20 EYLÜL 2020 PAZAR

Hüseyin Yağmur

ŞEYH EFENDİNİN POLİTİK SIRRI (3)

Hüseyin Yağmur

Derviş Mehmet Efendi Üsküdar'da Üsküdar'daki Mihrimah Sultan Caminin yanındaki Halim Gülüm Tekkesinin dervişlerindendi. Tekke'nin hemen köşesinde bir ayakkabı tamir dükkanı vardı. Burada ayakkabı tamiri ile meşgul olur, namazlarını cemaatle Mihrimah Sultan Camii'nde kılar, kendi halinde bir hayat sürerdi.

Derviş Mehmet Efendi yaptığı işi çok sever, yaptığı işi özenerek yapardı.Bir hattatın yazı yazması gibi,  bir sanatkarın sanatını icra etmesi gibi gibi ayakkabı tamirine öylece değer verirdi.

Bir cuma günü sabah erkenden yine dükkanına kapanmış kendisine gelen ayakkabıları tamir etmeye başlamıştı.Cuma namazı için çıktığında bütün Üsküdar Meydanı'nın yeni yeniçerilerle dolu olduğunu gördü.Her taraf sefere gitmek üzere hazırlanan tuğlu,sancaklı,bayraklı askerler ile doluydu. Mehter Takımı da yerini almış  kösler  borazanlar yeri göğü inletiyordu.

Derviş Mehmet Efendi ne olup bittiğini anlamak için yeniçerilerden birine Ordu'nun ne tarafa sefere gideceğini sordu. Yeniçeri surat astı,gurur kibir yaptı.Bu gariban adama cevap vermeyi kendine bir zül saydı.

Derviş Mehmet Efendi  bu kez biraz ötedeki bir başka yeniçeriye aynı soruyu sordu. O da gurur ve kibir içerisinde biraz surat astıktan sonra lutfen bunun Firengistandaki Viyana şehrine sefere giden Ordu olduğunu söyledi.

Cuma namazından sonra dualarla tekbirlerle tehlillerde ordu sefere çıktı. Derviş Mehmet Efendi bir kitapta okumuştu. Kanuni Döneminde Viyana'ya sefere giden Ordu'nun askerleri sakallı, nur yüzlü,gaza ruhlu mücahit askerlerdi.

Bugün Viyana'ya sefere çıkan askerler  bir çok bakımdan o günkü askerlere hiç benzemiyorlardı.Bugün sefere gidenler kıyafetleri süslü,yüzleri patatese benzemiş şekilde tıraşlı,akılları havada, gönülleri ganimette bir acayip insanlardı.Bu yüzden onların çehreleri ona pek sıcak gelmemişti.

Derviş Mehmet Efendi orduyu uğurladıktan sonra  dükkanında tekrar işine daldı. Akşam namazını Mihrimah Sultan Camii'nde kılıp evine dönmeyi planlamıştı.Camide namazını kıldı. Evine gitmek için yola çıktığında cuma namazından sonra Ordu'nun yola çıktığı meydanda gözüne parıltılar takıldı.

Bütün günü çivilerle geçtiği için çiviye karşı böyle bir göz aşinalığı vardı.Parıltılara doğru yaklaşıp dikkatlice baktı.Viyana'ya sefere giden Ordu'nun ardından bol miktarda at nalının çivisi  meydanda dökülmüş vaziyette duruyordu. Derviş Mehmet Efendi bunlardan bir kısmını topladı. Önce avucu çivi ile doldu.Sonra baktı ki o kadar çok çivi var ki toplamakla baş edemeyecek toplamaktan vazgeçti.Çünkü avuçlarına sığmayacak kadar çok çivi dökülmüştü sefere giden Ordu'nun atlarının nallarından. Ordu'nun atlarının nallarından bu kadar çok çivi dökülmesi onu rahatsız etmişti.

Derviş Mehmet Efendi bunca çiviyi dökülmüş vaziyette meydanda görünce Şeyh efendinin sohbetlerinde sıkça söylediği "Bir mıh bir nalı,bir nal bir atı, bir at bir eri, bir er bir orduyu,  bir ordu bir savaşı kurtarır" sözü aklına geldi. Derviş Mehmet o geceyi büyük sıkıntılar içerisinde geçirdi.

Ertesi gün sabah namazının ardından çivi meselesini söylemek için Şeyh Efendisini ziyaret etti. Şeyh Efendi onu sakin bir şekilde dinledikten sonra "Evladım haklısın. Bunu mutlaka yetkililere söylemek lazım" dedi.

Şeyh Efendi böyle bir görev verince Derviş Mehmet Efendi'nin ilk aklına gelen kişi Üsküdar'ın Şehremini oldu. Onu şehremini olmadığı günlerde tanımış ve zamanında yırtık ayakkabılarını çok tamir etmişti.

Şehreminine ulaşmak çok kolay olmadı. Ne zaman yanına varmaya kalksa hususi müdürleri daima şehriminin çok meşgul olduğunu söylüyorlardı.

Hafta sonuna doğru müsait bir anda şehreminiyi binanın kapısından çıkarken yakalıyıverdi. Ellerindeki çivileri gösterip bir çırpıda durumu ona özetleyiverdi. Bu sözleri duyan Şehremini sağına soluna baktıktan sonra parmağını dudaklarına doğru götürerek "Aman  Mehmet Efendi.Ağzından yel alsın. Ordu'nun atlarının nalları niçin dökülmüş olsun? Bu çiviler olsa olsa meydandan geçen sütçü beygirlerinindir" dedi.

Derviş Mehmet Efendi söyleyecek bir söz bulamadı boynunu büktü hızlıca oradan ayrıldı.

Şehreminiden bir cevap alamamıştı ama içindeki şüphe onu rahatsız etmeye devam ediyordu.Bu sefer Kaimmakam beye gitti. Kaymakam da çok meşgul olduğu için Derviş Mehmet Efendi ona da ulaşamadı.Bir hafta sonra Kaymakamlık binasından çıkarken yakalayıverdi.Ellerindeki çivileri gösterip bir çırpıda durumu ona özetleyiverdi.Kaymakam bey bu günlerde yeni bir pâye alma peşindeydi.Bu sözleri duyar duymaz  sağına soluna baktıktan sonra parmağını dudaklarına doğru götürerek "Aman Mehmet Efendi,Ağzından yel alsın.Ordu'nun atlarının nallarının çivileri niçin dökülmüş olsun? Bu çiviler olsa olsa meydandan geçen sütçü beygirlerinindir "dedi.

Derviş Mehmet Efendi son olarak valiye gideyim dedi. Valiye durumu anlattı Validen de  tıpkı Şehremininin ve Kaymakamın verdiği cevabı aldı.Velhasıl Derviş Mehmet Efendi'nin derdini kimseye anlatmak nasip olmadı.

Bütün bu olanları ve yaşadıklarını Şeyh Efendi'ye anlatmak için bir gün yanına uğradı. Bir çırpıda yaşadıklarını anlattı. Şeyh Efendi de yine sakin bir şekilde Onu dinledikten sonra "Evlâdım Sen üzerine düşeni yapmışsın! Bundan sonrası Ordunun sahibine kalır. Şunu bil ki; bir ordu nasıl giderse öyle döner! dedi.

Gerçekten de atlar yol yürüdükçe çiviler tamamen dökülmeye, çiviler döküldükçe nallar dökülmeye, nallar döküldükçe askerler dökülmeye başlamıştı. Ordu Viyana önlerine vardığında zaten bir çok bakımdan dökülmüş durumdaydı.

Ordu 6 ay sonra Viyana seferinden geriye döndüğünde artık başında ne komutan  ne de gururla sefere giden Yeniçeri askerlerinin de çoğu kalmamıştı.

Derviş Mehmet Efendi o günlerde tekkeye gittiğinde Şeyh Efendi onu yanına çağırıp “Viyana'ya giden ordunun Üsküdar Meydanında döktüğü nal çivilerini ne yaptın Mehmet efendi?” diye sordu. Derviş Mehmet Efendi “Efendim onları dükkanda bir çekmecede saklıyorum” dedi.

Şeyh Efendi “Aman o çivileri iyi sakla! Hatta senden evlatlarına miras olarak kalsın! Her dönem senin ahfadın devlet yönetimi bozulduğu zaman bu çivileri yöneticilere götürüp göstersin ve onları uyarsın” dedi.

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  295061

-