21 EKİM 2018 PAZAR

Hüseyin Yağmur

SEÇİMLER VE TOPLULUK PSİKOLOJİSİ

Hüseyin Yağmur

Yüce kitabımız “Oku!” emri ile başlıyor ama müminler okumayı pek sevmiyorlar.

Yüce kitabımız “tefekkür etmeyi yani düşünmeyi” emrediyor ama müminler düşünmeyi pek sevmiyorlar.

Yüce kitabımız “İşlerinizde müşavere edin” diyor ama kimse müşavere etmekten hoşlanmıyor.

Hal böyle olunca okumayan ve düşünmeyen ümmetin işleri müşavere etmeyen liderlere kalıyor.

Okumayan düşünmeyen ve müşavare etmeyen Ümmeti Muhammedin hali ise ortada.

İslam Ülkelerinin tamamının üretimi Almanya'nın üretimi kadar etmiyor.

İslam Dünyası üretim yeteneğini kaybetmiş durumda. Hepsinden önemlisi ‘Adam üretemiyoruz.' Bir köşede bir adam filizi gördüğümüz zaman baltaları kapıp, büyük bir huşu, dini bir vecd içinde ona saldırıyoruz. 

Düzenin, cemaatin, cemiyetin, partinin adamı olmak çok revaçta. Bir şey üretmenize gerek yok. Hele bir de mevcut statükonun yada devrimin muhafızlığını yapıyorsanız tadınıza doyum olmaz.

Pakistanlı bir akademisyenin yaptığı araştırmaya göre; İslam ahlakına(vefa, sözünde durma, yalan söylememe, insan aldatmama, işini iyi yapma, kibarlık, nezaket vs) en çok uyan millet İrlandalılar çıkmış. İslam Dünyasından sıralamadaki en iyi ülke, 39 sırada yer alan Malezya…

Ümmeti Muhammedin hali ortada…

…………….

Emekli Kurmay Albay Rahmi Apak, “Yetmişlik Bir Subayın Hatıraları”  başlığı ile Balkan Savaşından itibaren yaşadıklarını kitaplaştırmış. Kitapta çok ibretlik olay olmakla birlikte anlatılan bir hatıra beni çok derinden sarstı.

Buyurun bu hatırayı birlikte okuyalım: Biz Balkan Savaşında iken Tümen Karargahımızın çobanı Yozgatlı Çoban Mustafa, sürüsünün arkasında gidiyor, sürünün önünde de çoban yamağı ilerliyordu. Mustafa beni görünce her vakit yaptığı gibi bir paket sigara istedi, verdim ve sonra kendisinin mükemmel olduğunu, koyunlara fiske ile bile dokunmadan onları bir asker gibi disiplin altına aldığını ve her arzusunu onlara kumanda ile yaptırdığını söyledi.

Ben de “Mademki senin her emrini bu koyunlar dinlerler, o halde haydi göreyim seni şu yürümekte olan sürüyü geriye çevir" dedim.

"A komutanım, bu da marifet mi? Biraz dur da bunu sana göstereyim" dedikten sonra yere çömeldi ve birtakım tuhaf tuhaf sesler çıkararak bağırmaya başladı.

Bu bağırtıyı işiten sürünün içinde beş altı koyun başlarını geriye çobana çeviririp melemeye başladılar. Çoban Mustafa bundan sonra bağırtısının kuvvetini ve temposunu arttırdı. Başlarını geriye çeviren bu beş altı koyun derhal geriye dönerek çobana doğru koşmaya başlayınca, bütün sürü bunların ardından geriye döndü ve Mustafa'nın etrafında toplandı.

Mustafa çantasından bir parça ekmek çıkararak bu liderlere yedirdi. Meğerse bu koyunları böyle bağırmalardan sonra ekmek vermeye alıştırmış, böylece bütün sürüye hükmediyor.

Bir kere bir nehri de koyunlara böylece geçirttiğini de gördüm. Suyun karşı yakasına evvela kendisi geçti. Aynı sesleri çıkarmaya başlayınca bu talimli kılavuz koyunlar kendilerini suya attılar, arkalarından bütün sürü yüzerek geçti. (Apak,1988:131)

Batılı emperyalistler insan psikolojisini ve yukarıdaki sürü psikolojisini çok iyi bildiklerinden İslam ülkeleri başta olmak üzere sömürdükleri ülkeleri işte bu ‘Çoban Mustafa' yöntemiyle kolayca idare ediyorlar.

Birinci hamlede sürünün içinden liderler seçiliyor. İkinci hamlede Çoban Mustafalar tuhaf sesler şeklinde tezahür eden bağırma yöntemleriyle sürüyü istedikleri yöne sevk edebiliyorlar.

Sürünün derenin kenarına gelmesi gibi ‘bir ülke ve millet de zor durum ile karşılaşıp korktuklarında' Çoban Mustafa tekrar devreye giriyor ve sürüyü dereye sokuyor.

………………….

1.Dünya Savaşından sonra bir sürü gibi ne yapacağını bilmez konumda yakalanan Müslüman ülkelerde batılı egemenler tarafından ‘Çoban Mustafa düzeni' kuruldu.

Tunus'ta, Mısır'da, Libya'da, Cezayir'de, Suriye'de, Irak'ta, İran'da, Pakistan'da, Afganistan'da ve daha bir çok İslam Ülkesinde batılı egemenlerin adamları olan Çoban Mustafalar sürünün içindeki adamları aracılığı ile işi götürdüler.

Burgibalar, Mübarekler, Kaddafiler, Bumedyenler, Esedler, Saddamlar ve daha niceleri…

Sürünün içindeki liderlerdi aslında….

Sürü lideri olmaya direnenler ise Kongo lideri Lumumba gibi parçalanarak öldürüldüler.

Emperyalistler o kadar ustaydılar ki Kudüs Müftüsü Hacı Emin el Hüseyni ve Yaser Arafat'ı muhalif sürü lideri olarak piyasaya sürmeyi bildiler

Çok partili hayata geçince bu kez parti liderlerini kendi adamlarından seçmeye başladılar. Demokrasi biraz daha ilerleyince bu kez cemaat ve cemiyet liderlerini elde edip sürüleri onlarla yönlendirmeye başladılar.

Yazımızın başında zikrettiğimiz üzere okumayan, düşünmeyen ve müşavere etmeyi sevmeyen  Müslümanlar kolayca tuzağa düştüler.

Ülkemizden bazı örnekler verelim.

‘Çoban' Lakaplı bir sürü lideri 1960'larda ortaya çıkıp, Tıpkı Çoban Mustafa gibi bir çok dini cemaati içlerindeki liderler aracılığı yıllarca ustaca kullandı. Oylarını üzüm salkımı gibi götürdü, keyif ve afiyetle yedi. 

Halbuki bu adam meşhur bir masondu. Meşhur bir mason olmasına rağmen  dini cemaat liderleri bu adamın partisinden mebus oluyorlardı. Karşılığında da cemaatlerinin oylarını bu kişiye peşkeş çekiyorlardı.

Cemaat mensupları Kuran'da ve Sünnet'teki yerine bakmadan gelen tuhaf çağrıya uyarak yıllarca büyük bir huşu içinde bu adamı desteklediler.

Sonraki yıllarda  işler bu minvalde devam etti.

Bir dini cemaat kumarda yakalanan ve burnu kırılan bir parti başkanına oylarıyla destek verdiler. Cemaat mensupları Kuran'da ve Sünnet'teki yerine bakmadan gelen tuhaf çağrıya uyarak bir huşu içinde sonradan imam hatip okullarını kapattıracak bu adamı desteklediler.

Bir başka dini cemaat, başörtülü kız öğrencilerin derdini anlatmak isteyen velileri tam 7 saat kapısında bekletip dinlemeyen Dönemin Başbakan yardımcısı Devletli bir parti başkanına oylarıyla destek verdiler. Cemaat mensupları Kuran'da  ve Sünnet'teki yerine bakmadan gelen tuhaf çağrıya uyarak bir huşu içinde bu adamı desteklediler.

Bir başka dini cemaat tümden rejimle bütünleşti. Rejimin kurucularını peygamber neslinden mübarek şahıslar olarak ilan eti. Kurdukları parti ile rejime can ve taze kan vermeye çalışıyorlar

Cemaat mensupları Kuran'da  ve Sünnet'teki yerine bakmadan gelen tuhaf çağrıya uyarak bir huşu içinde bu adamı destekliyorlar.

Bir parti başkanı bundan 45 yıl kadar önce kendi partisine oy vermeyen dindarları ‘patates dininden' şeklinde nitelerken, dindarlardan aldığı oylarla seçim sonrası bütün varlığını dinle mücadeleye adamış partiyle koalisyon yapmıştı.

Şimdi onun halefi bir yandan Kürtçü Ateist partiden transfer ettiği milletvekilini listesine koyarken bir yandan da tıpkı selefi gibi bütün varlığını dinle mücadeleye adamış partiyle ittifak yaptı.

Partinin dindar mensupları Kuran'da ve Sünnet'teki yerine bakmadan gelen tuhaf çağrıya uyarak bir huşu içinde şimdi bu adamı destekliyorlar. Hacı amcalar Haccı yasaklayan partiyle birlikte kol kola seçime girecekler. Çünkü mümin bireyler olarak değil, Çoban Mustafaların ıslığına göre hareket ediyorlar.

Bir de garip bir paradoks var. Yukarıda saydığım Çoban Mustafaları destekleyen cemaat mensupları, “A cemaatinin X şahsına verdiği destek yanlıştı ama bizim Y şahsına verdiğimiz destek çok mübarek” diye dini teviller içine giriyorlar.

Sözün özü;

Dindar bireyler artık okumalı, düşünmeli ve kendi aralarında müşavere ederek oy tercihini Kuran ve sünnetten aldığı ilhamla kullanmalı.

Dindar liderler, sevenlerinin oy tercihlerini alınır, satılır, pazarlanır, rakibe karşı kullanılır bir meta olmaktan çıkarmalı.

Dindarlardan oy almak isteyen Parti liderleri, dindar bireylerin oylarını  üzüm salkımı gibi topluca götürülebilecek çantada keklikler olarak görmemeli. Meyhanedeki adamı ikna etmek için nasıl uğraşıyorlarsa, ilhamını Kuran ve Sünnetten alan bireyleri de ikna etmek için gerekli icraatları yapmalı.

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  172211

-