5 HAZİRAN 2020 CUMA

Hüseyin Yağmur

‘SAHTE ATATÜRKÇÜ’ TİPİ OLARAK DARBECİLER (1)

Hüseyin Yağmur

Falih Rıfkı Atay'ın Atatürk'ü anlattığı ‘Çankaya' isimli klasik eserinde okumuştum. Atatürk'ün çok sevdiği bir köpeği varmış. Bir hayli de haylaz bir köpek imiş.Bu köpek gün gelmiş ölmüş. Atatürk'ün etrafındakiler bu köpeğe duydukları sevgiden ve Atatürk'e duyduğu saygıdan dolayı köpeği doldurup saklamışlar. Bilmem kim bilir hangi müzededir?

Hal böyleyken; 27 Mayıs Darbesi  başta olmak üzere bütün darbeleri  ‘İrtica geliyor' bahanesiyle yapan, yaklaşık 50 yıl boyunca, siyaset eden iktidarları irticayla sıkıştıran Darbeciler aslında Atatürkçü şahıslar değillerdi. Bunlar sahte Atatürkçü şahıslardı.

Bu darbeciler ve onların taşeronları  Atatürk üzerinden toplum, millet ve devlet üzerinde keyfi iktidarlar kurmak isteyen kişilerden ibaretti. Ama bu söylemi kullanmada çok başarılı oldular.Ve Attatürkçülük adı altında milletin ensesinde boza pişirdiler,pişirmeye devam ediyorlar.

Halbuki bu kişiler Atatürk'ün köpeğine gösterdikleri saygı ve sevgiyi Atatürk'ün Başbakanı Celal Bayar'a göstermediler.

Atatürk'ün silah arkadaşı olan ve aynı zamanda Kurtuluş Savaşı madalyası olan subaylara ve generallere göstermediler. Hatta hiç utanmadan bu kişileri dövdüler, tekmelediler, işkence ettiler.

Bu kısa girişten sonra 27 Mayıs 1960'da Demokrat Parti'nin yaptıklarını beğenmeyerek, irticaya gittiğini iddia ederek darbe yapan sahte Atatürkçülere maskelerinin ardından bakalım…

…………….

20 yaşındaki Harp Okulu öğrencilerine, vücudunda İstiklal Harbinden kalma kurşun yaraları bulunan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun da tevkif ettirilmişti o gün. Çöp kamyonlarına doldurularak evlerinden alınanlar, Demokrat Parti kadroları yanında İstiklal Madalyası sahibi generaller, dönemin Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun, Genelkurmay eski başkanlarından Nuri Yamut, adı ‘Kore Kahramanı' diye ünlenen Tahsin Yazıcı, Milli Mücadele'nin Kuvayı Milliye Komutanı ve Atatürk'ün silah arkadaşı Ali Fuad Cebesoy gibi tarihi şahsiyetlerdi (Özgürel,2009).

Altemur Kılıç,  devrik iktidarın yöneticilerinin esir olarak tutulduğu Yassıada ile ilgili gözlemlerini şöyle naklediyor: “Ankara'dan İstanbul'a geldiğimizde Yeşilyurt Havaalanı'nda şartlandırılmış askerî personel sadece bizi değil  Hava Kuvvetleri Komutanı Tekin Arıburun'u, Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral Sadık Altıncan'ı, Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun'u, Kore'de komutanım Namık Argüç'ü ve Kore kahramanı Tahsin Yazıcı'yı da tekme tokat hırpaladılar. Sıra dayağına çekilmeleri ve hakarete uğramaları acı ve sarsıcı bir olaydı. Uçaktan indirilirken ikili sıralar halinde hem ismimizi okuyorlar, hem de bize hakaretler ediyorlardı. Bizi tekme tokat götürdüler. Bu kişilerin istiklal madalyaları vardı (Kılıç,2010).

Darbecilerin Atatürkçülük adına yaptıları darbeden sonra devrik iktidarın yöneticilerinin esir olarak tutulduğu Yassıada'da Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Lütfi Kırdar, duruşma sırasında kalp krizi geçirerek öldü. İstanbul Milletvekili Yusuf Salman, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Üyesi Lütfü Şaylan, İstiklal Madalyası sahibi Afyon Milletvekili Gazi Yiğitbaşı, emekli Genelkurmay Başkanı Nuri Yamut, emekli general ve bakanlardan Yümnü Üresin ve eski savunma bakanlarından Kenan Yılmaz, Anayasa Davası'nda yargılanırken vefat etti.

Milletvekili Zakar Tarver işkence sonucu öldü. İçişleri Bakanı Namık Gedik, Harp Okulu'nda gözaltında tutulurken şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti. Bir başka işkence kurbanı da İstanbul Emniyet Müdürü Faruk Oktay'dı. 30 Eylül 1960'ta ölüm haberi ulaştı evine. Ailesine ‘kalp krizi' denilmişti  (Oktay,2019).

Darbeciler ahlaki seviyeyi o kadar çok düşürmüşlerdi ki Atatürk'ün köpeğine gösterdikleri saygı ve sevgiyi Atatürk'ün Başbakanı Celal Bayar'a göstermemişlerdi.

Atatürk'ün Başbakanı Celal Bayar'dan dinleyelim:“Yatakta dinleniyordum. Saat 15'i geçiyordu. Birden hastanenin bulunduğum odasına üç kişi girdi. Beni başka bir hastaneye nakledeceklermiş, hemen hazır olmaklığım lazım imiş... Bundan sonra sözü yarbay aldı: Sana on dakika mühlet. Hemen gideceğiz, dedi.

Pijama ile idim. Giyinmeye muhtaçtım, hazırlanmaya başladım. Fakat yarbay odayı terk etmiyordu. Kendisine dışarı çıkması lazım geleceğini söyledim. ‘Bundan ne çıkar? Siz de erkeksiniz, ben de erkeğim' dedi. Ben de Erkekler arasında bir nezaket kaidesi mevcut olduğunu hatırlattım. Bundan sonra beni yalnız bıraktı.

Kızım ve ben toplanmaya çalışıyorduk. Bu defa da şişman gedikli geldi.

-İki dakikanız kaldı. Çabuk olunuz dedi. Bu zavallı ve ibtidai adamı tersledim.

-Çıplak olarak yola çıkmamı mı istiyorsunuz? deyince mukabelede bulunmadan ayrıldı” (Bayar,1999:141).

Atatürk'ün Başbakanı Celal Bayar anlatmaya devam ediyor: Bindiğimiz tayyarenin kapıları merkez kumandanın kesin kumandasıyla kapandı, havalandı. “Tayyarede bizimle alakalı ve vazifeli on kişi vardı. Sıhhat Vekaletinin doktoru genç ve esmer adam. İki yarbay, bir binbaşı, üç hava yüzbaşısı, bir jandarma gediklisi, iki seçme asker. Hepsi silahlı ve ellerinde tomson tabancaları... Yarbay müstesna diğerlerinin tabancaları bize tevcih edilmiş bir durumda... Beni hastaneden alan yarbay, yine hastanede odama kadar gelen gedikli jandarmaya emir verdi. Arkadaşlarım doktor Baha Akşit, Ekrem Anıt (Ekrem Anıt elbiselerini almaya fırsat bırakılmadıkları için pijamalıydı) Hepimiz, tayyare uçmakta iken ayağa kalktık. Zaten hapishanede yatan bizleri uçakta iken ayağa kaldırıp birer birer üzerimizi arayıp yokladılar” (Bayar,1999:138).

Bir sonraki yazımızda sahte Atatürkçü darbecileri anlatmaya devam edeceğiz inşallah..

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  814637

-