21 EYLÜL 2017 PERŞEMBE

Semih Akşeker

ŞEHİR VE VAKIF

Semih Akşeker

Şehir binalarla değil ahlâk ile inşa edilir. Resulûllah (s) ve Ashâb-ı Kirâm büyüklerimiz Medine'yi (Şehri) iman ve ahlâk temeli üzerinde yükselen bir müslüman toplumsallığı olarak inşa etmişlerdi, biz de son üç yazıda cami, pazar ve mahalle üzerinden işbu toplumsallığı değerlendirmiştik, şimdi sıra vakıflarda.

- - -

Vakıf bir hayrât biçimi olarak Osmanlı şehirlerinin hem inşasında hem ortak hizmetlerin görülmesinde geliştirdiği diğer önemli müessesedir. Vakıf kelimesi Kur'an ve Hadis'te doğrudan bu isimle geçmiyor. Bu kelime Hanefi âlimleri tarafından "menfaati insanlara ait olmak üzere bir malı Allah'ın mülkü hükmünde daimi surette temlik ve temellükten men eylemek ve vakfeden kimsenin arzu ettiği cihete sarf etmektir" biçiminde ilk defa bugünkü anlamında kullanılmaya başlıyor. Vakıf kelimesini ‘sadaka-i cariye' kavramına istinat ettiren âlimler de var. Bir rivayete göre Resûlullah menfaati yolculara ait olmak üzere bir arazi vakfetmiştir. Hz.Ömer'in bir arsasını nasıl kullanırsa Allah'ın daha çok hoşuna gidebileceğini sorusuna Resûlullah "o malın aslını vakfet, artık o hibe edilmez, varis olunmaz, yalnız onun ürünü kullanılır" buyurarak vakfın bugünkü anlamda temel unsurlarını içeren bir cevap vermiştir. Sahabeler çok sadaka-i cariye'de bulunmuşlardır, Hz. Câbir "Ben mal ve kudret sahibi hiçbir sahabi bilmem ki sadaka-i cariye bulunmuş olmasın" demiştir. Bu ve benzer diğer rivayetler müslümanların sadaka-i cariye(=vakıf) üzerine fikir birliği olduğunu gösteriyor. 

- - -

Vakıf hayrâtı şeklinde bina yapımına ilk defa Abbasi'ler döneminde rastlanmaktadır. (TDV Ans.) Ancak vakfı şehirler için kurucu ve yaşatıcı temel müessese yapan Osmanlı'lar olmuştur. Osmanlılar vakıflar yoluyla dinî nitelikli (cami), eğitimle alâkalı (medrese, dârülkur'ân, dârülhadis), sûfîlerin barınmaları için (zâviye, tekke) fakirlere yemek dağıtan mutfak (imaret), sağlık birimleri (bîmâristan, dârüşşifâ), yol, köprü, suyolu, çeşme, kervansaray… gibi farklı türde eserler yaptırdılar. Osmanlı vakıf yoluyla sadece binalar yapmakla kalmamış yaşatmışlardır da, bunların sürekliliği vakıf mallarından elde edilen gelirlerle sağlanıyordu.

- - -

Müslüman âlimler sadaka, zekât,  salih amel, ihsan… gibi temel İslâmî kavramları vakıf kelimesinin anlamına yakın veya vakfın içeriğini oluşturabilecek kelimeler olarak değerlendirdikleri için müslüman halk da hayır işlemek, iyilik yapmak, fakirleri sevindirmek, muhtaçlara yardım etmek gibi Kur'anî emirleri vakıf adı altında gerçekleştirmeyi uygun görmüşlerdir. Bu kadar çok vakfın ortaya çıkma nedeni budur. Birçok müslüman malını (menkul / gayr-ı menkul) henüz yaşarken tek seferde dağıtıp infak etmek yerine ölümünden sonra da sevabın devam edeceğini düşündüğü vakıf suretinde hayırlarda bulunmayı daha çok tercih etmiştir.

- - -

Vakıf müessesesinden günümüzde çok farklı şekillerde tekrar yararlanmak mümkün, zîra elimizde geniş bir vakıf bilgisi/mirası var. Devletin üstlendiği pekçok yük/ümlülük geçmişte vakıflar eliyle yürütüldüğü gibi bugün de pekâlâ vakıflar eliyle yürütülebilir. Kanaatimce bugün artık bu bir tercih meselesi olmaktan çıkmış, mecburiyet haline gelmiştir. Onca çalışıp çabalmasına rağmen bir türlü parasını denkleştiremeyip tüccar gibi devlet de şehir, iktisat, eğitim, kültür, asayiş… sahalarınd hızla iflasa doğru sürükleniyor, onun vakıflar desteğiyle acilen ferahlanmaya ihtiyacı vardır.

Yeni vakıfların teşkiliyle devlet geçmişte olduğu gibi adalet, güvenlik ve denetimden müteşekkil üç aslî vazifesine geri dönmelidir. Eğitim/sağlık/inşaat/sosyalgüvenlik… gibi üstlendiği işleri vakıflara devretmelidir. Böylece geniş vakte sahip devlet aklı daha sağlıklı karar verme imkânına kavuşacaktır. Hangi tür vakıflar kurulacağı, hukuku, idaresi, akarları ise bilâhare müzakere edilecek konulardır.

 

 

 

 

SEMİH AKŞEKER DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  051127