15 ARALIK 2019 PAZAR

Elif Sönmezışık

RUZNAME’DEN: ZAMANE ZALİMLERİNE BİR GÖNDERME

Elif Sönmezışık

İnsanız neticede. Yolunu seçmek, seçilmiş yola düşmek, yola seçilmişliğine bir defa da bütün varlığı ile şahit olabilmek için dünyaya, dünya yoluna koyulmuş insanlarız. İnsan olma övgüsü ile mayalanmışız.

Ama çoğumuz, az bir zaman içinde övülüşüne hayran kalır, zatına zimmetli bütün övülmüşlükleri terk ederek, kendi kendine hiç duyulmamış övgüler yağdırarak yine kendine tapar. Ağırlığı, beyhude işlere gömülür.

“Ol” demesi ile her şeyi olduruverenin emri karşısında kibrini şahlandırır. O anda hem kendi zatını, hem bütün yaratılmışları hem de yaratılmışlığı olduranın kudretini terk eder. Kahrını, kederini sandıklarla gömer.

Sıra “sonra”ya geldiğinde ise...

Huzursuzluktan bunalmış hâlde, nasipten habersiz ıssız yollara sapmışlarla, artıkların izini süren bir sırtlan gibidir artık. Hâlsiz, yılgın ama açgözlüdür. Sürüsü olmadan gezmez.  

Kendine nispet eden benliğini eritirken, kendinde meydana getirdiği sınırsız acıları dindirecek bir yol var mı diye arayıp duran, geçmiş ve gelecekten emin olamayan haşarı hevesler peşindedir.

İnsandır neticede... Ama ömrün neticesinde insan kalabilmek derdinden epey uzaktadır. Bezm-i Elest'te hatırlamadığı yemininin izleri artık solgundur dilinde.

İhanetle kararmış yüzlerin yargılanmasıyla derdine şifa arar, ama kendini aynı sanık sandalyesine bir türlü oturtamaz. Aynada görünen kendinden başka herkestir ya da kendini herkesten başka görmektedir.

Ha bugün ha yarın diye diye ateşin gölgesini kavurmasına göz yummaya, en fırtınalı günlerde ayak bastığı kupkuru kesilmiş kuma iz bırakmadan kaçmaya başlamıştır.  

İzi de tozu da birdir nasırsız ayakların.

Hâlbuki onun ayakları nasırlıdır nicedir. Nasırsız ayaklar gibi değildir, izi ile tozu bir olamaz. Bastığı yerleri acıtır, yakar.

İnsandır neticede... Ancak Yaradan ondan bigâne midir ki bir başına bıraksın?

Hâlbuki o yabancılaşmıştır hakikatine, yansımasına, vekâlete, varise, elçiye, hikmete, Hızır'a (a.s.), tövbeye, pişmanlığa, merhamete, unutulması yasaklanmış ümide...

Ve bütün bunları aynı bedende cem etmiş en adil Hükümdar'a...

Habil'in sadakatine imrenemez, merhametini yitirmiştir, öfkelidir, kindardır, cimri ve vahşidir. Nuh Aleyhisselam'ın oğlu da olsa ibretlik kaderden kaçamaz; gemiye binmeme inadında ısrar ettiği için. Ölmekten korkar, kendine sığınır, yine kendinden medet umar; Sâre Hatun'a musallat olduğunda felç olacağı için. Musa Aleyhisselam'a Tur Dağı'ndan davet gelmesini bekler; kalbinin Hakk'tan yüz çevirmesi için. İsa Aleyhisselam'ın beşikteki sesinin yankılandığı o büyük günde kovulur; şahit olduğu hâlde inkâr ettiği için. Kör kuyularda çürümeye terk edilir; hayatı boyunca Allah'ın Sevgilisi'ne olan garezi ve kini hiç bitmediği için.

Çünkü Allah âlemi boşluksuz yaratmıştır. Cezasız bırakılan hiçbir suç, mükâfatsız kalan hiçbir iyilik yoktur.

İnsan, insandır neticede...

Allah ise “el-Muksit”... İnsana eninde sonunda hakkı olanı, hak olanı, hak edileni bağışlayandır. Hükmünde adil ve insaflı, bütün hüküm ve işleri denk ve birbirine uygun olandır.

Kulunun heybesine sığmayanı, nesline miras bırakır. Müjdeyse de, lanetse de...

Hesap bugün olmasa herhangi bir yarın'da, yarın olmasa kabirde, kabir olmasa ahir ömürde görülür. Zirveler de, yerin dibi de O'nundur. İnsan boşuna kaçar kendinden. Seçtiği her yer, her iş, her mahlûk O'nundur.

Hiçbir ân boşuna olmadığı gibi, hiçbir imdat, hiçbir sağır kulak, hiçbir zalim, hiçbir mazlum, hiçbir gaddar, hiçbir mahkûm, hiçbir hırsız, hiçbir mağdur, hiçbir kara ve hiçbir ak boşuna değildir. Âlem boş ve boşlukta değildir.

Zıtların bir bedende birleşebileceğinin delilidir insan. Kendi içinde binbir parçaya ayrılmıştır ve o binbirden seçilen “bir” ile hikmetin sırrı çözülür. Hangi binbirden hangi "bir"in çıktığı ise kader ile kabre mühürlenmiştir.

Hakk'ın seçtiğine rağmen Hakk'a karşı duranların durduğu yer boş değildir.

Kısacık dünya zamanına rağmen firar edenlerin bıraktıkları kap boş değildir.

Cennet de, cehennem de, arş da boş değildir.

Dünyanın ateş beldelerinde ve katliam mahallerinde; evlerin, mazlumların, acizlerin, yetimlerin, muhtaçların, yarından bigâne kalanların yanıp durdukları yer boş değildir.

Canı yananların, yitenlerin, yitirenlerin, kahırların sığdığı sesin yankısı boş değildir.

Hakk'ın hak dengesini kurduğu dünya ve ahiret terazisi boş değildir.

Çünkü O, el-Muksit'tir.

Kul azabının karşısında mecalsiz kalan çığlıklarla giyinmiş “Ya Muksit” seslenişleri boşuna değildir.

Savaş, açlık, işgal ve her türlü darboğazda canı yananlara, yitenlere ve yitirenlere sırf dünya menfaati için hesaplı yaklaşanlar, ahdine ihanet edenler; gayrı ne yapsanız boştur, boşunadır. Bugün olmasa yarın, yarın olmasa kabirde, kabirde olmasa ahir ömürde hesabınız görülür…

 

 

 

ELİF SÖNMEZIŞIK - TERCÜMEİHÂL

Yazar Elif Sönmez Işık, Türkiye Yazarlar Birliği 2017 yılı 'basın fıkrada' ödülü sahibi

ELİF SÖNMEZIŞIK DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  191127

-