21 KASIM 2019 PERŞEMBE

Lütfi Bergen

SINA-Î İNDUSTRİEL

Lütfi Bergen

René Konig'in “Soziologie” (1967) kitabının “İş Bölümü” makalesinde (Tercüme: Okan Emin Ayakan) yer alan cümle şu: “Aristo'nun dediği gibi iki doktordan bir cemiyet meydana gelmez, fakat bir doktor ve bir çiftçi bir cemiyeti meydana getirirler.”  

Bir: Savaş ihtimali İslâm şehirlerinin etrafında kale inşa etmeyi mâkul kılmıştır. “Kale kent”in modern algıdaki karşılığını “yeraltında sığınak kent” tasavvurunda bulabiliriz. İstanbul'a bir saldırı vuku bulsa insanları nakledeceğimiz mekân yoktur.

İki: İslâm şehri kuracaksak, toplumsal işbölümünün yüksek derecede profesyonelleştirilmemesi gerekmektedir. Niçin?

Örneğin, İslâm şehrinde fert, kendi kurbanını kendi kesebilecek-yüzebilecek düzeyde kasaplık bilgisine/maharetine haiz yetiştirilir. Aynı kişinin bahçesinde kümesi, küçük bir bostanı da vardır. Güneş saatine göre hayat sürmektedir, mekanik ya da dijital saate bağlı değildir. Şehir büyük oranda yürüyerek ulaşılabilen merkezler inşa edilerek inşa edilmiştir. Şehrin sakinleri zanaatkâr, esnaftan oluşmaktadır. Böylece fertlerinin, sabah 08:00 akşam 17:00 mesai yapmaya zorlandığı ve günde 3,5-4 saat kent içi ulaşımla ezildiği, hayata yabancılaştırıldığı görülmez. Ancak şehrin et ihtiyacı kurbanla karşılanamaz. Kasapların meslekî aidiyet ve örgütlenmesi kaçınılmazdır. Bu nedenle kasabı olan yerleşime “kasaba” denir.

Sığınaksız kent İstanbul'un sakinlerinin askerî tehdit halinde ortaya koyacağı tavır “kaçmak” olacaktır. Kaçamayanlar için mekân çölleşmiştir. Kente yönelik ekonomik/siyasi/içtimaî saldırı; kalifiye meslek erbabıyla sermaye sahiplerinin göç kararı vermesiyle sonuçlanır. Varlığını hizmet satın alımına bağlayan sunî mesleklerin anlamsızlığa yakalanması kaçınılmazdır. Örneğin şoför, ancak yol, benzin/mazot, otomobilin varlığı korunduğu oranda anlama kavuşabilir. Meslekî anlam, “göçebe evli-yürüyen şehirli” toplumun ‘sına-i ındustriel' vasatı içinde varlık bulur.

Üç: Toplumlar “Meslek” sayılmaması gereken iştigalleri tanımlamakta zorlanmaktadır.  Meslekleri kriz zamanlarında gıda, avreti örtme-örtünme, barınma gibi ihtiyaçları karşılayacak bilgi disiplinleri olarak konumlamak mümkündür.

Sıfırdan bir toplum inşa etmeye başlasaydık meslek seçimine imam, noter, avukat, muhasebeci, sporcu, gazeteci, bankacı, araba yıkayıcısı, aktör, apartman yöneticisinden başlamayacaktık. Aşıkpaşaoğlu Tarihi'nde “göçebe evli” kavramından bahsedilmektedir. “Göçebe evli” bir toplumda yani “yürüyen şehir”de toplumsal iş bölümü “asal meslekler” ortaya çıkarmıştır.

Saint Simon'un meslekler hakkında parabolü bulunmaktadır. Simon, “Bir toplumda elli fizikçiyi, elli kimyageri, elli fizyolojisti, iki yüz tüccarı, altı yüz ziraatçiyi, elli demir atölyesi şefini kaybettiğimi varsayarsam Fransa ruhsuz bir bedene döner”, der. Sonra ikinci düşünceye geçer: “Hakim, papaz, nazır, toprak sahibi, zabit, tüm artistokratça hayat sürenleri (otuz bin kadar) kaybedersek, devlet bunlardan dolayı zarar görmeyecektir” (Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, Sosyalizm, İ.Ü. İktisat Fakültesi Yayınları, 1965: 296).

Saint Simon'a göre içinde her çeşit çalışma bulunan bütün meslekler ‘sına-i ındustriel'dir. Simon, tufeyli tabakaların yerine ındustriellerin geçmesi lüzumunu ileri sürdüğü zaman buna fabrikatör kadar mühendisi, amele kadar esnafı, köylü kadar alimi de ithal etmektedir. Buna göre, örneğin, çoban ‘sına-i ındustriel'dir. Saint Simon'un ‘sına-i ındustriel' kavramıyla ifade ettiği şey Türkiye'de “sanayici” görüşlerin kabul edemeyeceği içeriktedir.

Sosyal iş bölümü, teknolojik işbölümünden farklıdır; asal meslekleri öldürmektedir. İş ne kadar parçalanırsa o derece teknolojik işbölümüne maruz kalınır. 

Asal mesleklerden kasap, kaçınılmaz olarak sabun, mum imalatçısı, debbağla çalışmak zorundaydı. Zira şehrin koyun, keçi, sığır, öküz eti ihtiyacını karşılayan kasap, kesilen hayvanların derilerini debbağa, iç yağını sabuncu ve mumcu esnafa satmaktaydı. Hayvanların kılları da değerlendirilirdi, mutaflara satılırdı (Ahilik Ansiklopedisi, c: 2, 2014). Şimdi sosiste kıl, yağ, deri, çürüksü et parçacıkları, akciğer bulunabilmektedir.

Toplumu mesleklerden hareketle tasavvur etmemiz gerekiyor.

lutfibergen@gmail.com

lütfibergen (@BergenLutfi) | Twitter

LÜTFİ BERGEN - TERCÜMEİHÂL

2009’dan itibaren değişik internet sitelerinde ve Hece, Hece, Öykü, İdeal Kent, Düşünen Siyaset, Opus, Değirmen, Hak-İş Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, Kün Edebiyat, İtibar, Granada, İştirakî, Anadolu Gençlik, Çilingir, Diyanet Dergisi, Yolcu gibi dergilerde; Yeni Şafak ve Star gazetelerinin kitap eklerinde, Star Gazetesi Açık Görüş, Al Jazeera Türk, Arkitera Mimarlık gibi mecralarda makaleleri yayınlandı. 2012’de Eleştirel edebiyat- din- iktisat ilişkilerini temel alarak yöneldiği erken dönem Cumhuriyet hikâyesi incelemelerini “Edebî Metinde Din – İktisat” başlığı ile yayınladı. “Edebi Metinde Din- İktisat” başlıklı kitap 2012 TYB Edebi Tenkit Ödülü almıştır. Basılmış Eserleri: Azgelişmişlik Üstünlüktür (1996- 2012); Ahlâk Ayaklanması (1999- 2012); İsyandan Dirliğe: Anadolu’da Yerli Olmak (2011); Edebî Metinde Din – İktisat (2012) - TYB Edebi Tenkit Ödülü (2012); Kozmosta Yerlilik- Evlerimizi Kaybediyoruz (2013); Kenti Durduran Şehir (2013); Kent-İslâm ve Kapitalizm –Şehre Yürüyelim Batı Yıkılacak- (2014); İslâmcılık Söylem ve Eylem –Bir Şiddet Eleştirisi- (2014); Medeniyet – Müslüman Toplumsallığın İnşâsı- (2014); Devlet ve Allah –AnadoluSol Bakış- (2014); İnsanın Beşinci Zindanı (2015); Bilginin Kaynağı Nedir (2015); Kalın Anadoluculuk- İsmet Özel’e Bir Cuma Mektubu (2015).

LÜTFİ BERGEN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  015014

-