26 EYLÜL 2017 SALI

Semih Akşeker

SELÇUKLU TAKLİTÇİLİĞİ

Semih Akşeker

Müslüman devletlerin (Emevi, Babür, Osmanlı v.b.) olgunluk/kemâl dönemlerinde üretilen başta mimâri olmak üzere her nev'i kültür ve sanat eserinde sadelik ve yalınlık, çürüme ve çökmeye başladığı dönemlerde üretilen eserlerde ise süs ve dekorasyon hatta eklektisizm (1) öğeleri görülmektedir.

Bir misâl vermek gerekirse 14. yüzyılda Osmanlı Devleti olgunluk/kemâl dönemi eseri sayılabilecek Bursa Ulucamii yüksek sanat ve üstün estetik değerine mukabil ne kadar sade ve yalındır. Ulucami'de kesme taş duvar ve kubbeler dışında bir şey göremezsiniz. Ancak camiye adımınızı attığınızda onun büyüleyici tesirinden de kendinizi alamazsınız, bambaşka bir ruh haline bürünürsünüz.

Buna karşılık 19.yüzyılda çürüme döneminde inşa edilen Dolmabahçe Sarayı onca süs ve dekoruna rağmen ne kadar kof ve yavandır. Avrupa ve bilhassa Amerika'da bunun gibi eklektik tarzda yüzlerce saray örneği vardır. Ancak bu saraylar taklitten öte bir anlam ifade etmezler ve hiçbiri mimarlık tarihine mâl olmuş ürünler arasında yer almazlar.

Buraya kadar ifade etmeye çalıştığım hususu şimdi bir de tersten teyit etmek istiyorum;

Sade ve yalın olarak inşa edilen sanat/kültür eserleri çağ itibariyle toplumların olgunluk/kemâl dönemine işaret ederken; süslü, dekoratif ve taklit ürünler ise toplumda özgüvenin kaybolması paralel giden çürüme ve çöküş dönemlerine işaret etmektedir.

Ya bugün?

Bugün Türkiye hangi dönemi idrâk etmekte acaba?

Kent ve mimari üzerinde yoğunlaştığımda benim gördüğüm manzara şudur; Bir kere Türkiye devleti/toplumu hiç mütevazı değil, her şeyin büyüğüne talip/meftun. En uzun asma köprü, en yüksek gökdelen, en büyük havaalanı, en lüks saray, en kalabalık nüfus, en büyük cami, en büyük... Türkiye mega projeler ile aklını yitirmiş, büyüklük ve çokluk (tekasür) histerisine tutulmuş âdeta. Bugünün Türkiye'si gösteriş heveslisi, ihtişam meraklısı, makyajlı kentleri ve taklitçiliği ile çürüme dönemi yaşayan bir ülkeyi andırıyor.

Osmanlı, kültür ve sanatın her nev'inde pek çok nitelikli ve özgün eser dünyaya kazandırmıştı. Ne zaman mağlup olmaya ya da mağlup olduğuna kendini inandırmaya başladı, Batı'yı taklide yöneldi. Türkiye ise henüz bir olgunluk/kemâl dönemi emaresi/eseri/vizyonu göstermeden çöküş dönemi karakteristiği gösteriş ve taklitçiliğe yöneliyor.

Cumhuriyetin kurucu kadroları başından itibaren Batı'yı taklit edeceklerini söyleyerek işe başlamışlardı, onları ve çaresizliklerini bir nebze anlayabiliyoruz. Lâkin daha önce taklitçiliğe itiraz eden mütedeyyin kadroların taklitçiliğini hiç anlamıyoruz.

Türkiye bir yandan Batı'dan demokrasi, laisizm, sekülarizm, küreselleşme, neoliberalizm, kalkınma, büyüme, ilerleme, refah… gibi modern değerleri kendine referans alıyor, diğer yandan Selçuklu-Osmanlı taklitçiliğine yönelmiş görülüyor.

Avrupa değerlerine atıfla Bakınız yönümüz Batı'ya dönük mesajları ile bir tarafa, Selçuklu taklitçiliği ile “Bakınız geleneksel değerlere sahip çıkıyoruz diyerek beri tarafa göz kırpıyor. Selçuklu taklidi toplu-konutlar, Selçuklu cepheli okullar-yurtlar, Selçuklu görünümlü kamu binaları Selçuklu esintili başkanlık sarayı…

Bütün bu teşebbüsler kimliksizlik ve şahsiyetsizliğin bir tecessümü değilse nedir?

1000 yıllık Selçuklu-Osmanlı ve kadim Anadolu tarihsel tecrübesinden elbette faydalanacağız, bundan daha tabiî ne olabilir? Lâkin yüzeysel ve seviyesiz Selçuklu cephe taklitçiliği derhal bırakılmalıdır. Taklit bir şey, teşhis/tespit/tedbir ayrı bir şey, tedavi ise apayrı bir şey.

Türkiye Selçuklu-Osmanlı tecrübesinden gerçekten istifade etmek arzusunda ise evvela bir SELÇUKLU-OSMANLI MÜESSESELERİ ENSTİTÜSÜ kurmalıdır.

Bu enstitü MAHALLE, İKTA-TIMAR, VAKIF, PAZAR, MÜLKİYET REJİMİ, ÂHİLİK, MUSÂHİPLİK, FÜTÜVVET OCAKLARI, TEKKE-ZAVİYE v.b. Selçuklu-Osmanlı müessesesinden bugün nasıl istifade edileceğine dair tezler/tetkikler/teklifler ortaya koymalıdır.

Hizmetse eğer, benim bundan daha büyük bir hizmet aklıma gelmiyor.

  • Eklektisizm, farklı çağ ve sanat üsluplarının bir araya getirildiği karma bir tarz olup kendi başına bir üslup değil davranış şekli -taklit- olarak değerlendirilmektedir.

 

 

 

SEMİH AKŞEKER DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  641865