12 ARALIK 2017 SALI

Hasret Yıldırım

SIĞ SULARIN 'DERİN' İMAJLI, ÖZENTİ İNSANI AHMET HAKAN

Hasret Yıldırım

Fevkaddehâ Ahmet Hakan Coşkun Efendi!!! İçindeki bitmez nefreti, elindeki vesikalar ile yoğurarak; muhteşem tarih, psikoloji, sosyoloji, felsefe, ilâhiyât, gazetecilik, vb. (vb. diyorum, çünkü her telden çalan ilminin sonu yok!) yönleriniz ile buyurun konuşalım, tartışalım! “Birbirimizi anlayalım” diyorum, lâkin sizden böyle ulvî bir davranış bekleyemiyorum! “Korkaklıkta zillet, utanç; ileri atılmakta izzet, şeref vardır. İnsan korkaklık etse bile; kaderinden kaçamaz.” Sen üzerine düşeni, biz de kendi üzerimize düşeni yapıyoruz.

 Dünkü makalemizde, her fırsatta Üstad Kadir Mısıroğlu'na saldırıp, “vızıltı”sıyla bir avuç mutlu azınlığı tatmin eden; Dalaksız Hergele Ahmet Hakan Coşkun ve avânesine, girizgâh mâhiyetinde seslenmiştik. Yine tekrarlıyoruz, Üstad Kadir Mısıroğlu'nun müdâfaaya ihtiyacı yoktur. Bizim yaptığımız, meydanı boş bularak sallayanlara karşı, “sukût ikrardan gelir” atasözüne istinâden cevap vermektir. Yoksa Üstad Kadir Mısıroğlu, 20 Temmuz 2017 tarihinde, resmî internet sayfası vasıtasıyla, bu dalaksız hergeleye tekzip yazarak “şövalyenin sivrisineğe kılıç çekmeyeceğini” hulâsa etmiştir.

Üstad'ın yaptığı açıklamada “Bugün seksen yaşında bir pir-i fâniyim. Altmıştan fazla dinî, ilmî, tarihî eser yayınladım. Bunları üst üste koysam Ahmet Hakan'ın boyunu aşar. Eğer bunların birini okumuş olsaydı, okyanusa düşmüş gibi boğulacak olurdu. Benim ve eserlerimin, günübirlik hadiselerle uğraşmaktan ibâret bir şahsiyeti olan Ahmet Hakan'ın değerlendirmesine ihtiyacı yoktur. Bir insanın şahsiyeti; hayat hikâyesi, sözleri ve yazılarıyla sâbit olur. O'nun bütün yazdıkları beni hiç tanımadığını göstermekte ve kıskançlığın bir eseri olarak tezâhür etmektedir. O, şöhret ve itibarda benimle yarışacak bir kimse değildir. Benim haftalık konuşmalarımı yüz on ülkeden bir buçuk milyon insan dinlemektedir. O'nun gazetesini kaç kişi almakta ve bunlardan kaçı O'nun yazısını okumaktadır. Kendisine son sözüm şudur: “Çocuklar bile akranları ve emsalleriyle oynarlar.” O, hiçbir hususta bana emsal olacak bir insan değildir. Bunun hakemi ise MİLLETtir.” buyurarak, dalaksız hergeleyi, Nişantaşı kaldırımlarına salıvermiştir.

Üstad Kadir Mısıroğlu'na “Fesli Kadir, Deli Kadir, hunhar, fitneci, meczup” gibi sıfatlarla “alçakça ve adîce” saldıran; var olduğu günden beri, tezâtlar ile endâm eyleyen Ahmet Efendi, kendisini nasıl tanımlıyor? Gelin, “Kanal D Haber Dairesi Başkanı” olması sebebiyle, sene başında yapılmış bir röportajdan iktibâs ile tahlil edelim… [Hürriyet Gazetesi-Kelebek İlâvesi, 14 Ocak 2017]

 Nasıl bir habercilik anlayışınız olacak?

- Türkiye'de bir kutuplaşma ve kutuplaşmaya yol açan birçok etken var. Bu etkenler arasında iktidar ağırlıklı rol oynuyor. Fakat buna rağmen bu cendereden kurtuluşun yolu yok gibi görünüyor. Herkes kendi cephesine çekilmiş, birbirine ateş etmekte. Ben her akşam bu sarmaldan kurtulmaya ve insanların soluk alacakları bir alan oluşturmaya çalışacağım. Burada cepheleşmenin izlerini görmeyeceksiniz. Doğruya doğru, eğriye eğri denen bir alan olacak. Partizanlık, önyargı olmayacak, yaşam tarzlarına saygı olacak...

* Şu cevabı okurken, kendinizi başka bir dünyada, bambaşka bir insanla bulmamanız imkânsız! Kendisi, “kutuplaşmaya yol açan etkenlerin” en büyüklerinden biri iken; yaptığı malûmâtın, sanki Ahmet Hakan'la hiçbir alâkası yok gibi cevap vermiş. Ayrıca, Ahmet Efendi “yaşam tarzlarına” o kadar saygılıdır ki; belki yaptığı haberlerin tamamı “yaşam tarzlarına” saldırıdır. Misâli alenen, Üstad'a taktığı “Fesli Kadir” hitâbındaki alçaklıkla maruftur. “Fes takmak” bir “hayat uslûbu” değil midir Ahmet Efendi!?

AhmetHakanCoskun_LionsOdulu

 Gündeme dair canınızı en çok sıkan şey ne?

- İnsanların birbirlerine sağır olması, diyalog kurulamaması, sözün karşı tarafa ulaşamaması... “Bu adam burada haksız ya da haklı” deyince hemen “Rengini belli et” deniyor. Sanki hepimiz bir renk olacağız ve militan olup taraflarımıza çekileceğiz...

* Ahmet Efendi, insanların birbirine bu denli sağır olmasında, sözün karşı tarafa ulaşamamasında sana düşen bir hisse yok mu? Rengi belli olmayana, çizgisi belli olmayana, “şucu bucu değilim” diyerek oraya buraya saldırana, “Ne Ayaksın?” diye sorulur! Kimse senden militan olmanı, ya da senden ayrı olanı militan gibi, uç ifade ile ayırmanı beklemiyor. Lâkin inan, bu ifadeler senden duyulunca, abes kaçmıyor! Çünkü sen her renge girebilen ve nifâğı cemiyete, BESMELE ile sokan bir kamuflajın sahibi olduğundan; rengini söylemesen de şükür ki, gökkuşağı tonlarındaki her rengin sırıtarak görülebilmektedir.

 O halde ben de size sorayım; sizin renginiz ne?

- Tarafgir anlamda bir rengim yok. CHP'yi de, MHP'yi de beğenmiyorum. HDP'yi terörle arasına mesafe koymadığı için eleştiriyorum. İktidarın yaptıkları zaten tamamen eleştirilecek şeylerden ibaret. Ne yapabilirim? Hangisini, niye seçeyim? Seçmek zorunda da değilim. Biz gazeteci ve gözlemciyiz.

* Ahmet Efendi, “tarafgir” anlamda da seni samimiyet ile tasdiklememek mümkün değil. Durum neyi gerektiriyor ise, ona hizmet eden bir “maşalık vazifesi” ile gözlemcilik ve gazetecilik sıfatlarının arkasına saklanman takdire şâyân! ‘İktidarın yaptıkları, TAMAMEN ELEŞTİRİLECEK ŞEYLERDEN İBARET' cümlesinin arkasında; hususiyetle İslâmî cemaatlere, mübarek hocaefendilere ve dâvâ adamlarına neden saldırdığının sırrını, gâyet rahat anlayabiliyoruz. Hattâ, bu saldırıyı o kadar tasdikliyorsun ki; “FESLİ Kadir” Yine Dikkat Çekmeyi Başardı” [2 Eylül 2017] serlevhâlı makalene istinaden, AHMET HAKAN YİNE DİKKAT ÇEKMEYİ BAŞARDI diyorum. Ve hattâ haddini aşarak “Vasiyetimdir: Mustafa Kemal'e zerre muhabbeti olan cenazeme gelmesin!” buyuran Üstad'a karşı “Mustafa Kemal'e zerre muhabbeti olanı, cenazesinde istemeyecek derecede Mustafa Kemal'den nefret eden birinin, Mustafa Kemal'in kurtardığı topraklara gömülmeyi de içine sindirememesi lazım” diyerek; röportajda bahsettiğin ve üzüldüğün “sağır olmak, diyalog kuramamak” vb. kavramların, “hikâye” olduğunu hatırlatmaktan keyif alıyorum. Hepsi lakırdıdan ibâret çünkü, okurlarınla alay ediyorsun! (Mevzuun başı, asıl düşmanınız olan “Reis” de; Ehli Tarîk ve hocaefendiler ile dâvâ adamlarının kurbanı… O güzel insanlara bel altı vurmak demek, Recep Tayyip Erdoğan'a da vurmak demek! “Üst Akıl”a hizmet etmek demek!)

 Peki, bir gözlemci olarak toplumun sosyolojik değişimini nasıl yorumluyorsunuz?

- Toplumun yüzde yüz bir dönüşüm geçirdiğine katılmıyorum. Türk toplumunun bütün dejenerasyon çabaları ve sosyal mühendislik gayretlerine rağmen eski, bildiğimiz nüvesini koruduğunu, bugünkü değişimin geçici olduğunu düşünüyorum.

* Sen ve avânelerinin, “maşalık vazifeniz icâbı”, bu Vatan'ın hakiki sahiplerine saldırarak, hatta emniyetin VİZYON VE MİSYONUNU hatırlatıp, DAHA NEYİ BEKLİYORSUNUZ deyip bir fitne çıkarmanızı alenen görüyoruz. Cemiyetin değişen gurubu içindeki renk tabirinizi, militanlaşma konusundaki fikriyatınızı; aklınca basit kelime oyunları yaparak gizlediğin ve ilkokul seviyesindeki çocuğun bile anlayacağı “kişiliğini” çözmekte, DİLİNLE ZİKRETMESEN DE, emin ol hiç zorlanmıyoruz! Aslî lisânımızdan-harflerimizden, anânelerimizden, dolayısıyla aslımızdan koparılmak için, Din ve Tarih üzerinden yapılmış inkılâpları yok sayarak; evveliyâtını, cemiyetin hassasiyetlerini zirvede tutmuş çok kıymetli şahsiyetleri, “illâ tutuklayın, susturun!” gibi çirkin atıflar ile saldıran sen ve senin gibilerin hakiki yüzünü ortaya çıkarmak aslî vazifemiz olacaktır. Senin tabirindeki DEJENERASYON  PLANLARINI, SOSYAL MÜHENDİSLİK GAYRETLERİNİ “deşifre” etmeyi, bir Vatan Borcu adledeceğiz…

Ekşi sözlükte geçen, “Ahmet Hakan Kimdir?” sualine verilen cevaplar; kimin dejenerasyon geçirdiğini, toplumu bozmak için elinden geleni ardına koymayıp, değişimi kendisinde de tatbik ettiğini alenen ortaya koymaktadır. Oradan, sana ithâfen yazılmış bir okuyucu yorumunu naklediyorum: “Düşünce adamı olmaktan fersah fersah uzaklarda olan, sığ suların 'derin' imajlı, özenti insanı... Hele bir de haber sunmuyor mu? İşte o zaman, gırtlağını sıkasım geliyor!”

KadirMisiroglu_HasretYildirim

 Neler dahil o nüveye?   

- Yardımlaşma, Kurtuluş Savaşı heyecanı... Atatürk konusunda mutabakat, cumhuriyet konusunda da aynı şekilde...

Siz, ‘biz' olduğumuzdan bahsediyorsunuz ama bir kesim tam aksini düşünüyor, ‘Yeniden biz olalım' çağrıları yapıyor...

- Biz olamamak konusunda sıkıntılar olduğunu kabul ediyorum. Ama bunun gelip geçici olduğunu düşünüyorum. Kötümser değilim. Hâlâ birlik ruhunun derinliklerimizde var olduğuna, bu geçici cepheleştirme politikalarının gündemden düşmesi halinde yeniden o ruha kavuşacağımıza inanıyorum.

* Ahmet Hakan Coşkun, gel senle yardımlaşalım, birbirimizi ayırmayalım, bahsettiğin “ASIL ASLIMIZ”dan konuşalım! Tarihimizi tüm hakikâti ile münâzara edelim, elimizde ne var ise ortaya dökelim! Korkusuzca meydana atılmış, yıllarca renginde kat'iyyen “morarma olmamış” şahsiyetleri hedef göstermeden; aslımızı bozarak, bizi bizden almaya çalışan gürûha hizmet etmeden, “bu dünyanın öte tarafı da var” diyerek, dökelim eteğimizdeki taşları… KORKUSUZCA diyorum Ahmet Efendi, korkusuzca! Senin gibi, bu toprakların mihenk taşlarından cemaatlere saldıranları, kıymetli hocaefendileri ve dâvâ adamlarını hedef alanları, dönüp dolaşıp belirli kişileri diline pelesenk edenleri konuşalım! Cemiyette, sizin ile aynı fikriyâta sahip olmadıkları için linç ettiklerinizi, sizin sevdiklerinizi sevmedikleri için topa tuttuklarınızı, hayat üslûbuna takıntı seviyesinde saldırdıklarınızı konuşalım!

İçindeki bitmez nefreti, elindeki vesikalar ile yoğurarak; muhteşem tarih, psikoloji, sosyoloji, felsefe, ilâhiyât, gazetecilik, vb. (vb. diyorum, çünkü her telden çalan ilminin sonu yok!) yönleriniz ile buyurun konuşalım, tartışalım! Dediğiniz gibi “birbirimizi anlayalım” diyorum, lâkin sizden böyle ulvî bir davranış bekleyemiyorum! “Korkaklıkta zillet, utanç; ileri atılmakta izzet, şeref vardır. İnsan korkaklık etse bile; kaderinden kaçamaz.” Sen üzerine düşeni, biz de kendi üzerimize düşeni yapıyoruz.

“Oyun koçu”ndan aldığın emirlerin sonunun geldiğini, yazılarını kaleme alırken ve haber sunarken izlediğin korkak ve kaçak tavrın ayaklar altında sürükleneceğini, üzerine biçilmiş menfaat gömleğinin yırtılıp atılacağını haykırmak istiyorum! Bizler, Serdengeçtiler; Din, Vatan, Millet derdiyle dertlenmiş insanlarız! Allah'tan başka kimseden korkacak değiliz! Elimize tutuşturulmuş senaryoları oynayan “figüran” ve “maşa” hiç değiliz! Yapma Ahmet Hakan, yapma! Bir gün “eyvah” diyeceksin de, iş işten geçmiş olacak!

“Yunan galip gelseydi” Ahmet Efendi, bugün bu yazıları yazamazdın! “Çocukken oynadığımız topacın” insan üzerindeki hâlini görmemiz mümkün olmazdı. Ahmet Efendi, diyorsun ki; “Ve bu İhsan Şenocak denilen adam konuştukça… Türkiye'de maalesef deizm ve ateizm yükseliyor! Uyanın ey ehli iman! Bu İhsan Şenocak türü adamlar yüzünden… Din elden gidiyor din!” diyemezdin Ahmet Efendi!

Heykel muhabbeti üzerinden evvelâ “İSLAM'da heykele pek tolerans yok. Düşünsenize: İslam'da heykele tolerans olsaydı ve heykel sanatı çok aşırı biçimde teşvik edilseydi... Konya taraflarında dikilen şu sözde Nasrettin Hoca heykeline benzer her türden abuk heykeller... Anadolu'nun her benzin istasyonunda, her bulvarında, her TOKİ'sinde, her AVM'sinde... “Şak” diye karşımıza çıkacaktı. Şunu hiçbir zaman unutmayalım: İslam'ın ortaya koyduğu her türlü toleranssızlığın muhakkak bir hikmeti vardır.” [Hürriyet Gazetesi, 17 Temmuz 2017] diyerek, İslâm'ın heykele bakış açısını tasdikliyorsun!

Daha sonra “Eline baltayı, nacağı alıp Atatürk heykellerine saldıran meczuplar için hiçbirimiz “Ya bırakın... Dikkate almayın şu herifleri... Meczup bunlar meczup” demiyoruz. Hatta ve hatta... Türk yargısı, bu baltalı meczupları... Kulaklarından tuttuğu gibi atıveriyor içeriye... Ne yani? Fesli Deli Kadir'e de benzer bir muamele yapılması için... İlle de elinde baltayla Atatürk heykeline saldırması mı gerekiyor?  ‘Heykeller köpek leşi gibi sürüklenecek' diye höykürmek... Baltayla heykele saldırmaktan bile daha adice, daha alçakça değil mi?” [Hürriyet Gazetesi, 6 Ekim 2017] diyerek, zırvalamanın en uççç noktasını yakalamışken, “keşke yunan galip gelseydi” diyoruz. Gelseydi, bu Vatanın hakiki evlatları, çocukları; Vatanına, Dinine, Diline, Kitabına, Namusuna dolayısıyla MUKADDESÂTINA zarar verilmesin diye, “yine yine yine” canını vermekten kaçınmazdı! Masa başlarında kan dökmeden, bize yapılabilecek bütün tahribatları yaptılar; tarihimizi, dilimizi, yazımızı, kıyafetimizi, takvimimizi, ölçümüzü, ilââhir değiştirdiler! Sorarım Ahmet Efendi! Şu kafanızda taşıdığınızı,  MUHTEREM ŞAHSİYETLERE SALDIRIRKEN KULLANDIĞINIZI, bunlar için de kullanın!

Bu arada, İyi ki, İslâm heykellere tolerans göstermiyor! İyi ki, din ve devlet işleri ayrı! İyi ki, Vatan'ın her köşesinde M.Kemal heykelleri yok! İyi ki, Anadolu'nun her benzin istasyonunda, her bulvarında, her TOKİ'sinde, her AVM'sinde; M.Kemal heykelleri “Şak” diye karşımıza çıkmıyor!  Size gülmekten biz yorulduk! Komikliğiniz bir yana, yazdığınız yazıların tezatlığı, içine düştüğünüz vahamet; akılların durduğu, sözün bittiği yer oluyor… Buyurun, bunu da konuşalım AHMET EFENDİ…                             

 “HUNDAR VE FİTNECİ MUKAYESE” “Keşke Yunan galip gelseydi” diyen bir adamın “15 Temmuz” ile “Milli Mücadele” arasında yaptığı bu hunhar ve fitneci mukayese… “ÖMER HALİSDEMİR'E HAKARETTİR” En başta kendisini Milli Mücadele'ye adamış 15 Temmuz şehidi Ömer Halis Demir'e yapılmış en büyük hakarettir. 15 Temmuz için “Yerim destanınızı” yazan gazeteciye ne oldu? Yaka paça gözaltına alındı. Buna karşılık… Bir tür “Yerim sizin Milli Mücadele'nizi” anlamına gelen “Keşke Yunan galip gelseydi” lafını eden Kadir Mısıroğlu'na ne oldu? Ne olacak? Hiçbir şey olmadı. ‘KEŞKE FETÖ GALİP GELSEYDİ DİYE BİR LAF EDİLSEYDİ NE OLURDU' Elinizi vicdanınıza koyun da söyleyin: Sersemin, densizin, alçağın teki… ‘Keşke FETÖ galip gelseydi' diye bir laf etseydi ne olurdu? [Hürriyet Gazetesi, 18 Temmuz 2017]

Ne olurdu AHMET Efendi?! Feto galip gelseydi, siz şu an bu yazıları “yazmıyor” olacaktınız! Çünkü vazife başarı ile tamamlanmış, sizin gibi; fitneci, emperyalist, kuklacı, mâddiyâtçı, laik geçinen, paraya tapan, satılmış gürûh olmayacaktı. Ya da, daha büyük hizmetlerde vazife verilecekti. “15 Temmuz”, silahı olmayan, düşmanı belli olmayan, günlerce sürmeyen, kendi ordusunun içinden, kendi halkının içinden çıkmış, aniden-hazırlıksız yakalanılmış bir destandır… Bu destanın kahramanlarından Ömer Halisdemir gibi nice yiğitler, Millî mücâdelede de vardılar ve var olacaklar. Lâkin sizin gibi makbul olmayan sözlerin satıcıları, Ömer Halisdemir gibi yiğitleri; yazında olduğu gibi, nutuklarında malzeme şeklinde kullanarak, en büyük hakâreti yapıyorlar!!!

“AH KEŞKE! 15 Temmuz anma törenleri... Memleketin bütünlüğü göz önünde bulundurularak... Kimsenin kendini dışlanmış hissetmediği biçimde... Ve sadece tek bir partinin organizasyonu algısına yol açmadan...” [Hürriyet Gazetesi, 17 Temmuz 2017] diyerek kaleme aldığınız, temenniyi göz önüne aldığımızda; MEMLEKETİN BÜTÜNLÜĞÜ GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULARAK, SİZİN GİBİ PİYONLARIN VE ÜST AKILLARIN OYUNLARININ ELBET BOZULACAĞINI; HÂKK'IN “KAHHAR” İSMİ TECELLİSİNDEN, “DIŞLANMIŞ HİSSETMEDİĞİNİZ” BİÇİMDE… VE “SADECE HÂKK'IN ELBET GALİP GELECEĞİNİ” size ve avânenize tebliğ ediyorum .

İslâmî cenahın, sizin sesinizi duymak istemediğini gâyet iyi biliyorsunuz. Saklandığınız “Laik-Kemalist” sıfatının arkasında yatan; menfaat, çıkar ve dünyevi şehvetleriniz, İslâm dâvâsına ve müdâfilerine  zerre miktarı zarar veremeyecektir; yüklendiğiniz, gideri en çok olan Kemalist tüccarlığınız, er ya da geç hüsran ile neticelenecektir inşaallah.

İNKÂRCININ İNKÂRINDAN, ÂRİFİN NE KORKUSU OLUR! NE DENİZ, KÖPEĞİN AĞZI İLE KİRLENİR, NE DE KÖPEK YEDİ DENİZ İLE TEMİZLENİR. Hâce Abdullah-ı Ensâri (K.S.)

Ahmet Efendi!!! İsminizin “asıl sahibine” hürmet ederek, size EFENDİ diye hitâp ediyorum! Sizler, istediğiniz kadar hakikâtleri inkâr edin. Sizin gibi korkumuz ve inkârımız ve kaçamak başlıklar yazıp çıkardığımız makalelerimiz, korkaklığımız, takıntılarımız, hadsizliğimiz olmamıştır. Hakkımızı da biliriz, haddimizi de! Vatanı, Milleti, Din-i İslâm'ı, İslâm'ın Kanunlarını, Âyetlerini inkârımız olmamıştır Biiznillah. Benim, sizin, İslâm'ın, Vatan'ın asıl sahibi ALLAH Celle Celaluhu'dur. Atası ile övünüp, İslâmî cenahta yoğrulmuş, üst akıl ve batı medyasına satılmış, mukaddes şahsiyetlere saldırmaktan ar ve hayâ hissetmeyenler; aslını, dinini, tarihini, yapılacak tenkitleri ve aleyhte kanunları göze alarak, Millete Hâkk'ı hakikâti anlatmaktan korkmayan, âyetler-hadisler ile arkasında duran, yazdıklarını, haykırdıklarını vesikalarla tasdikleyen kıymetli şahsiyetleri, yıldıramayacaksınız! Başaramayacaksınız! Bizi bölemeyeceksiniz! “Hâk” elbet vukû bulacak…

Mevzuun sonunu, senin uslûbundaki serlevhâlarla “nükte” düşmek isterim! Öyle ya… 3 kelime, 3 satır, 2 başlık ile fitneyi atar ve kaçarsınız! Takıntı haline getirirseniz, yazar da yazarsınız... Son sözüm de, seni bir iktibâs ile baş başa bırakıyorum: “İlimle olmayanın cehâleti sıkıntılı olur. Vera ile olmayanın sonu günah ve vebâl olur. O'nun yâdıyla olmayanın şeytanı yakîn olur. Vecd ile olmayanın yaşamı zindan olur.” (Sen artık Nişantaşı Çocuğu olsan da, eski günlerine hürmeten, anlamadığın kelimeleri bir lûgâttan bak!)

HASRET YILDIRIM - ÖZGEÇMİŞ

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

  1. kadir mısıroğlunu dinledim önce ne demek istiyor ilkbaşta şaşırttı ezberimi bozdu özellikle veysi ateş program sonunda atatürkle ile ilgili ezberimi bozdu belgesiz hiç konuşmuyor özellikle sinirlenip belge uzatma sahnesi dikkatimi çekti sinirli sahnesi hoşuma gidiyor.

Yorum Yaz

  929554

-