SİLAHLA ALAMADIĞINI MASADA ALMA DÖNEMİ


SİLAHLA ALAMADIĞINI  MASADA ALMA DÖNEMİ

1988 Şubatında çekilme kararı verilirken Sovyetler Birliği bu çekilmeyle birlikte savaş ile elde edemediklerini savaş sonrası diplomasi ve entrikalar ile sürdürme yoluna gitmiştir. 4 madde halinde özetlenen bu süreci oldukça başarılı uygulayan Sovyetler işgal sonrasında Afganistan'ın bir daha siyasî bir birlik sağlayamaması ve yeni işgallere açık hale gelmesini sağlamıştır. Necibullah rejiminin askerî ve siyasî açıdan desteklenmesi, mücahidleri desteklediği için Pakistan'ın sabotajlar ve suikastlar ile istikrarsızlığa sü-rüklenmesi , Pakistan ve ABD'nin Cenevre Antlaşması'na aykırı davrandığı iddiasının yayılması ve mücahidler arasındaki iç çekişmelerin körüklenmesi temelindeki bu stratejide şüphesiz en büyük zararı mücahidler arası çekişmelerin körüklenmesi ve bunun diplomatik yollarla desteklenmesi vermiş, bu sayede Afganistan'ın işgal sonrasında daha ağır bir yıkım içine sürüklenmesi sağlanmıştır.
Sovyetlerin 15 Mayıs 1989'da geri çekileceğini açıklamasından sonra Pakistan, ABD ve Sovyetler Birliği masaya oturarak BM gözetiminde Afganistan'ın kaderini belirleyen antlaşmaları imzalamışlardır. Cenevre Antlaşmaları olarak bilinen bu antlaşmalardan ilki Afganistan-Pakistan arasında, ikincisi uluslararası garantilerle ilgili bildiri adında garantör ülkeler olarak ABD ve Sovyetler Birliği arasında, üçüncüsü Afgan mültecilerin ülkelerine dönmeleriyle ilgili, dördüncü ise Sovyetler Birliği'nin geri çekilmesiyle ilgili imzalanırken bu görüşmelere ne mücahidlerden ne de Pakistan'da yaşayan mültecilerden, temsilci çağrılmamış olması, bir ülkenin kaderinin garantörlere teslim edilmesi, aslında işgal biterken yeni bir işgalin masa başında başladığının göstergesidir.
KABİL MÜCAHİDLERİN ELİNDE!
15 Şubat 1989 tarihinde 10 yıllık işgal fiilî olarak sona ererken Kabil bu işgalden sonra Necibullah iktidarının devrileceği ve başkentin silahlı güçlerce yağmalanacağı düşüncesindeki Batılı devletlerin elçiliklerini çekmeleriyle karşı karşıya kalmıştır. Türkiye'nin de aralarında olduğu birkaç ülke diplomatik temsilciliklerini devam ettirirken geri çekilmenin sadece görünüşte olması ve Sovyetlerin yeni politikası nedeniyle mücahidlerin başkente girmeleri hemen olmamıştır. Bunda idarî kadrolarda 10 yıllık sürede Marksizm ve Leninizm kamplarında yetiştirilen 50-60 bin civarındaki yeni ismin görev alması da etkili olurken işgal süresince uygulanan soykırımın işgal sonrası için bir temizlik operasyonu olduğu bir kez daha gözlemlenmiştir. Necibullah rejiminin devam etmesinde mücahidler arasındaki hizipleşme ve anlaşmazlık da etkili olmuştur. Ancak 1990'dan itibaren parçalanma sürecine giren Sovyetler'in iç sıkıntıları ve ABD ile yaptıkları Afganistan'a silah yardımını kesme antlaşması Necibullah rejiminin sonunu hazırlamıştır.
Sovyet desteğinin kesilmesi sonucu parçalanan Sovyetler'den ümidini kesen Necibullah, kendi güçlerini oluşturma yoluna giderken en büyük hatayı elinde çok büyük bir güç olarak bulunan ve 1989'da Celalabad'da mücahidlere karşı büyük bir başarı sergileyen General Abdurreşit Dostum'u etkisiz hale getirmeye çalışarak yapar. Zira durumu sezen Dostum mücahid komutanlardan Ahmed Şah Mesud ile irtibata geçerek onların safına geçmiş ve Kabil'e mücahidlerin girişini kolaylaştırmıştır. 1992 Nisanında mücahidlerin Kabil'de pek çok önemli noktayı ele geçirmesi sonucu istifa eden Necibullah, BM'ye sığınmış ve yurtdışına kaçmak istemiştir. Ancak yurtdışına çıkması engellenen Necibullah, 4 yıl BM sığınmacısı olarak yaşamıştır.
MÜCAHİDLERİN GEÇİCİ HÜKÜMETLERİ
1989'da Sovyetlerin geri çekilmesiyle mücahid hükümetini kurmaya yönelik ilk hareket Peşaver'de olmuş, ancak Pakistan istihbaratının da etkisiyle anlaşmazlıkların yaşandığı bu şûrânın sonunda bir hükümet kurmak için oylama yapılmasına karar verilmiş ve en çok oyu alan Prof. Sebgetullah Müceddidi devlet başkanı seçilmiştir. Sayyaf'ın Başbakan, Hikmetyar'ın Dışişleri Bakanı, Muhammedi'nin Savunma Bakanı, Halis'in İçişleri Bakanı, Rabbani'nin İskan Bakanı, Geylani'nin de Adalet Bakanı olduğu bu geçici hükümet Pakistan dahil hiçbir devlet tarafından tanınmazken 1989'da Celalabad'a yönelik operasyonun başarısız olması mücahidlerin dış dünyada gözden düşmesine de neden olmuştur. Bu olay mücahid liderlerin kendi içinde birbirlerini suçlamalarına ve ‘Fahhar Katliamı' dolayısıyla Hikmetyar'ın dışlanmasına sebep olmuş-tur.
BİRLİK ÇALIŞMALARI
16 Nisan itibariyle Kabil'e girmeye başlayan mücahidler General Dostum'un yardımıyla herhangi bir direnişle karşılaşmazken Ahmed Şah Mesud diğer grupları da Kabil'e davet ederek kurulan geçici hükümetin buraya taşınmasını sağlar. Peşaver'de oluşturulan geçici konsey Kabil'de Nisan sonunda göreve başladıktan sonra Devlet Başkanı sıfatıyla Müceddidi eski rejimin görevlileri için genel bir aftan bahsetmişse de mücahid gruplar arasındaki ilk ayrım bu karar üzerinden gerçekleşmiştir. İlerleyen süreçte mücahid gruplar arasındaki dış destekli ayrılıklar nedeniyle Afganistan'da bir birlik sağlanmazken Sovyetler gerek Pakistan gerekse mücahid-ler üzerinden yürüttükleri strateji ile kesin bir düzenin oluşmasını engellemişlerdir. Müceddidi'den sonra 15 Haziran 1992'de kurulan Rabbani Hükümeti de iç karışıklıklarla uğraşmış, bu süreçte Afganistan'ın etnik farklılığını kullanılarak gruplar arasında ayrışmaların yaşanması sağlanmıştır.
1993 Haziranında ise uzun zamandır ayrılık yaşanan Rabbani ve Hikmetyar arasında bir anlaşma yapılmışsa da bu birleşme de uzun sürmemiş, kısa süre sonra antlaşma bozulmuştur. Sovyet işgalinin bitmiş olmasına rağmen süren bu ayrılıklarda etnik yapılar da etkili olmuş özellikle Pakistan ve diğer güçlerin etnik kimlikleri kışkırtması sonucu öteden beri kendi bağımsızlıklarını elde etmek isteyen güçler işgal süresince gösterdikleri beraberliği gösterememişlerdir.
TALİBAN'IN ORTAYA ÇIKIŞI
Ülke genelinde iç kargaşaların giderek artması ve mücahid gruplar arasındaki etnik sıkıntılar 1994 senesinde Afganistan'ın kaderinde önemli bir dönüm noktası olan Taliban hareketini doğurmuştur. Bu hareketin ilk oluşumu Gucci Mücahidîn ismiyle anılan çetenin Kandahar çevresinde 29 Ekim 1994'te Pakistan'dan gelen konvoya el koymasıyla başlamıştır. Konvoyda ISI'nın emekli subayı Sultan Emir'in de bulunması üzerine durumdan haberdar olan medrese öğrencileri konvoyu kurtarmak için harekete geçmiş, 100 kişilik bu grubun konvoyu kurtarmasının ardından Kandahar'ı da ele geçirmesi sonucu oluşan bu hareket medrese öğrencilerinden oluştuğundan ‘tâlîb' kelimesinin çoğulu olan ‘Taliban' olarak adlandırılmışlardır.
Taliban hareketinin Kandahar'ı ele geçirmesinden sonra suç oranlarının azalması, şehrin belli bir düzene kavuşması, sert kurallar uygulanmasına karşılık halk tarafından Taliban'ın benimsenmesini sağlar. Hikmetyar'dan umduğunu bulamayan Pakistan için ise bu hareket önemli olmuş Taliban hareketini destekleyerek hem mülteci sorunundan hem de bir barış ile petrol ve doğalgaz boru hattının Afganistan üzerinden çekilmesi amacını taşımışlardır. Bu hareket Suudi Arabistan tarafından da desteklenmiş kısa sürede ülke içinden ve dışından pek çok silahlı kuvvetin katımıyla giderek büyü-müştür.
1996'da Kabil'i ele geçirerek şehri teslim alan Taliban'ın ilk icraatı Necibullah'ın öldürülmesi olmuştur. Bu ölümle ilgili olarak Necibullah'ın ölmeden önce Pakistan subaylarınca bazı kâğıtları imzalamaya zorlandığı, direndiği için de öldürüldüğü belirtilirken Taliban'ın Pakistan destekli bir oluşum olduğu iddiası da Taliban rejiminin uygulamalarında sıkça tartışılmıştır. Zira Peştun olmayan azınlıklara karşı bir etnik taciz kampanyası yürütüldüğü bu iddianın temelini oluşturur.

Yorum Yaz

  724741

-