Hüseyin Yağmur

ŞEYH EFENDİNİN POLİTİK SIRRI (4) / SAAT KULESİ

Hüseyin Yağmur

Evvel zaman içinde Osmanlı'nın tarihi şehirlerinden birinde tarihi bir saat kulesi vardı. Bütün şehir halkı yedisinden yetmiş yedisine saatlerini bu saate göre ayarlarlar, işlerini ona göre görürler, randevularını ona göre verirler, onun vaktine göre yatıp kalkarlardı. Yıllardır devlet törenleri bile meydandaki  bu saat kulesine göre yapılırdı. Çünkü bu saatin dualı olduğu, bu saatin  asla şaşmayacağına dair bir kanaat hakimdi  bu tarihi şehirde …

Tarihi ve dualı  bu saat kulesinin görevlisi olmak da kolay değildi. Saate özel bir misyon yüklendiğinden dolayı  saat görevlileri  Hacı Bayram Veli Dergahı terbiyesi almış ve çekirdekten saatçilik ustası olan kişiler arasından istişare ve merasimle seçilirdi.

Eskiler “Eşya eskidiği gibi zaman da eskir” derler. Gün gelmiş şehirde zaman eskimeye başlamıştı. Şehirde zaman eskimeye başlayınca; önce işler, sonra yönetim bozulmaya başlamış. Ardından korkulan olmuş ve saat da vakti yanlış göstermeye başlamıştı. Meydandaki tarihi kulenin tarihi saati, artık  bir kurala göre değil, kafasına göre çalışıyor bazen ileri gidiyor, bazen geri kalıyordu..

Şehirdeki huzur ve sükûnete adeta nazar değmiş, insanlar arası ilişkiler, yönetimle halk arasındaki ilişkiler ve hepsinden önemlisi doğru vakti gösteren saat bozulmuştu.

Bu işler biraz böyle devam ettikten sonra şehrin akil insanları bu kötü gidişe artık bir dur demek için  saatin görevlisine gittiler ve uyarıda bulundular. Saatçi  şehrin akil heyetini dinlemesine rağmen  saatin bozuk çalışmasında hiç bir  düzelme olmadı. Akil adamlar heyeti saatçiye bir defa daha gittiler. Hatta bu gidişlerinde bütün şehir halkından  şikayetler ve raporlar topladılar saatçiye bizzat verdiler. Ancak yine bir düzelme olmadı.

Akil adamlar bunun üzerine en son çare olarak saatçinin müntesip olduğu şeyh efendiye gitmeye karar verdiler. Hacı Bayramı Velinin halifelerinden olan bu zat şehre yakın bir dağdaki dergahında kendi halinde bir hayat sürer, soranlara yol gösterirdi.

Akil adamlar son bir yıldır yaşadıklarını Şeyh Efendiye anlattılar. “Önce yönetim bozuldu, sonra insanlar arasındaki ilişki bozuldu, en son saat da  bozulunca işler tamamen kargaşaya girdi.” Dediler. Şeyh Efendi “Ben vaktin ayarlanma işlerine karışmıyorum.” Dedi, gelenleri geri gönderdi.

Ancak yaşananlar tahammül edilecek şekilde değildi. Şehrin ileri gelenleri tekrar dağdaki dergaha Şeyh Efendiye gittiler. Şehirde  her şeyin karıştığını huzur ve sükunun kalmadığını yana yakıla anlattıktan sonra  “Efendi hazretleri bu saatçi sizin dervişiniz. Bizim sözümüzü dinlemiyor. Tek ümidimiz sizsiniz. Belki sizin sözünüzü dinler de şehir bu beladan kurtulur dediler.”

Şehrin ileri gelenleri bu şekilde çokça ısrar edince Şeyh Efendi “Saatçi sanki devlet başkanı gibidir. Devlet başkanı da sanki bir anne gibidir. O, iyilikleri ve kuralları emzirirse onlar büyür gelişir. O, yanlışları ve kuralsızlığı, keyfi davranmayı emzirirse onlar büyür gelişir” dedi. Sonra sağ tarafındaki kütüphaneden bazı kitaplar alıp gelenlere verdi ve tane tane konuşmaya başladı: Bunlar İbni Haldun, Koçi Bey, Naima ve Katip Çelebi'nin kitaplarıdır. Bunları saatçiye götürün, mutlaka okusun. Bu kitaplarda yazanlar akrep ve yelkovan gibidir, hiçbir zaman yanlış vakti göstermezler”

Şeyh Efendi misafirlerini uğurlarken “Dönem vakti müşavere vaktidir. Siz ona söyleyin. Kuledeki saati müşavereye göre ayarlasın. Sonra vebalde kalır.” Dedi.

Dağa gelen şehirliler belki bu nasihat sorunları çözer ümidiyle koşarcasına tekrar  saatçiye gittiler. Saatçi onları dikkatlice dinledi, sonra bir uykudan uyanır gibi “Ben Şeyh Efendiyle ilk karşılaştığım zaman  “Evladım sen ne iş yapıyorsun? Diye sormuş ben de ona “Saatçiyim efendim” deyince bana bu sözleri söylemişti. Şimdi size aynı sözü  tekrar söylemiş” dedi.

Şehrin ileri gelenleri merak ve şaşkınlıkla saatçinin yüzüne  bakarken o konuşmaya başladı: Ben sizi dinlemiyorum mu zannediyorsunuz? Hayır, ben sizi devamlı dinliyorum. Ama yanlış olan saat değil, sizin vakit anlayışınız.” Dedi.

Dinleyenler dediler ki; Bütün şehir saatin bozuk olduğunu söylüyor. Şeyh Efendi öyle söylüyor. Siz saatin ileri ve geri olduğunu kabul etmiyor musunuz? Saat bozuk, farkında değil misiniz? Dediler.

Saatçi önce saate sonra gelenlere baktıktan sonra  “Hayır bu saat alaturka vakte ayarlıdır. Eskiden müşavere vaktine ayarlı idi. Ben onu böyle değiştirdim. Bundan sonra   zamanı böyle gösterecek.” dedi.

Gelenler işin içinden çıkamadılar, şaşkınlıkla birbirlerine bakıp kaldılar.

Onlar bu haldeyken saatçi ayağa kalktı ve kestirip attı: Sizin yeni zamana göre kendinizi ayarlamanız lazım. Bu alaturka bir saattir! Şehirde benimle birlikte hareket eden, benimle birlikte zamana uyan kişiler kendilerini bu saate göre ayarlıyor. Benim alaturka saatime göre kendilerini ayarlayanlar son derece mutlu ve huzurlular. Eğer siz de huzura ve mutluluğa kavuşmak istiyorsanız bana raporlar ve nasihatler getirmekten vazgeçin. Siz de zamana ve benim alaturka saatime uymaya bakın!

Şehir halkı baktılar ki yapacak bir şey yok! Artık Şeyh Efendiye de bir daha gitmenin bir anlamı kalmamıştı.

Vakit yeniden müşavere saatine  göre düzenleninceye kadar her biri kendi köşelerine çekildiler.

Saatçiyi kendi alaturka saati ile baş başa bıraktılar.

 

 

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  319429

-