Selim Sözer

POSTMODERN DÜNYADA MAHALLE, KOMŞULUKLAR VE İLETİŞİM – II

Selim Sözer

Bu başlıklı yazımın ilki şu cümlelerle bitiyordu: “Evet, galiplerin kurduğu ve bizim kör topal da olsa takip ettiğimiz şehirlerde hayatın nasıl olduğuna; buralarda mahalle, sokak ve hanelerin hususiyetlerine ve ilişkilerin nasıl cereyan ettiğine bir bakalım. Bir bakalım mahalle ölmüş mü, komşuluklar yaşıyor mu, ilişkiler kopmuş mu ve iletişim kesilmiş mi?”

Önce mahalle ve mahalleli ile ilgili tanımsal bazı sıkıcı cümleler:

Mahalle, “bir yere inmek, konmak, yerleşmek” anlamına gelen Arapça hall (halel ve hulul) kökünden türetilmiş bir mekan ismidir. Türkçe 'de kelimeye kaynaklık eden mahal sözcüğü; yer, yöre, mevzi anlamıma gelmektedir. Mahalle ise, devamlı veya geçici olarak ikamet etmek için kurulan küçük yerleşim birimlerini ifade eder.

Mahalle bir yer ismi olarak bir kentin veya kasabanın en küçük fiziksel parçasını; sosyal olarak bir yerde oturan ve aralarında örgütsel ilişkiler bulunan bir topluluğu ifade eder.

Yani bu durumda mahallenin kentin ya da kasabanın belirli sınırlarla ayrılmış kendi halinde bir yaşam dinamiği olan en küçük yerleşim yeri olduğuna dair genel bir konsensüs sağlanmış demektir.

Mahalleli ise aynı mahallede yaşayan, mahalle aidiyeti taşıyan, belli bir geleneğe (belki görenek demek daha doğru) bağlı, birbirleriyle birincil ilişkiler kuran komşulardan oluşmuştur.

Şöyle de ifade edilebilir: Mahalle, asabiyet ve komşuluk ilişkilerine dayalı birincil ilişkiler alanıdır. Geleneksel kentlerde mahalle, yere bağlı bir kimliğinin oluşum yeridir. İnsanlar yaşadıkları mahallenin kültürünü içselleştirerek bireysel kimlik kazanırlar ve bu kimlik kentsel yaşamda ayırt edici bir özellik taşır. Mahalleler homojen bireylerden oluşurlar; yabancılara kapalı, koruyucu bir yapıya sahiptir. Böyle olduğu için dışarıdan birinin mahalleye gelip yerleşmesi sanıldığı kadar kolay olmamaktaydı; bir sürü izne ve şarta tabiiydi. Bu kişiye ya mahalle eşrafından birinin ya da imamın kefil olması gerekirdi.

Mahallenin sosyolojisini yapmak, mahalleyi sadece bir mekân olarak değerlendirmeyi aşmayı zorunlu kılmaktadır. Çünkü mahalle bir mekândan öte hayatın merkezinde duran ve üzerinde kendine özgü bir toplumsal örgütlenmeye imkân veren aynı zamanda başlı başına bir yaşama tarzını ifade eden bir unsurdur. Bununda ötesinde mahalle kimlik, kültür, medeniyet vb. kavramlarla iç içe geçmiş durumdadır.

Mahalle ve mahalleli konusunda sözü kararında bırakalım ve mahalleliyi oluşturan komşu kavramı üzerinde bir miktar eyleşelim.

Kon-mak kökünden türeyen komşu; ev, işyeri, arazi, köy, şehir, ülke bakımından yakın olanların birbirlerine göre aldıkları konum olarak tanımlanabilir. Komşu birinci derece aile üyelerinden sonra aileye en yakın sosyal çevreyi oluşturur.

Bu durumda mahalle mekânsal bir duruma denk gelmekte ve komşu ise bu mekânsal birlikteliği veya yakınlığı anlatmaktadır. Bu yakınlığın, bir aradalığın getirmiş olduğu görenek çevresinden, aidiyet ve kimlik oluşumundan söz edebiliriz.

Burada bir soru sormama müsaade edin: Hadis-i Şerif'lerde komşunu “neredeyse mirasçı kılınacağı” mevzubahis, “komşusu aç iken kendisi tok olan bizden değildir” gibi ağır tekellüfler mevcut, “komşu komşunun külüne muhtaç” atalar sözü var iken bugün mahalleye, mahalleliye ve komşuya ne olmuştur? Neden artık komşuluklar yok diye feveran ediyoruz? Gerçekten mahalleye ne oldu?

Cevap kestirmeden şöyle olabilir: Geleneksel dünyada olan her bir şeye ne olduysa bunlara da o oldu. Geleneksel dünyada varlığını sürdüren üretim biçimlerine ne olduysa, yüz yüze insan ilişkilerine, köy tarzı cemaatsel yaşam ve iletişim biçimlerine, sakin/durağan bir yaşam tarzına ne olduysa o oldu.

İhtiyaçlarımıza ve bu ihtiyaçlarımızı karşılama biçimine, kimliklerimize, aidiyetlerimize, üreme, üretme, çocuk sahibi olma, zevc ve zevce olma, çalışma, zaman ve mekan/uzam, mahremiyet algı ve tasavvurlarımıza… Ne olduysa mahalle ve komşuya da o oldu.

Şimdi Mevlana'ya kulak verme zamanı:

“Her gün bir yerden göçmek ne iyi,  

Her gün bir yere konmak ne güzel

Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş,

Dünle beraber gitti cancağızım

Ne kadar söz varsa düne ait

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım”

Bugün, bugündeyiz ve dün artık bir daha gelmeyecek.(Carpe Diem=Günü Yakala).

Kaybettiğimizi sandığımız şeyleri şimdi neler ikame etmekte ve nasıl bir ikame süreci inşa etmeliyiz, ona bakmak lazım.

Mahalle dediğimiz şey gördüğümüz üzere öncelikle mekânla yani mekân sosyolojisi ile ilgili bir kavram. Postmodern dünyada zaman-mekân sıkışmasından ve mekânın buharlaşmasından söz edilir. Şimdilerde insan belirli mekânı değil aynı anda bir çok mekânı paylaşabiliyor. Mesafelerin sıfırlanması ile mekânın seyyaliyeti=akışkanlığı gerçekleşmiş oluyor. Artık insanlar imgelem veya halojenik[1] bir şekilde aynı anda başka başka yerde olabiliyorlar ve mesafe algısı sıfırlanmıştır. Uzak denilen bir yer de kalmamıştır.

Mahalle, komşu ve yakın komşuyu önce mekânsal açıdan sonra da ilişki biçimleri, aidiyet, kimlik ve işlevsellik açılarında bir incelemeye tabi kılmak gerekir.

Görüş ve düşünceleriniz benim için çok önemli pirdaşlar. Yazılarıma yorum yapmak, karşı çıkmak veya katkı sağlamak lütfunda bulunacak dostlar için iki adet iletişim kanalı (artık yüz yüze kanalımız kapalı. Yüz yüze kanalında mekansal sınırlılık söz konusu. Ama verdiğin kanalla mekan problemini aşmak mümkün)veriyorum.

 @ [email protected]

 05324868513

 Selam ve dua ile…

[1] Alev Alatlı, Schrödinger'in kedisi, Everest Yay., İstanbul, 2011 (ilk baskı).

 

SELİM SÖZER - TERCÜMEİHÂL

SELİM SÖZER DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  027095

-