Hüseyin Yağmur

ŞEYH EFENDİNİN POLİTİK SIRRI (2)

Hüseyin Yağmur

Evvel zaman içinde, saklı tarihin yazılmamış bir döneminde Hasan Efendi isimli bir molla, dini tahsilini bitirdikten sonra Anadolu'da bir dağ köyüne imam olarak tayin olunmuştu. Hasan Efendi, köy halkıyla tanışıp samimiyeti biraz ilerlettikten sonra köyün çok eski camisinin yerine güzel bir cami ve onun yanına da bir Kur'an kursu yaptırmakla işe başlamıştı.

Hasan Efendi zaman içerisinde köy halkına kendini sevdirmiş, onların bütün dertlerine koşturmuştu. Köylünün düğünlerine, sünnetlerine, cenazelerine gitmiş ama hiçbir maddi talepte de bulunmamıştı. Hatta ısrarla para verenlerin de paralarını dahi almamıştı. Bu hasbi hal ve davranışlarından dolayı Hasan Efendi kısa zamanda köy halkının manevi bir rehberi ve kahramanı olmuştu.

Tam her şey böylesine güzel gidiyor derken garip şeyler olmaya başladı. Başşehirde dini değerlerden pek hazzetmeyen bir Hükümet iş başına gelmişti. Hasan Efendi, köyde Cuma öncesi sohbetlerinde ve cuma hutbelerinde Müslümanlığın hakikatlerinden bahsederdi.

Bir kısım köy halkı, Hasan Efendi'nin anlattıklarından rahatsız olmuşlar olacak ki onu Din İşleri Başkanına kadar şikayet etmişlerdi. Din İşleri Başkanı derhal Hasan Efendi'nin hakkında bir soruşturma ve kovuşturma taleb etmiş, jandarmalar köy camii'ni basarak bir Cuma namazı sırasında cemaatin şaşkın bakışları altında Hasan Efendi'yi camiden alıp götürmüşlerdi.

Köy halkına bu muamele çok ağır gelmişti ama yapacakları bir şey yoktu. Tam camiye yeni imam gönderilecek zannederlerken Din İşleri Başkanlığından gelen bir görevli caminin kapısına kilit vurmuş, caminin bitişiğine yaptırdıkları Kur'an Kursunu da bir süre sonra çağdaş yaşamla ilgili bir derneğe tahsis etmişti.

Köy halkının moralleri artık iyice bozulmuştu. Bu gibi muhataralı işlerde ve günlerde kendilerinden daha yüksek bir dağ köyünde kendi halinde yaşayan bir Şeyh Efendi'yi ziyaret eder, Ona akıl danışırlardı. Bu sefer de öyle yaptılar ve onun yanına gittiler.

Esasen uzun zamandan beri köy Camiini basan jandarmalar Şeyh Efendi'yi de tarassut altına almışlardı. Ne var ki Şeyh Efendi yalın bir adamdı. Bu gibi muamelelere  pabuç bırakacak tıynette değildi. Gelen ziyaretçilerine “Evlatlarım, Hayat İman ve Cihat'dan ibarettir. Size iki şey söyleyeyim. Birincisi Hocanıza sahip çıkın, ikincisi caminize sahip çıkın!” Demişti.

Bu sözü duyan köy muhtarı ve ileri gelenleri kendi aralarında kısa bir istişareden sonra bir yol haritası belirlemişler Din İşleri Başkanlığına gidip gelmeye başladılar. Ne var ki Din İşleri Başkanı, ismi Mesut Bülent Bahçelioğulları olan sanki hükümet ortaklığı gibi çok güçlü bir adamdı. Ona ulaşmak ve ikna etmek kolay olmuyordu.

Aradan üç dört yıl geçince bazı siyasi dengeler değişti ve köy camisine verilen ceza  bir gün kaldırıldı. Önce cami açıldı sonra camiye yeni bir imam tayin oldu.

Camiye gelen bu imam, Hasan Efendi'nin adını ve itibarını kullanarak onun vekili olduğunu söyleyen memur kafalı bir adamdı. İşten eve, evden işe gider gibi namazını kıldırıyor, cami cemaatinin ve köy halkının dertleriyle pek ilgilenmiyordu.

Cami cemaati yaşadıkları büyük travmanın tesiriyle  “Buna da şükür” diyerek camiye devam ediyorlardı. Din İşleri Başkanlığı bir süre sonra bu memur tipli imamı camiden aldı ve onun yerine memur kafalı başka bir imam verdi.

Ne var ki köy halkı bakımından işler iyi gitmiyordu. Çünkü yeni imamın imamlıkta pek gönlü yok gibi gözüküyordu. Bu imam da Hasan Efendi'nin adını ve itibarını kullanarak onun vekili olduğunu söyleyen memur kafalı bir adamdı.  Camiye doğru dürüst gelmiyor, halkın arasına pek karışmıyor, başka işlerle meşgul oluyor, sanki bu yaptıkları yetmiyormuş gibi caminin yanında bir yerde bakkal dükkanı işletiyordu. Bir süre sonra emlakcılığa  başladığını da köy halkı duymuştu. Son zamanlarda caminin tuvaletini de ne idüğü belirsiz bir kişiye kiraladığı söylenmeye başlanmıştı.

Her Ramazan Bayramı öncesi Köy İhtiyar Heyetinin cami imamını  ziyaret etme geleneği vardı. Köy İhtiyar Heyeti ve cami cemaati, İmama  “İşlerin iyi gitmediğini, cami ve çevresinin temizliği yapılmadığından ortalığı çöp götürdüğünü, caminin aydınlatılmadığını, damının aktığını, cami cemaatinin ve köy halkının bu işlerden dolayı gönlünün kırıldığını” söylemeye çalıştılar. Daha söyler söylemez cami imamı “Benim muhterem cemaatim, Siz Hasan Efendi'nin ve bu mübarek caminin zamanında başına gelenleri ne çabuk unuttunuz. Eğer siz beni beğenmezseniz bir gün o eski haller caminin de cemaatin de başına gelir” deyiverdi. Geçmişle korkutulan Cami cemaati söyleyecek söz bulmadı. Mahçup bir şekilde imamın yanından ayrıldılar.

Köy halkı bu sefer son çare olarak imamı Din İşleri Başkanına şikayet ettiler. Din İşleri Başkanına “Hasan Efendi bize hep gelecekten bahsederdi. Köyümüz için yapacağı yeni güzellikleri anlatırdı. Bu yeni imam ise hem halkın sözlerine kulak vermiyor hem de bizi hep geçmişle korkutuyor.” Dediler.

İmamın değişmesini beklediler ancak bir türlü bir gelişme olmadı. Cami cemaati baktılar ki bir türlü sözlerini geçiremiyorlar, camiye de imama küstüler.

Gel zaman git zaman yine böyle bir Ramazan Bayramı öncesi Cumartesi Pazar gününe rast geliyordu. İmam Efendi camiyi cemaatten  bir kişiye vekaleten bırakmış, hafta sonu boyunca bakkalı işletmiş, emlakçılık peşinde koşturmuştu. “Pazartesi sabah giderim bayram namazını kıldırırım” diye hesaplıyordu. Caminin anahtarı bile kendisinde değildi. Kendisi olmadığı zaman bir cemaat tarafından cami açılıp kapansın diye caminin anahtarını bir şahsa emanet etmişti.İmam Efendi Bayram günü sabahtan kalktı, evinde abdestini aldı. Son vaktinde evinde sabah namazını kıldı. Sabah namazını “Nasılsa görevi emanet ettiğim şahıs kıldırmıştır” diye bayram namazını kıldırmak üzere camiye koştu.

Ah bir de ne görsün! Caminin kapısı kilitli olup ortalıkta da cami cemaatinden kimse yoktu. Panik içerisinde anahtarı emanet ettiği kişiyi cep telefonundan aradı. Caminin emanetçişi olan şahıs evinde çıktı. İmam Efendi heyecanla sorunca bir çırpıda olanları anlatıverdi:

Hocam Siz Cumartesi Pazar da camiye gelmeyince, Cami cemaati size de camiye de iyice küstü. Bayram namazını komşu köyde kılma kararı alıp oraya gitmişler. Ben de sabah namazımı tek başıma kılmak zorunda kaldım. Baktım ki kimse yok Bayram Namazımı da tek başıma kılıp geri dönmek zorunda kaldım.

…………………..

Ne zamandır Payitaht'ta fani bir alemde yaşayan Hasan Efendi'nin köyündeki bu olay kulağına gelince, camisinde yaşanan bu olaylar kendisine anlatılınca çok şaşırdı. “Benim köyüme, camime kim ne yapmış?” diye  bir hayli içerledi. Bir kaç gün gözünü uyku tutmadı, kara kara düşündü en son çare yukarı dağ köyündeki şeyh efendiye gidip akıl danışmak  gönlüne düştü.

Esasen medresede okuduğu günlerde bu şeyh efendinin hocasına sıkça giderdi. Sonraki yıllarda imam olunca bu işleri biraz atiye bırakmıştı.

Bir sabah şafak sökerken  omuzlarında yağmur damlalarıyla Şeyh Efendinin kapısını çaldı. Şeyh Efendi,  vakti seherden kalma bir heybetle, Hasan Efendi'ye kapıyı açtı. Geleceğini biliyormuş gibi hiç şaşırmadan mütevazi evindeki baş köşeyi ona gösterdi, eski zamanlarda köyde yaptığı hizmetlerinden bahsetti.

Söz buraya gelince Hasan Efendi, köyünün halinden dert yandı. Cami cemaatinin yaptığını ızdırap içerisinde Şeyh Efendi'ye  anlattı.

Şeyh Efendi olanları sükûnet içerisinde dinledikten sonra sağ tarafındaki raftan eski bir kitap alarak işaretlenmiş bir yeri açtı. Okuyarak anlatmaya başladı: Hazreti Ömer yönettiği kişilere “Eğer beni siz uyarmazsanız, sizde hayır yoktur. Eğer siz uyarırsınız da ben ona uymazsam bende hayır yoktur.” Dermiş.

Sonra derin bir nefes alıp gözlerini Hasan Efendi'nin gözleriyle birleştirerek tana tane konuştu: Anlaşılıyor ki sen ‘erbain'e yakalanmışsın. Erbain, bizim kaynaklarımızda ‘kırk gün' anlamına gelir. Halk arasında ‘zemheri' diye de bilinir. Esen sert rüzgârlar da erbain veya zemheri fırtınası olarak da anılır. Erbain'in sert rüzgarları seni fazlasıyla yormuş. Gönlü eski günleri arayan insanlarda 40 yaşından sonra bu erbain çok nükseder.

Senin derdinin dermanı ‘müşavare'dir. Onun için eski medrese ve yol arkadaşlarından senden kendisi için bir talebi olmamış 40 tanesini bulacak ve onlarla tam 40 gün müşavere yapacaksın.40 günlük erbain müşaveresinden çıktıktan sonra bütün dertlerinden kurtulduğunu göreceksin!

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  741213

-