15 AĞUSTOS 2020 CUMARTESİ

Hüseyin Yağmur

SİVAS KONGRESİ’NDE ASLINDA NE OLDU?

Hüseyin Yağmur

Bugünlerde Sivas Kongresi'nin 100. yılı törenlerle kutlanıyor. Daha önce Erzurum Kongresi münasebetiyle yazmıştım. Bizde tarih denilen şey büyüklerimizin kurguladığı masallardan ibaret. Gerçek hiç de öyle değil. Sivas Kongresi günlerinde Mustafa Kemal Paşa  ve arkadaşlarının ülkeyi kurtarmak için ulaşmayı hedefleri en kestirme yöntem mandacılıktı

Kurtuluş Savaşı'nın liderleri ülkenin en kolay ve kestirme yoldan kurtuluşu için uzun süre yöntem arayışları içersinde olmuşlardır. Bu yöntem arayışları içersinde en çok öne çıkan iki formülden biri; ‘Mandacılık', diğeri ‘Bolşeviklik'tir.

Kurtuluş Savaşı'na yöneticilik eden liderlerden Batı terbiyesinin tesiri altında kalmış olanlar; daha ziyade Amerika ve Avrupa mandacılığını, yani bu ülkelerden birinin himayesine girmeyi ülkenin kurtuluşu bakımından en kestirme yol olarak görmektedirler.

Doğu ve Şark kültürünün tesiri altında bulunan Kurtuluş Savaşı liderleri ise, komşu ülke Rusya'da ortaya çıkan Bolşeviklik'in yeni Türkiye'nin vücut bulmasında önemli bir yapı taşı olacağını düşünmektedirler.

Mandacılık fikri bilhassa Sivas Kongresi'nde bariz bir şekilde öne çıkar. “Halide Edip Adıvar, Ahmet Emin Yalman, Bekir Sami Bey gibi sivil menşeli şahısların yanı sıra İsmet Paşa gibi asker menşeli Kuvayı Milliyeciler, Amerikan Mandasını bir kurtuluş çaresi olarak görmektedirler.” (Glosneck,1998:32)

Halide Edip ‘Ateşten Gömlek' romanında işgal İstanbul'unu anlattı. İzmir'in işgalini protesto için Fatih, Kadıköy ve Sultanahmet'te yapılan mitinglerde Halide Edip ve arkadaşları önemli rol oynadı. Halide Edip'in Sultanahmet'te konuştuğu kürsüde iri harflerle Wilson Prensipleri yazıyordu. (Akyol,2011:86)

Bir millî şuursuzluk sendromu yaşayan Türk aydını, yıllardır fiilen devam eden Alman egemenliğinin yerine, İngiliz veya Amerikan egemenliğini geçirerek bu muhataralı işten sıyrılmayı düşünmektedir.Amerika Birleşik Devletleri ise o dönemin emperyalist grubu içinde yer almadığı düşünülen bir devlet. Dolayısıyla Amerikan mandası denildiği zaman insanların kafasında çok farklı bir imaj ortaya çıkıyor: “Amerika Birleşik Devletleri emperyalist değildir, dolayısıyla bize yalnızca insani amaçlarla yardım edecektir.”  Diye düşünüyorlar.(Koçak,2011:92)

Her ne kadar gizlenmeye çalışışa da Kurtuluş Savaşının neredeyse bütün kahramanları o günlerde mandacıdır. Halide Edip milli mücadele saflarında olanlarla beraber manda istiyor. Yani o mandayı tek başına isteyen birisi değil, belki temsilcisi. Kaldı ki İsmet Paşa, Kazım Karabekir onların da lügatlerinin içinde bir kavram manda. Mustafa Kemal de mandanın aleyhinde yüksek sesle konuşmuş birisi değil. Bakıyoruz, Erzurum ve Sivas kongrelerinde buna yönelik bir madde de var. O maddede «Gerekirse bir büyük devletin yardımı ve desteği istenebilir" deniyor. (Çalışlar İpek,2011:88)

O sıralar Atatürk'ün  de gerek Mecliste gerek medyada yaptığı açıklamaları var: "Amerikalılar emperyalist değil, İngilizler emperyalist; biz onun için Amerikan yardımını İngilizlere karşı istiyoruz diye, Bir de İngiliz mandacıları var. (Akyol,2011:92)

Taha Akyol'a göre; Atatürk de 1920'lerin ortalarına kadar Mecliste yaptığı konuşmalarda Wilson Prensiplerine atıfta bulunuyor. “Bizim de istediğimiz budur" diyor. (Akyol,2011:92)

Sonradan Kurtuluş Savaşı'nın mühim simalarından biri olarak tãrihte önemli bir yer işgal edecek olan İsmet Paşa dahi o günlerde, “Amerika milletine müracaat edilirse pek ziyade faydalı olacak. Memleketi Amerika'nın murakabesine tevdi etmek yegâne ehven çaredir!” demektedir. (Ağaoğlu,1993:238)

Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının mandacılığı nasıl hedeflediği Atatürk işle birlikte 19 Mayıs 1919 günü Samsun'a çıkan 18 kişilik heyette bulunan Binbaşı Hüsrev Gerede'nin gülüklerinde çok net olarak gözükmektedir:

(…) 5 Eylül 1919: Kongre canla başla çalışıyor. Tüm delegelerin ortak düşünceleri Hükümeti düşürmek, Ulusal Direniş düşmanlarına karşı eylemde bulunmak, Manda Sorununun ise Amerikalı gazeteci Mr.Brown ile özel görüşülmesi ondan sonra da kongrede söz konusu edilmesi kararlaştırıldı. Yardım konusunda tarafsız, güçlü bir devletin, bildirgenin yedinci maddesiyle sınırlı yardımına gereksinimimiz olduğu, bu tür bir yardımı memnunlukla benimseyeceğimiz söylendi (Gerede-Önal-2003:84)

27 Kasım 1919: Amerika'nın büyük gazetelerinden Chicago Tribune'un yazarı William James aynı zamanda Paris Barış Heyeti'ndeki Amerikan temsilcisi idi.Kara Vasıf bey bununla da görüşmüş. General Harbord heyeti, bizden yana bir rapor hazırlamış. Bu heyet, Türkiye'de Amerikan mandasını kabul etmek istiyor. Bizim, Amerikan Ulusu ve senatosu üzerinde etki yapmamızı öneriyorlar. (Gerede-Önal-2003:127)

28 Kasım 1919: Kabinenin Amerika'ya bir heyet göndermek isteyişi, ödünç para alma  girişimleri Amerika'ya olan eğilimlerini gösteriyor.(Gerede-Önal-2003:129)

10  Aralık 1919: Heyetteki üyelerin yetkileri ve çalışma biçimleri aşağıda sıralandığı gibi saptandı.16-Amerikalıların yardım önerileri bizim koşullarımıza uygun ise bunları benimsemek. Eğer İngilizler yardım sözü verirlerse ancak işgaller kalktıktan sonra ve ulusal bağımsızlık gerçekleştikten sonra özgür bir devlet kimliği ile ekonomik ve teknolojik yardımlarını kabul edeceğiz. (Gerede-Önal-2003:141

Nitekim, Kemalist Sol teorisyenlerden Doğan Avcıoğlu General Bristol'un 14 Ağustos 1919 tarihli raporunda, Mustafa Kemal'in İstanbul'daki yakınlarına gönderdiği özel mektuplarda Amerikan mandasını yeğ tuttuğunu belirttiğini yazmaktadır. General Harbord da raporunda Mustafa Kemal Paşa'nın Türkiye üzerinde tek bir devletin, özellikle Amerika'nın mandasından yana olduğunu yazmaktadır. Nitekim Sivas Kongresi'nde Amerikan mandası görüşünü yenilgiye uğrattıktan sonra, Harbord'a verdiği 22 Eylül 1919 tarihli memorandumda, «İmparatorluğu tarafsız bir devletin, tercihan Amerika Birleşik Devletleri'nin mandası ile korumak» tan söz etmiştir: (Olaylarla Türk Dış Politikası, SBF Yayını 1969, s. 19). (Avcıoğlu,1985:262) 

Doğan Avcıoğlu'nun yorumuna göre; Mustafa Kemal, taktik gereği böyle konuşmuştur. Avcıoğlu bu taktik (!) görüşmeleri anlatmaya şöyle devam ediyor: Lord Kinross, bu gizli konuşmaları şöyle anlatır: Mustafa Kemâl, Kongre'de tek hıristiyan olarak hazır bulunan Mr. Browne'ı iyi karşıladı. Aralarında geçen bir seri konuşma sırasında, Kemal hep manda kelimesi yerine, Türk onuruna daha uygun düşen, 'Amerikan yardımı' deyimini kullandı. Bu yardımın siyasal değil, toplumsal ve ekonomik bir nitelik taşıması gerekiyordu. Sıvas Kongresi'nin Amerika'yı bu çeşit bir mandayı kabule çağıran bir karar alıp alamıyacağı sorulduğu vakit Kemal, 'Evet' dedi... 'Ancak siz de bana, böyle bir şey istenecek olursa, Amerika'nın bunu kabul edeceğine dair garanti vermelisiniz. (Avcıoğlu,1985:269) 

Mustafa Kemâl şöyle diyordu: Mandamızı Amerika'nın kabul edip etmeyeceğini kestirmek henüz güçtür. Herhalde biz onlara (Biz sizi kabul ederiz!» demeyeceğiz, onların kabul etmesi gerekir... Bizim Amerika mandasını yeğ tutmaktan amacımız, bütün toplumları tutsak eden, kalpleri, vicdanları söndüren İngiliz mandasından kurtulmak, uysal ve milletlerin vicdanına saygılı Amerika'yı kabul etmektir: (Avcıoğlu,1985:275)  

Görüldüğü üzere, Sıvas Kongresi'nde, bir büyük devletin yardım ve desteği olmaksızın Türkiye'nin kurtulamayacağı inancı yaygındır. Bu nedenle, manda, bağımsızlığa aykırı değilmiş gibi görülmek ve gösterilmek istenmiştir.

Amiral Bristol, 12 Eylül 1919'da Washington'a şu telgrafı çekiyordu: Sıvas Kongresi, oybirliği ile Amerikan mandası istedi; fakat Müttefikler, Kongre'nin hiçbir manda istediği, Amerika'dan herhangi bir teşvik görmediği ve manda isteğinde bulunursa ABD'nin bunu kabul edeceği yolunda bir garanti elde edemediği için Erzurum kararlarını benimsediği söylentisini yayıyorlar. Eğer Amerika, Türkiye mandasını kabul edeceğini belirtirse, Sıvas Kongresi, Türkiye'nin bir yardım olmaksızın tek başına ilerleme gücünde bulunmadığını ve Kongre'nin yardım için Amerika'ya başvurduğunu bir bildiriyle bütün ülkeye ilân edecekti.» (Prof. Evans, U. States Poliey and the Partition of Turkey, s. 188). (Avcıoğlu,1985:278:279)  

İsmet Paşa'nın bu tutumu, Amiral Bristol ile yakın ilişkiler kuran ve savaşarak değil, ancak İtilâf Devletleri'ne boyun eğerek kurtulunabileceğine inanan Ahmet İzzet Paşa ile işbirliğinin sonucu olsa gerekir. Bristol ise, ABD Dışişleri Bakanlığının isteksizliğine rağmen, mandacılığını hâlâ sürdürmektedir. Bristol, 1920 baharında Dışişleri Bakanlığından, bütün kapıları kapayan bir cevap alacaktır:ABD Kongresi, Orta Doğu'da bir manda kabul etmeye olduğu kadar, Hükümetçe yapılacak eylemler için ödenek vermeye de istekli değildir. (Avcıoğlu,1985:282:283)  

Metinlerden anlaşılacağı üzere; Mustafa Kemal  ve arkadaşları çok istekli oldukları halde Amerika; zayıf düşmüş Türkiye'yi manda idaresine alarak desteklemeyi çıkarlarına uygun görmediği için hem de yeni kurulacak Ermenistan'a  Trabzon ve Erzurum'un da verilmesi ödününü alamadıkları için mandayı kabul etmemişlerdir.

Mustafa Kemal ve arkadaşları bir yandan da Fransızlarla görüşmeler yürütmektedirler. Binbaşı Hüsrev Gerede'nin günlüklerinde bu görüşmeleri şöyle anlatır: Fransa'nın Suriye fevkalade Komiseri Mösyö Fcaut, Suriye'den  Sivas'a kadar gelip   Mustafa Kemal Paşa, Rauf ve Ahmet Rüstem beyler ile kısa bir görüşme yaptı. Mösyü Picaut buradan Paris Barış Konferansı'na  gidiyormuş. Konuşması sırasında  “Eğer sizinle anlaşabilirsek Türkiye'nin alın yazısı üzerinde etkili olur” demiş. (Gerede-Önal-2003:135)

(…) 6 Aralık 1919: Fransızlar Adana'da bir Ermenistan kuramıyacakları kanısına varmışlar. Bu nedenle orada ekonomik çıkarlar elde etmek koşuluyla Adana'yı bize bırakmaya razı oluyorlar. Yalnız, Osmanlı yönetiminde Azınlıklar Hukukunu denetlemek üzere Bakanlıklara birer Fransız danışman yerleştirilmesini önermişler. (Gerede-Önal-2003:136)

(…)Öğleden sonra yeniden toplanıldı.Picaut yardım konusundaki  düsüncelerimizi sormuş. Tarihten bu yana emperyalist olan  İngiltere'nin yardım önerisinin benimsenemeyeceği  Amerikalıların yapacakları yardımın ise kabul edileceği söylenmiş.(Gerede-Önal-2003:137)

(…)Adana'nın boşaltılmasına karşılık Fransız konsoloslarına fazla yetki verilmesi ile kendi Hükümetimize başvuracak yurttaşlarımızın başvurularını Paris üzerinden, Fransız Hükümeti aracılığı ile yapmalarını kabul etmişiz.(Gerede-Önal-2003:138)

Manda  girişimleri kabul edilmeyince Kuvayı Milliye yöneticileri bu kez yeni bir söylem ortaya atmışlardır: Ya İstklal Ya Ölüm (!)

Sivas Kongresi'nde ise bir başka problem ortaya çıkar. “Kongre azaları İstanbul Hükümetiyle irtibatın kesilmesi konusunda acele edildiğinden ve kendilerine sorulmadan Erzurum'da alınan kararların değiştirildiğinden şikayetçidirler. Bu şikayetlerini telgraflarla dile getirirler.” (Barlas,2000:153)

M.Kemal Paşa, Samsun'a çıkışında Sarayın bunca desteğine ve çeşitli safhalardan geçen Kurtuluş Savaşı Tarihine rağmen sonraki yıllarda tarihi başka bir şekilde anlatır: Derhal ifade etmeliyim ki, bana bu salahiyeti onlar bilerek ve anlayarak vermediler.” (Doğan,M,200530)

İşte bu yüzden Cemal Kutay, "İlk yapılacak şey, Nutuk'un bir tarih olmadığını açıkça ortaya koymaktır.” (Altan,M,2001:157)demektedir.

Bütün bu tarihi vesikalar, Samsun'a çıkış hikayesi başta olmak üzere Kurtuluş Savaşı Tarihi'nin Nutukta ve İnkılap Tarihi kitaplarında anlatıldığı gibi olmadığını göstermektedir.

 

 

 

 

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  074484

-