27 ŞUBAT 2017 PAZARTESİ

SEYAHAT ÖZGÜRLÜĞÜ AÇISINDAN DEĞERLENDİRME

İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin 13. Maddesi; 1. Herkes herhangi bir devletin sınırları dahilinde serbestçe dolaşma ve yerleşme hakkına haizdir. 2.Herkes, kendi memleketi de dahil, herhangi bir memleketi terketmek ve memleketine dönmek hakkına haizdir.


SEYAHAT ÖZGÜRLÜĞÜ AÇISINDAN DEĞERLENDİRME

Kişi istediği yerleşim yerine yerleşebilme ve istediği yerleri gezebilme özgürlüğüne sahip olmalıdır. Bu hakkın kullanımı için de vatandaş ya da devleti içerisinde yaşamak koşulu ile başkaca bir hak ile yaşayan arasında bir fark bulunmamaktadır.

Kişilerin seyahat özgürlükleri ancak bir suçun işlenmesini engellemek ya da Toplumun ortak mal ve haklarını korumak gibi nedenler ile sınırlandırılabilir.

Bu sınırlamanın da mutlaka bir sınırının olması gerekmektedir. Yönetimlerin ihtiyarına bırakılmış sınırlamalar için özellikle duvar özelinde yıllar boyunca insanların seyahat özgürlüğü kısıtlanması hukuki olmaktan uzaktır.Untitled-2

Filistin halkının duvar nedeni ile seyahatlerinin sınırlandırılmış olduğu, insanların evlerinden bahçelerine dahi gidemediği ya da çocukların evlerinden okullarına gidebilmek için saatlerce yol katetmesi gerektiği hususları Bildirinin 13. Maddesinde ifade bulan hakkın ihlalidir.

Kudüs içerisinde tesis edilen duvarın ise Batı Şeria ve Gazze duvarlarından ayrı olarak yerleşim yerinin ortasından geçmesi nedeni ile bir şehrin içinde dahi hareket edebilmesine ya da bulunduğu yerden on ya da yirmi metre mesafede bulunan bir dükkana gitmesine engeldir. Doğu Kudüs halen Uluslararası teşkilatlar nezdinde İsrail tarafından işgal edilmiş topraklar olarak kabul edilmektedir.

İşgalci durumunda olması ve Doğu Kudüs halkının İsrail vatandaşı olmaması da bu hakların kullanımına mani değildir. Bildirgenin 2. Maddesinde ifade bulduğu üzere egemenliği altında bulunan insanların en temel haklarına saygı gösterilmeli ve hukukları gözetilmelidir. Ayrıca güvenlik gerekçeleri ile alınacak tedbirlerin ancak geçici olması gerektiğine dair uluslararası kurala rağmen güvenlik mazereti ile insanların en temel hakları sınırsız zaman ve mekan olarak tahdit edilememelidir. İnsanların Okula, Hastaneye ya da çarşıya ulaşabilmesi hayati önemdedir. Yaşama hakları ile eşit derecede bir hak olarak bakılması gerekmektedir. Özgürlükleri sınırlandırılmış insanların güvenlik kurallarına da riayet edeceği beklenmemeli ve bu kısır döngüye son verilmelidir.

MÜLKİYET HAKKININ KORUNMASI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME

Bildirinin 17. Maddesi ‘' Her şahıs tek başına veya başkalarıyla birlikte mal ve mülk sahibi olmak hakkını haizdir. Hiç kimse keyfi olarak mal ve mülkünden mahrum edilemez.'' Şeklindedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1952 tarihli 1 Nolu Protokolü gereği “Mülkiyetin Korunması” ayrıca tanzim edilmiştir.

“Her gerçek ve tüzel kişinin, mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.''

Her ne kadar sözleşme uyarınca Ulusal Yönetimlerin kamu yararı nedeni ile mal ve mülklerde sınırlama yetkisi mevcut ise de bu yetki kötüye kullanılmamalıdır. Alınan sınırlama kararı meşru bir amaca hizmet etmeli ve özellikle orantılı olmalıdır.

Birey hakkının feda edildiği kamu menfaatinin daha ziyade gereklilik olması yanında yapılan işlemin de menfaate uygun olması önem arz etmektedir. Aksi halde bireylerin hakkı katlanılamayacak ölçülerde sınırlandırılmış olmakta ve nihayetinde otoriter bir yaklaşıma yol açılmaktadır.

Yine Mükiyet hakkına halel gelen insanlara mutlak surette tazminat ödenmelidir. Mülkiyet hakkının sınırlandırılması sadece Mülkiyete ilişkin bir hak ihlali anlamına da gelmemektedir. İsrail'in uyguladığı sistematik işlemler nedeni ile insanların Özel hayatına müdahale olduğu gibi ayrımcılığa uğramaması gerekliliğini de ihlal anlamına gelmektedir.

Filistin halkının mülkiyetinde olan arazilerin İsrail yönetimi tarafından el konulması bu kurallara aykırılık olarak değerlendirilmektedir. İsrail yönetimi Filistinlilere ait araziler üzerinde tasarrufta bulunurken insanların mülkiyet haklarına riayet etmemektedir.

Yapmış olduğu Müsadere işlemlerinde herhangi bir hukuki değerlendirme olmamakta ve güvenlik kurumlarının talepleri aynen Hukuk mercilerince de onanmaktadır. Bu durumda yapılan yargısal denetimlerin göstermelik olduğu ve gerçekte bir hukuk arayışının neticeye ulaşabilmesinin mümkün olmadığı değerlendirilmektedir.

Mülkiyet ile ilgili olarak İsrail Yönetiminin tapulama işlemlerinde herhangi bir kıstası da bulunmamaktadır. Filistinlilere ait taşınmazlara ait belgelerin de İsrail yönetiminde olmasına ya da idarece ulaşabilmesine ( Ürdün ya da Osmanlı açısından Türkiye ) rağmen tapulama işlemlerini tamamlamamakta ya da reel duruma uygun bir mülkiyet tespitine gitmemektedir. Binlerce Filistinlinin sahip olduğu ve onlarca yıldır kullandığı arazilerin ya da evlerin tapularının bulunmadığı ifade edilmiştir.

Tapulama ile ilgili olarak İsrail Yönetiminin hakkaniyetli bir yaklaşımda bulunmadığına, özel mülkiyete ait yerlere ilişkin belgeleri vermekten imtina ettiğine dair şikayetler bizzat dinlenmiştir.

Sonrasında yıkım ve duvar tesisi esnasında müsadere yapmasının önü açılarak herhangi bir bedel ödenmeksizin arazilere el konulmuş olmaktadır. Bu anlamda olabilecek itirazlara karşı sorulacak tek soru bu süreçte ne tutarda kamulaştırma bedeli ödendiği yönünde olmalıdır. Özel kişilere ait taşınmazlar üzerinde inşa edilen ve duvar için tarlalara, su yollarına ve evlere zarar verilmiş olmakla birlikte karşı tazmin bedeli olarak ne ödendiği sorusu cevaba muhtaçtır.

Kudüs özelinde arazi değerlerinin milyon dolarlarla ifade edilmesine karşı duvarın tesisi nedeni ile duvarın geçtiği yerlerdeki insanların zararlarının tazmin edilmediği vurgulanmıştır.

Kudüs açısından mülkiyet hakkının ihlali olarak kabul edilecek bir diğer hususta duvar nedeni ile insanların taşınmazlarının değerlerinin düşmesidir. Kudüs sınırları içerisindeki araziler ile taşra olarak kabul edilen alanlardaki taşınmazların değerleri arasında karşılaştırma yapılamayacak tutarda farkların olduğu dile getirilmektedir. Bu halde duvar sonrasında Kudüs dışında kalan özel kişilere ait taşınmazların değerlerinin düşmesinden de İsrail yönetimi sorumlu olmakla bu zararın da tazmin edilmesi gerekmektedir.

Olağan şekilde güvenliği temin edemeyen yönetimin olağandışı ve hatta insanlık dışı yöntemlere başvurması halinde bu yöntemler nedeni ile mağdur olmuş insanların zararlarını da tazmin etmekle yükümlüdür. Bununla birlikte duvar nedeni ile arazilerinin değeri oldukça düşen insanlara herhangi bir ödeme yapılmamış olması hukukun genel ilkelerine aykırılık teşkil etmektedir.

Yorum Yaz