27 MART 2017 PAZARTESİ

SELAMET HAŞİMİ VE FİLİPİNLİ MÜSLÜMANLAR

Rahmetli Selâmet Hâşimi’nin tohumlarını attığı çalışmalar bereketli meyveler vermeye devam ediyor. Ancak 20. yüzyıl Müslümanları içinde yetişen efsanevî komutan, cihad ve davet adamı Selâmet Hâşim hakkında Türkçe internet sitelerinde doğru düzgün bir bilgi yok. Bu yüzden Selâmet Hâşim’i yazmaya karar verdim. Dolayısıyla takip eden satırlarda Filipin Müslümanlarının efsanevî komutanı Selâmet Hâşimi Hocayı anlatacağım.


SELAMET HAŞİMİ VE FİLİPİNLİ MÜSLÜMANLAR

Ömer Faruk Tokat

Selâmet Hâşimi kimdir?

Tam adı Selâmât Âsım Hâşimi olmakla birlikte Türkiye Müslümanları arasında Selâmet Hâşim olarak bilinmektedir. Biz de bu yüzden bu yazıda kendisini, Türkiye'deki bilinen ismi olan Selâmet Hâşimi olarak anacağız.

Selâmet Hâşimi, 7 Temmuz 1942 tarihinde çiftçi bir ailenin çocuğu olarak, Filipin'in güneyinde, şimdiki adı Mindanao olan Cotabato (Kotabato) bölgesinde dünyaya geldi. İlk eğitimini annesinden aldı. 6 yaşına geldiğinde Kur'ân-ı Kerim'in bazı surelerini ezberlemişti. Yine 6 yaşında ilköğretime başlayan Selâmet Hâşimi, 1954 yılında liseye başladı.

1958 yılında hacca gitti ve Harem-i Şerif'te ez-Zevâvî hocayla tanıştı. Bu tanışıklık onun İslamî ilimlere olan ilgisini artırdı. Ez-Zevâvî hocanın Harem-i Şerif'te yaptığı derslere katılmaya devam etti.

İslamî ilimler eğitimini tamamlamak amacıyla 1959 yılında Kahire'ye giderek el-Ezher üniversitesinde, el-Buûsu'l-İslâmiye bölümünü bitirince Usulüddîn fakültesinde Akide ve Felsefe bölümünü okudu ve 1967 yılında buradan mezun oldu. el-Ezher içinde ve dışında bir çok hocadan dersler aldı.

Muhammed el-Gazzâlî, Abdülvâhid Vâfî, Seyyid Sâbık ve el-Bâkûrî, bu süreçte ders aldığı hocalardandır. 1969'da mastırı bitirdi. Doktorada “Güney Doğu Asya'da İslâm'ın Yayılması” başlıklı tezini çalışırken ülkesindeki gelişmeler sebebiyle tezini tamamlayamadı ve Filipin'deki âlim ve davetçi kardeşleriyle birlikte cihad ve tebliğ meydanında faaliyet göstermek üzere ülkesine döndü.

Davet çalışmaları

Selâmet Hâşimi hoca, Kahire'de çok hareketli ve çalkantılı bir talebelik süreci yaşadı. Çünkü tabiatı gereği devrimci bir karaktere sahipti ve sürekli bir şeyler yapmak istiyordu. Kahire'de, Endonezya, Malezya, Tayland ve Singapurlu arkadaşlarının da desteğiyle “Filipinli Müslüman Öğrenciler Cemiyeti”ni kurdu.

Bir süre sonra, gayr-i resmî kurulan bu cemiyet yüzünden sorgulandı ve cemiyet kapatıldı. Bıkmadan çalışmalarını sürdüren Selâmet Hâşim, bu defa cemiyeti resmi olarak kurdu ve “Güney Doğu Asya Öğrenci Konseyleri Dayanışma Meclisi”ne bağlı cemiyetlerin en faali haline getirdi.

Faaliyetleriyle göz kamaştıran Selâmet Hâşimi daha sonra, Burma, Malezya, Endonezya, Japonya, Tayland, Vietnam ve Kamboçyalı öğrenci kulüplerinden oluşan “Güney Doğu Asya Öğrenci Konseyleri Dayanışma Meclisi”nin genel sekreterliğine seçildi. Bu süreçte Mısır'daki İhvân-ı Müslimîn hareketiyle sürekli irtibat halinde oldu. Bu yüzden birçok defa kovuşturma ve soruşturmaya tâbi tutuldu.

21 sene ülkesinin dışında, çoğu Mısır'da olmak üzere Libya, Pakistan ve Suudi Arabistan'da yaşadı. 1970 yılında ülkesindeki gelişmeler sebebiyle Fanatik hıristiyan Filipin devletine karşı savaşan Moro Müslümanları devrimci hareketine katılmak üzere Filipin'e döndü. Ülkenin güneyinde bağımsız bir devlet kurmak üzere çalışmalar yaptı.

Moro Ulusal Kurtuluş Cephesi (MNLF)

1960'lı yıllarda Filipin'de Müslümanlara karşı başlatılan baskı ve zulüm dalgasını kırmak için Moro Ulusal Kurtuluş Cephesi'ni kurmak üzere Nur Misuari ile birlikte hareket etti.

Selâmet Hâşimi, İslam dünyasındaki İslâmî hareketlerden özellikle Mısır'daki İhvan-ı Müslimîn ve Pakistan'daki Cemaat-i İslamî hareketinden çok etkilenmişti. Bu hareketlerin eğitim, davet ve terbiye yöntemlerini ülkesine taşıyan Selâmet Hâşimi yoğun bir İslamî eğitim, davet ve cihad çalışması başlattı.

Hocanın bu çalışmaları, Batılı ülkelerin ve STK'ların ve Filipin hükümetinin Müslümanların yaşadığı bölgelerde yaptığı Hiristiyanlaştırma faaliyetleri önünde adeta bir dalga kıran oldu. Kısa bir süre içinde, İslamî eğitim almış savaşçı Müslüman bir genç kuşak yetişti.

Filipin hükümetinin gizlice desteklediği bazı fanatik hıristiyan örgütler Müslümanlara karşı saldırılar başlattı. Kadın çocuk demeden yüzlerce Müslümanı katlettiler. Bunun üzerine Selâmet Hâşimi, Filipin devletine karşı bağımsızlık hareketi başlattı ve bu mücadele yıllarca sürdü.

Trablus Anlaşması Aldatmacası ve Moro İslâmî Kurtuluş Cephesi (MILF)

1976 yılında Misuari ve Filipin hükümeti Trablus Anlaşmasını imzalayınca Selâmet Hâşimi ile Misuari arasında ipler koptu. Hâşimi ve diğer hareket önderleri bu anlaşmayı bir hıyanet ve aldatmaca olarak gördüler. Bunun üzerine anlaşmazlık oldu ve MNLF ikiye bölündü.

Hareketin önde gelen isimleri Misaori'ye çağrıda bulunarak görevi Selâmet Hâşimi'ye devretmesi gerektiğini deklare etti. Misuari yerini terk etmeyince 1978 yılında Selâmet Hâşimi, Moro İslamî Kurtuluş Cephesi'ni (MILF) kurdu. Hâşimi'nin başkanlığını yaptığı MILF, hedeflerinin Filipin'in güneyinde bağımsız bir devlet kurmak olduğunu deklare etti.

Hâlbuki Misuari otonomiyi hedefliyordu. Misuari, 1996 yılında Endonezya'da Filipin hükümetiyle barış anlaşması imzalayınca, Selâmet Hâşimi'nin liderliğini yaptığı Moro İslamî Kurtuluş Cephesi devlete savaş açtı ve Mindanao'da büyük bir bölgeyi kuşatarak kontrol altına aldı. Bununla birlikte Hâşim, devletle barış kapılarını tamamıyla kapatmadı; Barış görüşmelerine şahsı adına katılmayı kabul etti.

Basına yaptığı açıklamalarda Manila hükümetiyle Malezya'da yaptıkları ateşkes anlaşmasının Müslümanların Filipin'de bağımsız bir devlet kurma hedeflerinden vazgeçmek anlamına gelmediğini vurguladı. “Bizi tam bağımsızlığa götüren bir süreci işletiyoruz. İdârî, askerî örgütlenmemize ve halkımıza ilişilmedikçe bu tür anlaşmalara katılmakta bir mahzur görmüyoruz” dedi.

Otonomi ya da federalizm düşüncesini kabul etmiyordu. Çünkü bunu kabul etmek, Moro Ulusal Kurtuluş Cephesi lideri Nur Misuari'nin düştüğü hataya düşmek anlamına gelirdi. Zira Misuari, Müslüman Moro halkının hedeflerine ulaşması için Filipin hükümetiyle böyle bir anlaşma yapmış fakat bu anlaşma akim kalmıştı.

Selâmet Hâşimi, cihad hayatını ve kamplarda mücahidlerle birlikte yaşamayı konforlu bir hayata tercih etmişti. Filipin hükümeti kendisine birçok görev teklif etmiş ancak o bunların hepsini reddederek tercihini ailesi, çocukları ve kitapları eşliğinde mücahidlerle birlikte kamplarda yaşamaktan yana yapmıştı. Bu yüzden o, Allah yolundaki davet ve cihad çalışmalarına, Filipinli mücahidlere ve bütün Müslümanlara fayda getirmeyecek hiçbir görevi kabul etmedi.

Savaş fıkhına ve ahlâkına hep bağlı kaldı

Ben Selâmet Hâşimi hocayı hep gıptayla izledim uzaktan da olsa. Çünkü o, stratejik dehası, ihlası ve samimiyeti sebebiyle nerdeyse yarım asırdır süren Filipin cihadını hiçbir zaman terörize etmedi. Düşmanla savaşırken asla sivil hedefleri vurmadı. Müslümana yakışır bir şekilde savaştı. Mindanao'da fethettiği bölgelerde dağların arasına kurduğu kamplarda ve köylerde biteviye bir ilim, davet ve cihad çalışması yaptı. Filipin cihadı üzerine bir annenin evladı üzerine titrediği gibi titredi. 

Devamı yarın...

  1. gördüğümde işte o zaman anladım adeta kafam dank etti efendimiz ,gözümüzün nuru, 'anam babam sana feda olsun ey Allah'ın Resul'ü' diye sevmemiz gereken peygamberimiz (sav) İ gereği gibi tanımadığımızı ( sadece benim tanımam evrensel yeterlilik değil)tanıtamadığımızı....tek başıma ne kadar etkili olabilirim ki... vel hasılı Selamet Haşimi dediniz uyguladığı yolun bereketinden bahsettiniz. Bereket dediğimiz yerde Allah'ın Ve Resul'ünün yolunu doğru tatbik etme hatta olduğu gibi uygulama şekli vardır ki geçmişe gittim Gandiyi hatırladım içimden bunları yazmak geldi..

  2. Peygamberimizin(sav) hayatı bu durumu arı duru herkesin ;okumuş yada ümmi (okuma yazma bilmeyen),zengin yada fakir,efendi yada köle anlayabileceği şekilde net bir hayatı vardır. Bunu görmemek için ya kör olmak yada davasına hırsını karıştırarak kişisel ihtiraslarını gerçekleştirme gayretinde olmak vardır.efendimizin gittiği yola bu gün moda deyimle pasif direniş deniyor.tarihte benim bildiğim bir lider daha uygulamıştır o da Gandhi.meşhurdur bilirsiniz yaptıkları.Hayatını okuduğumda tarihte bir ilki başarmış gibi .....

  3. Çünkü bunu nasıl yapabileceğinin eğitimini doğru yerden, peygamber efendimiz (sav) in hayatından almıştı.böylece evrensel olan (insanın Allahtan başkasına boyun eğmeme özgürlüğü; la ilahe illallah) özgürlük anlayışını doğru cihetinden yakalamıştı. İşte böyle yaptığımızda düşman bile hayran kalır. Ne diyordu efendimiz (sav)' ey Ali, öyle bir adalet içinde ol ki bırak dostunu düşmanın bile seni sevsin.' Eğer evrensel ilahi mesaja nefis ve kişisel hırs karıştığında o hayat veren su zehirlenir ve hedefine ulaşamaz.terörize olmaya başlar. düşmana sana saldırması için fırsat vermiş olursun..

Yorum Yaz