21 EKİM 2019 PAZARTESİ

Hasret Yıldırım

SEN HEP HAKLIYDIN ÜSTAD KADİR MISIROĞLU-1

Hasret Yıldırım

Shakespeare 500 sene evvel yaşamıştır. Shakespeare İngiliz değildir. Ne Shakespeare'den evvel, ne Shakespeare'den sonra İngiltere'de bu isimde bir adam daha gelmemiştir. Shakespeare'in aslı ŞEYH-PÎR'dir; Üstad, İhtiyar… Shakespeare gizli bir Müslümandır.

Ey Kemalistler!. Üstad Kadir Mısıroğlu'nun “Shakespeare -Şeyh Pîr” sözlerine türlü türlü kılıflar bularak alay edilecekse; izinden gittiğiniz M.Kemal'in, 1930'lu yıllarda bizzat terviç [destekleme] ve tasdik ederek ortaya attığı Güneş-Dil Nazâriyesi [Teorisi] tam bir felaketten ibarettir. Bize resmî kaynaklarla, alay etmenin kralını yapacak malzeme verir çünkü… Bu nazâriyeye göre mevcud bütün dünya dillerinin menşei [kökeni, kaynağı] Türkçe'dir. Bu mesnedsiz ve gayr-i ilmî iddia, safsatalardan ibarettir.

 

Zaman su misali akıp giderken, ‘gündem' dakikalar içinde değişiyor inanın. Bunu son 1,5 aylık yaşadığımız vetire [süreç], bağıra bağıra tasdikliyor sanki... Ramazan-ı Şerif boyunca Beyaz Tv'de, ‘Üstad Kadir Mısıroğlu İle Ramazan Sohbetleri' isimli bir tarih ve mâneviyat programı yayınlandı. Programın kalitesini ve izleyiciye verdiği hazzı erbabı bilir. Biz, mevzuun bu kısmından ziyade; bir aylık seri programın 1 dakikalık kesitinden Üstad Kadir Mısıroğlu'na yapılan linçi konu edeceğiz. Lisan ve Yazı Davası ile alâkalı malumat verirken, Shakespeare [Şekspir] hakkında ne demişti Üstad? “Shakespeare 500 sene evvel yaşamıştır. Shakespeare İngiliz değildir. Ne Shakespeare'den evvel, ne Shakespeare'den sonra İngiltere'de bu isimde bir adam daha gelmemiştir. Shakespeare'in aslı ŞEYH-PÎR'dir; Üstad, İhtiyar… Shakespeare gizli bir Müslümandır. 500 sene evvel Shakespeare'in yazdığı tiyatro eserini bugünkü bir İngiliz çocuğu okusun, bugün yazılmış gibi anlar.” Sen misin kimsenin bilmediği veya arka planda kalan bir hakikati haykıran!. Bir yaygara, bir velvele ki, sormayın gitsin!. Sosyal medya yıkılıyor… Daha ağzı süt kokan çocuklar; hayatını tedrise, tedrîsâta [okumaya, okutmaya] vakfetmiş bir insan hakkında ağza alınmayacak sözler ile alay ediyorlar. Bu Vatan'da kendini ‘aydın' diye isimlendiren ‘karanlık' insanlar, köşelerinden nefret kusuyorlar. Ona kezâ, haber siteleri bir algı operasyonu başlatıyorlar. Neden? Üstad Kadir Mısıroğlu ezber bozuyor çünkü. Bunların bilmediğini biliyor ve anlatıyor çünkü. Bunların putlarını yıkıyor çünkü. İşin enteresan tarafı, kimse bu söylenenlere karşı bir vesika veya aksini ispat edecek bir delil getirmiyor, ezberden sallamaya devam ediyor. Kemalizm zehri ile yetişenlerin mantığı düşünmeye izin vermez çünkü, sloganlarla kafa ütüler… Peki, Üstad'ın söylediği bu hakikatin kaynağı nedir? Bu mevzu hakkında nasıl bir araştırma yapılmıştır? Kimler, ne söylemiştir?

Psikoloji, seyahatname ve kültür araştırmaları gibi konularda üç düzineden fazla kitap yazmış, sufi geleneğinde bir yazar olan, Afgan kökenli İdries Shah'ın, 1964 yılında Londra'da The Octagon Press tarafından yayınlanan “The Sufis” isimli eserinin 220'nci sayfasında, müellif Shakespeare'e “Şeyh Pir” denildiğini şu cümleyle anlatıyor: “Shakespeare's name is sometimes rendered in perfectly correct and acceptable Persian as Sheikh-Peer”, the ancient sage.”

Mısır'da ilk defa, 1800'lü yılların başında, gazeteci Fâris eş-Şidyak, Shakespeare'in ‘Arap' olduğunu yazmıştır. Libya'nın öldürülen devrik lideri Muammer Kaddafi ise mevzuu daha da ileri götürerek, Shakespeare'in ‘Arap' asıllı “Şeyh El-Zübeyir” isimli bir yazar olduğunu, 1989 yılında kürsüden bütün dünyaya ilan etmiştir. Tabii bu iddialar, zaten kimliği hususunda kuşkular bulunan Shakespeare ile alâkalı olarak, dini ve adı üzerinden geniş kapsamlı birçok araştırma yapılmasına vesile oldu.

Kahire Üniversitesi'nde 12 yıl boyunca Shakespeare üzerine ders veren ve hayatının büyük bir kısmını Shakespeare'i ve eserlerini tetkik etmekle geçirmiş olan Dr. Martin Lings (Ebubekir Sirâceddin); 2003 yılında yapılan ‘Shakespeare and Islam' isimli konferansta ‘Şekspir Müslüman mıydı?' serlevhasıyla [başlığıyla] bir beyanname neşretmiştir. Bu beyannamede "Şekspir'in oyunlarındaki Sufi düşüncesinin izlerini aramış ve Kral Lear'daki Edgar'ın yolculuğunun, Sufilerin hakikati arayışı yolculuğuyla aynı olduğunu, Lear'ın Cordelia ile konuşmasında da Sufi düşüncesinin yansımasını bulduğunu" belirtmiştir. Ayrıca Lings konferansında, Shakespeare'in tasavvufa duyduğu hayranlıktan söz etmekle yetinmemiş, “The Sacred Art of Shakespeare” (Shakespeare'in Kutsal Sanatı) adıyla kalem aldığı eserde; onun aynı zamanda bir Müslüman tarikatın felsefesine sıkı sıkıya bağlı olan "ruhânî bir çevre"nin üyesi olduğu tezini de ortaya atmıştır.

Amerika'daki ilk İslâmi Sosyal Bilimler Enstitüsü olan Zaytuna College'in kurucusu, mühtedi [İslâm'a dönmüş olan] Mark Hanson yeni adıyla Hamza Yusuf da, aynen Dr. Martin Lings gibi Shakespeare'in eserlerini incelediğinde, dönemi itibariyle Müslümanlardan etkilendiğini ve bu tesirin hem Shakespeare'in ruh dünyasına hem de eserlerine yansıdığını dile getirmektedir. Ayrıca Amerikalı edebiyat münekkiti [eleştirmeni] Harold Bloom "Etkilenmiş olsun veya olmasın, Shakespeare'in dünyası; kesinlikle mistik, hatta tasavvufî bir kâinatla çepeçevre sarılıdır." demektedir.

İngiltere'nin en itibarlı [prestijli] üniversitelerinden biri olan Sussex Üniversitesi'nde, araştırma görevlisi olarak vazife yapan Dr. Matthew Dimmock da, bahse konu olan zevat [şahıslar] gibi, Shakespeare'ın İslâmiyet'ten etkilendiğini şu sözlerle ifade ediyor: “Without Islam there would be no Shakespeare” yani “İslâm olmasaydı Shakespeare de olmazdı” diyor ve bu tezini Shakespeare'in eserlerinden delil getirerek, konferanslarında anlatıyor.

Son olarak bir misal daha vermek gerekirse, İngiliz tiyatro ve sinema yönetmeni Peter Brook "Evoking and Forgetting Shakespeare" (Shakespeare'i Anımsamak ve Unutmak) isimli eserinde; Rusya'da karşılaştığı bir seyircinin ona Şekspir'in Özbek olduğunu söylediğini, "Sheik"in "Şeyh", "Peer"in ise erdemli kişi yani "Pîr" manasına geldiğini, dolayısıyla Shakespeare'in bir kod adı olduğunu ve kendisinin aslında bir "kripto Müslüman olduğunu" iddia ettiğini yazmıştır.

Bu misallerde görüldüğü üzere, Kadir Mısıroğlu'nun iddiaları tarih boyunca başkalarınca da zikr ve beyan edilmiştir. Ancak bunların başkalarınca da söylenmiş olması iddiaların ‘kesin' hakikat olduğu manasına gelmez denilebilir. Lâkin mevzuun erbapları tarafından ciddi manada tetkik edilmesi, ezberden konuşanların-atıp tutanların sloganlarından daha kıymetlidir. Birilerinin bir şeyleri yeni duyması, bu bilgiyi duyduklarında fütursuzca saldırmalarının yolunu açmaz… Hele ki, bu saldırı ekibinin başında gelen Kemalistler, ağlanacak hallerine gülmektedirler…

Burada Üstad Kadir Mısıroğlu'nun “Shakespeare -Şeyh Pîr” sözlerine türlü türlü kılıflar bularak alay edilecekse; izinden gittikleri M.Kemal'in, 1930'lu yıllarda bizzat terviç [destekleme] ve tasdik ederek ortaya attığı Güneş-Dil Nazâriyesi [Teorisi] tam bir felaketten ibarettir. Bize resmî kaynaklarla, alay etmenin kralını yapacak malzeme verir çünkü… Bu nazâriyeye göre mevcud bütün dünya dillerinin menşei [kökeni, kaynağı] Türkçe'dir. Bu mesnedsiz ve gayr-i ilmî iddia, safsatalardan ibarettir. Bu saçmalıklar, şu misaller ile gözler önüne serilebilir: Bu nazâriye "Amazon" kelimesinin aslının "Amma da uzun" olduğunu, "Niagara" kelimesinin aslının "Ne yaygara" olduğunu, "Aristo"nun "Ali Usta"dan (Akıllarınca alay ettikleri insanın söylediği hakikâte ne kadar da benziyor değil mi?) geldiğini iddia eder. (Mevzu ile alâkalı tafsilât [ayrıntı] için Meydan Larousse Ansiklopedisi'nin ‘Güneş Dil Teorisi' maddesine bakılabilir.)

Bu saçmalıkları resmî neşriyat üzerinden tetkik etmek isteyen okuyucularımıza, dönemin Dil-Coğrafya Fakültelerinde, 5 yıl ders kitabı olarak okutulan "Güneş - Dil Teorisine Göre Dil Tetkikleri Birinci Kitap: Türk Dil Bilgisine Giriş" isimli eseri tavsiye ediyoruz. Sadece arka kapaktaki mâlumat, kitabın muhtevası ile alâkalı ipuçlarını verir diyorum: “Tarih Dil Coğrafya Fakültesinin ilk talebesi olan sizler çok bahtiyar bir devirde ve en müsait şartlar içinde ilim yapacak ve öğreneceksiniz. Hemen arkanızda ve bitişik mazide vatandaşların ufku çok karanlık ve çok dardı. Onlar bir türlü inkişâf edemeyen [gelişme gösteremeyen] şuurlarını [bilinçlerini] kullanırken mütereddit [kararsız, çekingen], neşesiz ve korkak idiler. Evet… Beyinler görünmeyen ve esrarlı merkezlere iplilenmiş, iradeler dumura uğramış [işlevini kaybetmiş] gibi idi. Fikir, hadise ve eşya… Hep heyula [korkunç hayal], hep insanın başına yıkılacak ve üstüne devrilecek karanlık kesafetler [çokluklar] gibi idi. Siz bu öldürücü âlemi tanımadınız…”

Zamanın Türk Dil Kurumu Genel Merkez Kurulu üyelerinden Naim Hazım Onat ise; “Arapça'nın Türk Diliyle Kuruluşu-I” isimli, Türk Dil Kurumu tarafından neşredilen eserinde, Güneş-Dil Nazâriyesinde zirve yaparak, Arapça'yı silip atmıştır: “Arap Dilini kuran kelimelerin üreme kaynağı, eskilerin münakaşa ettiği gibi ne mastar ne fiil... En basit ana kökler de yine uzun boylu incelendiğinde, ne ikili ne de üçlüdür. Bunlar ancak Türk dilinin çatısını kuran Türk kökleriyle, Türk gramerine göre işlenmiş Türk kelimeleridir.” (A.g.e. Sayfa: 51) İşin komik tarafı kendisi Arapça ve Farsça Hocasıdır…

Biz ‘beyinle alışverişi kesmiş' Kemalist zümreye kızamıyoruz. Üstad onların putuna dokunduğu için, ağzından çıkan her kelimeye muhalifler ve tabiatıyla hastalar. Bizim düsturumuzda “hastaya kızılmaz, ‘mikroba' kızılır.” Lâkin bizimkilere(?!) ne demeli? İslâm Dâvasına bir hayat harcamış ve harcamakta olan bir zât'a-bir Üstad'a, siz hangi yüzle “Üstad iyisin hoşsun da bu kadar da değil”, “Üstad kafayı yedi” ve bu minvalde rezil cümleler sarf ederek, saldırıyorsunuz? Bir Müslümana yakışan ifade tarzı bu mu olmalıydı?  Shakespeare'in Müslüman olmasından veya olma ihtimalinden bile neden gerildiniz? Masonik medya, Üstad'a fütursuzca saldırırken, Hucurât Suresi 6. Ayette bahsedilen “Ey iman edenler!. Size bir fâsık, bir haber getirirse; bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için, o haberin doğruluğunu araştırın.” ikâzının muhattabı kimdir? İnsanların kalbini Cenâb-ı Hak bilir, lâkin ortada Shakespeare'in Müslüman olduğuna dâir ciddi iddialar ve kaynaklar var iken; bir Müslüman olarak bizim diyebileceğimiz en güzel cümle “İnşaallah Müslüman olarak vefaat etmiştir” duâ cümlesi olması gerekmez miydi?

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

  1. Kaan Kardeşim,Müslüman olduğun hususunda hüsni zan besleyerek müminler kardeştir sözü mucibince sana kardeşim diyorum. Bir parçada anlatılmak istenen tema, yazar tarafından parçanın son paragrafında verilir. Sen eğer edebiyattan anlasaydın parçanın neyi anlatmaya çalıştığını anlardın.Üstelik birinin bir kişiyi bir hususta eleştirebilmesi için o hususta kendisinin de yeterlilik sahibi olması gerekir. Sen yazıdaki edebi cümle hatalarından dem vuruyorsun. Kendi yorumundaki ilk cümle bile düşük ve hatalarla dolu. Kendi kendini madara etmişsin be kardeşim..

  2. Üstadınızın adı bana göre Chandra dır...Hani “Shakespeare -Şeyh Pîr” yaaa Senin adında bana göre....smarmy.

  3. Murat Sert

    Gayet yerinde bir tespit etmissiniz ustadim. 18 Yildan beri Ingilterede ikamet etmekteyim. Avrupada Yaklasik 11 ile 13 asirlara dayanir soy isim aliskanligi. Hemen hemen belli basli soy isimleri kullanilir fakat Ingilterede Sheakspeare naminda hic bir soy isim yoktur..

  4. yazıda amac müslüman olduğundan çok kadir mısıroğlunu savunma amacı gütmüş ve güneş dil teorisi ile asıl bunla dalga geçin diyerek amacı dışına çıkacağını kopuk bir şekilde başlanmış... yazarın burada herhangi bir metin yazma eğitiminden uzak olduğu anlaşılıyor... yazıyı yazan şahıs aynı cümlede birden fazla eş anlamlar kullanarak anlatım bozukluklarında tavan yapmış..Rica ediyorum sen yazma hasret... sen video çek.

Yorum Yaz

  247140

-