26 ŞUBAT 2017 PAZAR

Lütfi Bergen

PRATİK İDEOLOJİ – RETORİK İDEOLOJİ

Lütfi Bergen

 “İslâm'ın dışında, hiçbir Hak ve hakikat kaynağı yoktur. Fen ve hikmet, sanat ve sanayi dahi, İslâm'ın içindedir ve onun bir şubesidir. İlhamını Kur'an'dan almayan hiçbir ilim ve teknik asla hayr-ı mahz olamaz, şerden ve zarardan arınmış sayılamaz (…) Felsefelerin ve filozofların birbirini inkârı, ideolojilerin devamlı çatışması, beşeri kanun ve nazariyelerin eskimesi ve değişmesi, hatta yapılan ilaçların bile, bir müddet sonra yan tesirlerinin anlaşılması, hep bu yüzdendir. İslâmsız bütün nimetler ve saadetler eksiktir” (Necmettin Erbakan, Davam, Milli Gazete Yayınları, 2013: 33)

Eğer MGH hareketi “Teknoloji, ideolojidir” önermemizi anlatırken delillerimizi kabul etmekteyse, bugüne değin yürütülen politik söylemin yöneldiği sanayi/teknoloji talebinin bir ideoloji olduğunu teslim edecektir. Sanayi/teknoloji, başlı başına ve güçlü bir “pratik ideoloji” olarak ortaya çıkarak dünyayı kurgulamıştır. Bununla amaçlanan şey, “retorik ideoloji”lerini (Liberalizm, Sosyalizm, Muhafazakârlık), “pratik ideoloji olarak teknoloji”ye hâkim kılma yolunda çatıştırmak, teknoloji talebi oluşturmaktır.

Erbakan Hoca da ideolojileri üç başlıkta toplamış ve şunu söylemişti: “Bugün zihniyetler üç(tür). Zihniyetlerden bir tanesi ortaya çıkmış, adını koymuş, ben solcuyum diyor (…) Onun karşısında bizim milletimizin büyük gövdesinin kendi zihniyeti var. Sağcı zihniyet veya Milli Görüş dediğimiz zihniyet (…) Bir de ‘ne solcuyuz, ne sağcıyız' diyenler var. Onlar da insan (…) O zihniyetin de adı var. Bu zihniyete Avrupa'da ‘liberal görüş', ‘liberal zihniyet' deniyor” (Necmettin Erbakan, Erbakan Külliyatı, c: 1, MGV Yayınları, 2014: 427).

Erbakan Hoca, Milli Görüş Hareketi'nin kuruluş yıllarında sağcılığın içini “İslâmî Görüş” fikriyle doldurmak istedi ise de zamanın gençlik hareketinin buna direnci nedeniyle bu çabasından vazgeçti. Türkiye'de gençlik hareketleri “retorik ideolojiler” üzerinden kamplaştıkça Erbakan Hoca'nın sağcılığı da solculuğu da fikrî intisabın odağı olmaktan çıkarttığını görüyoruz.  

Müslümanlar Batı'da üretilen çift karakterli ideolojik yapılanmayı son dönem Batı düşüncesinde görülen “Batı adına günah çıkaran entelektüeller” sayesinde idrak etme fırsatını bulmaktadır. Batılı aydınlar, teknolojinin özünün kötülüğüne işaret etmekte ve toplumlarını helâk edilme tehlikesinden korumaya çalışmaktadır. Batı düşüncesi judeo-christian'dır. Bu niteliği sebebiyle toplumların çöküşü hakkında bilgi ve bilinçleri Müslümanlara nazaran çok gelişmiştir. Batılı entelektüelin teknoloji eleştirisi insanlığın hayrına değildir. Batı toplumunun çökme riskine karşı savunma refleksinin yansıması olarak değerlendirilmelidir.

Diğer taraftan Erbakan Hoca ve MGH'ye dair eleştirilerimiz, bu çabanın kıymetini takdir ettiğimizin işareti sayılmalıdır. “Müçtehit hata yapabilir.” Bir rivayete göre “Amr b. Âs; Rasûlullah (asv)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etti: Hâkim hüküm verir(ken) ictihad eder de (içtihadında) isabet ederse, kendisine (bu içtihadından dolayı) iki sevap vardır. Eğer hâkim hüküm verir (ken) ictihad eder de (içtihadında) yanılırsa kendisine (bu içtihadından dolayı) bir sevap vardır” (Ebu Davud, Akdiye/2, Hadis no: 3574). Bu perspektife göre, MGH'nin geçmişte bazı konularda “içtihat hatası” yaptığının ifadesi, hareketin Türkiye için hayatî derecede önem arz ettiği hakikatini yok etmez. Meseleye bu zaviyeden baktığımızda bizim gibi “teknoloji aleyhtarı” birinin MGH gibi “sanayi-teknoloji taraftarı” bir mecrayla fikir alış verişinde bulunması garabet değildir.

Türkiye yeni bir yüzyıla yürüyor. Bu durumda geleceği inşa edecek düşünce kanallarının, özeleştirilerin, fikir üretiminin kendi gündemini belirlemesi; siyasetin hedeflerini, siyasetten önce tartışması gerekmektedir. Kendi zaviyemden gördüğüm kadarıyla Türkiye'de aydın, siyasetin yolunu açan fikirlerin üreticisi olmak noktasında buhran içindedir. Bu nedenle MGH, kendi geçmişiyle yüzleşememektedir. Oysa MGH'de başlayacak bir fikrî silkiniş, Türkiye'nin değişik siyaset kanallarında yankı bulabilecek, fikir adalarına dönüşmüş parçalı entelektüel yapıyı tevhid edebilecektir. Ancak bunun için MGH'nin kendi geçmişini tartışmaya açması kaçınılmazdır.

Batılı kavramları, kendi kavramlarımızla karşılamak “içtihatta hata”ya davet çıkarmaktadır. Bilindiği üzere Erbakan Hoca'nın “Sanayi Davamız” başlıklı bir metni vardır. Bu metinde “Sanayileşme davası, Türkiye için olmak ya da olmamak meselesidir” (Necmettin Erbakan, Davam, Milli Gazete Yayınları, 2013: 185) ifadesi yer almıştır.

Sanayi kelimesi “sanat” kelimesinden gelir. “Sanat”, işlemek, yapmak anlamında “sun” (s-n-a) kökünden türemiştir. Kelime “zanaat” şeklinde kullanılırsa maddî imalata dayanan maharet, beceri, ustalık, hüner kastedilir. Buna göre demircilik, terzilik, duvar ustalığı zanaattır. Tezhip, minyatür, ebru sanat ve sınaîdir. “Sun” (s-n-a) kökünden “Hüsna”, “İhsan”, “Hasan”, “Muhsin”, “Hasene”, “Ahsen” gibi terimler türetilmiştir. Nahl 90 ayetinde (İnnallâhe ye'muru bil adli vel ihsâni) önce ADALET ve sonra İHSAN zikredilmektedir. Buna göre “sun (s-n-a) sınâat – sanayi” adalet'i bozmamalıdır. Oysa bize “SANAYİ” adıyla gelen “endüstri” ve “teknoloji”, kitlelere “saadet” değil ızdırab taşımaktadır. O halde san'at kökünden gelen “sanayi” eğer endüstri/teknoloji manasında kullanılıyorsa bir “ihsan” eylemi değildir. Bütün dünyada endüstri/teknolojinin havayı, suyu, toprağı kirlettiğinden şikâyet edildiğine göre bu faaliyete “Hüsna” diyemeyiz. Sanat göz nurunda, el emeğindedir.

Dokuma ve dikiş, sanat ise de; konfeksiyon endüstridir.

Duvar ustalığı, ev inşası sanat ise de; günümüz mimarisi tekno-endüstridir.

Geleneksel meslek bilgimiz içinde “sun (s-n-a) sınâat – zanaat” iştigali, Batı'nın bilgiye yönelik epistemolojik ve metodolojik müdahalesiyle tepe taklak edilmiştir. Fert için eşya üreten bilgi felsefesinden çıkarak kitle için meta üreten bir imalat kurgusuna geçilmiştir.

Kendi terminolojimiz açısından bakıldığında “AĞIR SANAYİ” kavramı yerine ancak “AĞIR ZANAAT” terimi kullanılmalıdır. Çünkü sanatın estetik yönü bulunurken, zanaat daha çok geçimi sağlamak ve toplumun ihtiyaçlarını karşılamak için yapılır. Zanaatı da adaletle yapabiliriz.

Kelimelerin içeriğini dolduracak kişiler entelektüellerdir.

Değirmeni techne (tekhne), “ruhsal bir erdem” sayarız. HES ise teknolojidir, suyu “askıya alma”dır. Endüstri-teknoloji, tabiat-insan'ın fıtratına müdahale etmektedir. Bu nedenle “retorik ideoloji”lerden daha tehlikelidir. Bu “pratik ideoloji”ye ise sağcı da solcu da iman etmiştir.

 

LÜTFİ BERGEN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz