21 EKİM 2019 PAZARTESİ

Hasret Yıldırım

SERDENGEÇTİ’NİN 33’ÜNCÜ VEFAT YILDÖNÜMÜNDE, BİR MÜJDE VE BİR VEFASIZLIK

Hasret Yıldırım

Osman ağabey “Kara Kitap - Bir Devrin Yüz Karası” isimli eserinde 3 Mayıs 1944'te yaşananları anlatır. Kendi ifadesiyle; “Bir fakültenin içyüzü... 1940-1944 yıllarındaki komünist faaliyetleri... 1944 nümayişleri... Mitingler, nutuklar, tevkifler, zindanlar, tabutluklar, zincirler… Yücel'in aşkına dökülen ecel terleri... Bayılıncaya kadar dövülen insanlar... Canlı cesetler, mahzenlerde çürüyen, küf kokan insanlar... Kansız cinayetler… Bin bir facia... Bir devrin yüz karası... Hikâye değil, roman değil, hakikat… Kara Kitap!.. Kara Kitap!..” der… İnsan şu tanıtımı dahi okurken, tüyleri diken diken oluyor… Ve mevzua vâkıf olanların takdir edeceği üzere; Kara Kitap, Osman ağabeyin ömrü hayatında en fazla neşretmek istediği eserdir…

Yine de bir umut, “Kim var?!” diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert “Ben varım!.” cevabını verici, her ferdi “Benim olmadığım yerde kimse yoktur!.” duygusuna sahip bir dava ahlâkını pırıldatıcı insanlara, irtibat bilgilerini veriyorum… Kara Kitap, Serdengeçti Şiirleri ve Serdengeçti Şairleri kitaplarını temin etmek için: www.berikanyayinevi.com.tr veya (0312) 232 62 18 Tıpkı Basım Serdengeçti Dergisi için www.turkedebiyati.com.tr veya
(0212) 526 16 15

10 Kasım, rejimin ‘resmî mâtem' gününü atlattık… Ne okuduklarını, okuduklarının ne ma'nâya geldiğini bilmeyen minikler (gerçi büyükler de bilmiyor ya);

“Saat dokuzu beş geçe, Atam Dolmabahçe'de.

Gözlerini kapamış, bütün dünya ağlamış.

Doktor doktor kalksana, lambaları yaksana.

Atam elden gidiyor, çaresine baksana.”

şiiri ile vazifelerini ifâ ettiler. Hatta mevzua kendini kaptıran 60'tan büyük minikler de böğürerek dövündüler. Orta yaştakiler korna öttürdüler. Hâlbuki saat 9'u 5 geçe, doktorun kalkarak lambaları yakmasındaki sırrı kimse çözemeyecek!. Hiçbir doktor saat 9'da yatağında değildir (hususiyetle M.Kemal gibi bir şahsın doktorları) ve saat 9'da hava aydınlıktır. Bilhassa Dolmabahçe Sarayı gibi, her yeri ışık gören bir yer, daha da aydınlıktır… Amaan, işin teferruatına girersek, ölüm tarihi ve saati muamma Ulu şahsiyetin…

Onlar ritüellerini yaparlarken, bir kenarlarda, kalbi Allah-Millet-Vatan diye atanlardan küçük bir grup da; Türk-İslâm davasının yılmaz ve yıkılmaz savaşçısı Osman Yüksel Serdengeçti'yi yâd ederek, mübarek ruhlarına ahiretin geçerli akçesi Kur'an-ı Kerim tilâvetlerini ve dualarını hediye ettiler…

Bizler de, Osman ağabeyin vefatının 33.yılında, kendisini rahmetle yâd ederken; kısa da olsa hayat hikâyesinden bahsederek, mevzua vâkıf olmak ve hafızasını tazelemek isteyen okuyucularımıza, bir nebze olsun bilgi vermiş olalım…

Asıl adı Osman Zeki Yüksel'dir. Aslen Antalya Aksekilidir. Babası “Akseki Müftüsü Salim Efendi”dir. Nüfus cüzdanında 25 Temmuz 1917 tarihinde doğduğu yazılıdır.

Kendisi ise doğru tarihin, 26 Temmuz [Rumi-1333] 1917 olduğunu söylemiştir. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi talebeliği sırasında, 3 Mayıs 1944 Türkçülük Hadiseleri ve Irkçılık-Turancılık Davası hadiselerine karıştığı için, Hüseyin Nihal Atsız'la birlikte bir süre hapis yatmış; hapisten çıktıktan sonra tedrisat için aynı fakülteye başvurmuşsa da bu arzusu reddedilmiştir.

Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel'e hitaben yazdığı ve "Yüksek Vekâletin Alçak Vekiline" diye başlayan dilekçe ile “Ağzının sağ yanıyla Kur'an okuyan, sol yanıyla kızıl ıslık çalan bakan” sözleri yüzünden yeniden hapsedilmiştir.

1952 senesinde, lise talebesi Hüseyin Üzmez'in, Ahmet Emin Yalman'a Malatya'da düzenlediği suikast bahane edilerek, azmettirici sıfatıyla Necip Fazıl Kısakürek ile birlikte tutuklanıp cezaevine konulmuştur. Tabii cezaevi Osman ağabey için bir evden farksızdır; yakınlarının tabiriyle Osman Yüksel'i dışarıda, Necip Fazıl'ı içeride tutmak imkânsızdır. Ne yapar eder; “bu mekânda sahte insan bulamazsın” dediği hapishaneye düşer, “evlatlarına” kavuşurdu.

Hapishane arkadaşları birer evlat gibiydi onun için. Daha yürümeye başlamadan kaybettiği oğlunun hasretini dostlarıyla, arkadaşlarıyla gidermiştir.

15 Ekim 1961 seçimlerinde Konya'da, AP listesinden bağımsız milletvekili adayı olur. Seçim çalışmalarını sürdürürken; CHP'lilerin tahriki, teşviki ve tertibi üzerine, 1957 senesinde Serdengeçti'de neşrettiği bir yazı yüzünden gözaltına alınır.

Untitled-3

 “Ben bu yazıyı yıllar evvel yazdım” dese de, mahkeme “bizim yeni haberimiz oldu” diyerek dava açar. Hapisteyken de, CHP'liler aleyhte kampanyalarını sürdürürler.

Gazetede, “AP adayı hapiste bile suç işledi” şeklinde haber neşrettirirler. Ağır Ceza mahkemesindeki duruşmada halk galeyana gelir, Osman Yüksel mahkemenin arka kapısından kaçırılır. Seçimler bitince sorgusuz sualsiz salıverilir.

Osman Yüksel Serdengeçti 1965 seçimleri sonucunda, Adalet Partisi listesinden Antalya Milletvekilliği de yapmıştır. Milletvekilliği sırasında kravat takmadığı için birçok defa ikâz almıştır, ikâzları dikkate almayınca genel kurula girişi yasaklanmıştır.

Untitled-2_1
Serdengecti'nin yeğenleri Emine Bağlı hanım ve Aydın Yüksel  Türk Edebiyat Vakfı'nda.

 Bu kez beline bağladığı kravatla içeri girmiş, yakasına takması gerektiğini söyleyenlere ise, “Kanunda nereye takılacağı belli değil, istediğim gibi takarım” demiştir. Bu hadise kendisinin “Kravat Takmayan Vekil” olarak tanınmasına, hatta mevzuun gündem yapılmasına sebep olmuştur.

Hususiyetle, umumi af çalışmasında partisine yönelttiği eleştiriler yüzünden 1967 senesinde Adalet Partisi'nden ihraç edilmiştir. Partiden ihraç edilme sebepleri, basında şu şekilde yer almıştır: a) Meclise kravatsız gelmek b) Atatürk ilke ve inkılâplarıyla bağdaşmayan tutum ve davranışlarda bulunmak c) Parti disiplinine aykırı hareket etmek. İhraç edilenler arasında Prof.Osman Turan ve Osman Bölükbaşı da vardır.

Bir süre sonra Alparslan Türkeş'in başkanı olduğu Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'ne geçmiştir. Parti ambleminin belirlenmesinde etkin rol oynayarak; “bozkurt” yerine, “üç hilal” kullanılmasını sağlamıştır. 1969 seçimlerinde hiç alâkası olmadığı halde, Ordu vilayetinden aday gösterilmesi sebebiyle vekil olamamıştır.

Yakın dostu ve avukatı Süleyman Arif Emre'nin ricasıyla; 1977 yılında Milli Selamet Partisi'ne girmiş, bir haftalık parti mensupluğunu sonlandırarak, siyasî hayatını kendi isteğiyle bitirmiştir.

Hayatının son döneminde inzivâya çekilerek, sakin bir hayat süren Serdengeçti; 10 Kasım 1983 tarihinde, Ankara'da Rahmet-i Rahman'a kavuşmuş, Cebeci Asrî Mezarlığına defnedilmiştir. Ruhu şâd, mekânı cennet olsun…

Gazeteci-Yazar Mehmet Cemal Çiftçigüzeli, cenaze gününü şöyle anlatıyor: “Hacıbayram'da o gün, 9 cenaze saydım. Bunlardan hangisi Osman Yüksel Serdengeçti'nindi? Flaster (tıbbî bant) yapıştırılı tabutu gördüm. Bir doktorun el yazısı vardı: Serdengeçti… Ölüm nedeni: Parkinson... Ölüm günü: 10 Kasım 1983... Ölüm saati... Doktorun adı soyadı...

Ana baba günü Hacıbayram... Gençler, sınıf arkadaşları, mücadelesindeki gönüldaşları, eski parlamenterler, bürokratlar, yazarlar, sanatçılar… Bir de, Osman Yüksel gibi düşünmeyen bir gazeteci... «Ne arıyorsun, bir tanıdığın mı vefat etti?» dedim. «Yok» dedi. «Osman Yüksel'in cenazesine geldim. Fakir fukaradan yanaydı O. Bizden yanaydı. Mecliste dahi halk olduğunu unutmadı. Ona geldim. Tabutunu omuzlamaya geldim, mezarlığa defnetmeye geldim.»

Tabut kalabalıktan bir türlü çıkmıyordu, çıkamıyordu. Üniversiteli gençler «Tekbir» getirerek cenaze arabasına koydular merhumun tabutunu. Kalabalık Cebeci Mezarlığı'na kadar sürdü. Cenazelerin bir özelliği de; büyük kentlerde hiç görünmeyenler, görüşemeyenler, birbirini orada görebilirler. Osman Yüksel Serdengeçti merhumun cenazesi de böyle oldu. Yakın kentlerden ve İstanbul'dan gelen dostları vardı.

Kur'an okundu kabri başında, Fatihalar okundu, dualar edildi; bu sanatçıya, siyaset adamına, gazeteciye, yazara ve bu nükte adamına... D. Mehmed Doğan'ın dediği gibi; «Osman Yüksel vefat ettiği gün dahi espri yaptı; 10 Kasım…»” [Mavera Dergisi-Aralık 1983, Cild:8, Sayı:85]

Untitled-2

Makalemizin başından beri Osman Yüksel'i “Serdengeçti” yapan Serdengeçti Dergisi'nden hiç bahsetmedik. Bunun sebebi, mühim bir haberi sona saklayarak, ‘Serdengeçti muhibbanına müjde vermek' diyorum. Türk Edebiyatı Vakfı, Osman ağabeyin tabiriyle “ilân almayan, kimsenin lütfuna talip olmayan; parti, adam tutmayan tek mecmua” SERDENGEÇTİ DERGİSİ'nin 33 sayılık toplu basımını bu ay neşretti.

Eser ile alâkalı, Türk Edebiyatı Vakfı'nın resmi internet sitesindeki malumata geçmeden evvel, vakıf idârecilerine hasseten teşekkür ediyorum. 9 Kasım akşamı, Türk Edebiyatı Vakfı'nın, Sultanahmet'teki merkez binasında basına tanıtılan kitap vesilesiyle; Osman ağabeyin yeğenleri Aydın Yüksel bey ve Emine Bağlı hanım, amcaları ile alâkalı hatıralarını naklettiler.

Hoş sohbet ve samimi bir havada gerçekleşen etkinlik; Osman ağabeyin yâd edilmesinin yanı sıra, hususi ve ailenin yaşadıklarının kayıtlara geçmesi bakımından da faydalı oldu.

Türk Edebiyatı Vakfı, toplu basım Serdengeçti mecmuasını şöyle tanıtıyor: “Osman Yüksel Serdengeçti tarafından çıkarılan ve kendi döneminde büyük yankılar uyandıran “Serdengeçti” dergilerinin Toplu Basımı, Türk Edebiyatı Vakfı tarafından yayınlandı. Bu “Toplu Basım”, evini ve eserlerini Türk Edebiyatı Vakfı'na bağışlamış olan Serdengeçti'nin 33. vefat yıldönümü dolayısıyla kendisinin aziz hatırasına bir armağan olarak sunuldu. Büyük boy, ciltli, 528 sayfadan oluşan ve Serdengeçti dergilerinin tamamını bir araya getiren Toplu Basım, güzel bir cilt ve hoş bir kapakla okura çıktı.

Osman Yüksel, “Serdengeçti” dergisini ilk defa 1940'lı yıllarda yayınladı. İlk sayıları beklenmedik bir ilgi gördü ve defalarca basıldı. Geniş halk kitleleri tarafından heyecanla okundu. “Serdengeçti” dergisi Osman Yüksel Serdengeçti'ye yapılan ağır baskılar, kısıtlamalar ve hapisler yüzünden 15 yılda ancak 33 sayı çıkabildi. “Allah” demenin yasak olduğu dönemlerde gençliği dinle buluşturmak ve barıştırmak için Osman Yüksel, dinsizliğe ve dinsizlere karşı Serdengeçti dergisiyle savaş açtı. Osman Yüksel, derginin Serdengeçti başlığının altına “Allah'a, Millete ve Vatana Koşanların Dergisi” yazısını koydu.

Onun da altında büyük harflerle “Hakk'a Tapar, Halkı Tutar” ifadesini yerleştirdi. Hiçbir dönemde hiçbir iktidarı körü körüne savunmadı, körü körüne de yermedi. Her iktidarı haklı olduğu yerde övdü, haksız olduğu yerde yerin dibine batırdı. Dergisi sık sık kapatıldı, kendisi her seferinde hapse atıldı. Toplam dört buçuk yıl hapis yattı.

Serdengeçti dergisi, İnönü ve Menderes dönemi ile 27 Mayıs İhtilâli dönemine tutulan çarpıcı bir ayna olarak görülüyor. Derginin farklı sayılarında çok ünlü isimlerin yazı, inceleme, değerlendirme ve şiirleri yer alıyor. Dergi sayfalarında dönemde yaşanan çok önemli tarihî olaylara rastlanıyor. Serdengeçti dergisi yakın tarihimize gerçek anlamda ışık tutuyor. Meraklı okur yanında tarihçilerimize ve sosyologlarımıza da vazgeçilmez belgeler veriyor.

Bu vesileyle ma'neviyyâtçı, mukaddesâtçı, milliyetçi kanat dediğimiz “bizimkilere”, büyük iş düşüyor diyorum. Davanın en kilit adamlarından birinin, bin bir mücadele ve zorlukla ortaya koyduğu bu esere sahip çıkalım. Daha 6-7 ay evvel neşredilmiş KARA KİTAP'ın akıbetine uğratmayalım.

SERDENGEÇTİ ŞİİRLERİ ve SERDENGEÇTİ ŞAİRLERİ isimli eserlerin içinde bulunduğu duruma düşürmeyelim. Bu eserlerin sahibi Prof.Dr. Cemal Kurnaz Hocamın verdiği emeğin, yaptığı çalışmalardaki ciddiyetin en yakın şahitlerinden biri olarak; hem Hocama, hem Osman Yüksel Serdengeçti ağabeye büyük vefasızlık yaptık ne yazık ki!. 

Osman ağabey “Kara Kitap - Bir Devrin Yüz Karası” isimli eserinde 3 Mayıs 1944'te yaşananları anlatır. Kendi ifadesiyle; “Bir fakültenin içyüzü... 1940-1944 yıllarındaki komünist faaliyetleri... 1944 nümayişleri... Mitingler, nutuklar, tevkifler, zindanlar, tabutluklar, zincirler… Yücel'in aşkına dökülen ecel terleri... Bayılıncaya kadar dövülen insanlar... Canlı cesetler, mahzenlerde çürüyen, küf kokan insanlar... Kansız cinayetler… Bin bir facia... Bir devrin yüz karası... Hikâye değil, roman değil, hakikat… Kara Kitap!.. Kara Kitap!..” der… İnsan şu tanıtımı dahi okurken, tüyleri diken diken oluyor… Ve mevzua vâkıf olanların takdir edeceği üzere; Kara Kitap, Osman ağabeyin ömrü hayatında en fazla neşretmek istediği eserdir…

Bir devrin hakiki yüzünü birinci ağızdan anlatan, böyle kıymetli bir eseri, karşı cenâhtan biri neşretse; nasıl bir propaganda, nasıl bir reklam ve nasıl bir destek ile satılacağını tahmin edersiniz. Biz, bırakın alınmasını-satılmasını, haberini bile yapamadık. Medya mevzua hiç mi hiç alâka göstermedi. Yandaş' diye yafta vurduklarımızdan da ses yok!. Bizim de onlardan farkımız yok!.

Hâlbuki ‘bizim cenâh' (güyâ) altın günlerini yaşıyor değil mi? ‘Eser neşredildiğinden bugüne kadar, hakkında üç makale yazıldı. Biri âcizane şahsımıza, biri Yazar Veysi Erken beye, bir diğeri de Yeni Düşünce Dergisi'nden Evin Göktaş beye ait… Birkaç da sosyal medya yazısı… Yazıklar olsun bize!. “Dava” “Hava-Civa” olmuş. Üstad Necip Fazıl'ın dikkat çektiği “Güneşi ceketinin astarı içinde kaybetmiş ‘Marka Müslümanlığı'” moda olmuş… Para, boş işlerin aracı olmuş…

Bizim cenah ‘markacı' olmuş…

Yine de bir umut, “Kim var?!” diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert “Ben varım!.” cevabını verici, her ferdi “Benim olmadığım yerde kimse yoktur!.”

duygusuna sahip bir dava ahlâkını pırıldatıcı insanlara, irtibat bilgilerini veriyorum… Kara Kitap, Serdengeçti Şiirleri ve Serdengeçti Şairleri kitaplarını temin etmek için: www.berikanyayinevi.com.tr veya (0312) 232 62 18 Tıpkı Basım Serdengeçti Dergisi için www.turkedebiyati.com.tr veya (0212) 526 16 15
Osman ağabeyin mübarek Ruhu içün El-Fatiha…

Untitled-4

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  946740

-