKK'LI TERÖRİSTİ AYNI GÖSTERME ÇABASI

Son olarak, açık açık pkk propagandasını ifşâ eden bir makalenin alâkalı kısmını iktibâs edelim ve makalemizi burada bitirerek; etkili- yetkili şahısları bir defa daha ikâz edelim. “Rauf Filmi'ne sponsor olmak, pkk propagandasına alet olmaktır…” Uluslararası Araştırmacı Deena Refai, Ortadoğu'nun meşhur gazetesi Ahram'da; “Rauf: Türk-Kürt çatışması ve pembe renk üzerine bir film” başlıklı yazısında, Rauf filmini şöyle hülâsa ediyor: Filmin başında Rauf'un, güzel Zana'nın babası olan marangoz Ahmet ustaya çıraklık yaptığına şahid oluyoruz. Zana, belki de filmde gördüğümüz; köyün 20 yaşındaki tek genç yetişkinlerden biridir. Çünkü köyün gençleri; ya Kürt partiya karkeren kürdistan (pkk) savaşçıları ile beraber savaşmak için dağlara çıkmışlar, ya da Türk Ordusuna katılmışlardır… Bu (filmin konusu) bizim bildiğimiz Türkiye ile pkk arasındaki anlaşmazlıktır (savaştır). [Ahram Online - 17 Kasım 2016]

Untitled-5_3

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  229873

-