2 HAZİRAN 2020 SALI

Hüseyin Yağmur

SİVAS’TA DERİN DEVLET PROVOKASYONU                                              

Hüseyin Yağmur

SAKLI TARİHTEN SAYFALAR

Bugün; bundan 24 yıl önce Sivas'ta derin devlet odakları tarafından sinsice organize edilen Madımak Oteli olayını ele alacağız.

Bir Provokasyon Mekanı Olarak Sivas ve Kahramanmaraş

Türkiye'yi istikrarsızlaştırmak ve yönetilemez hale getirmek isteyen derin devlet odaklarının bu anlamada seçtiği vilayetlerin başında Sivas geliyordu. Alevi ve sunni nüfusun birlikte yaşadığı bu vilayet, derin devlet tahrikçileri için 12 Darbesine giden günler de de bir provokasyon mekanı olarak kullanılmıştı.

3 Eylül 1978'de Alevi - Sünni çatışması çıkartmak amacıyla gerçekleştirilen ve şehri savaş alanına çeviren olaylarda 11 vatandaş öldürülmüştü. Olayda dönemin Devlet Bakanı Enver Akova'nın Sivas halkının olaylara karışmadığını, aşırı uçların silah aldıkları kaynakların aynı olduğu şeklindeki beyanı, bazı güvenlik güçlerinin Sivas'a dışarıdan toplulukların getirildiğini söylemesi hafızalara kaydedilmişti.

19-26 Aralık 1978 tarihleri arasında Kahramanmaraş'ta meydana gelen olaylar da darbeye giden yolda önemli dönüm noktası olmuştu. Darbeye gerekçe olarak gösterilen ve Alevi-Sünni çatışması çıkartmak için planlanan çatışma ve saldırılarda 105 kişinin öldüğü ve yüzlerce vatandaşın yaralandığı açıklanmıştı.

Dönemin Siyasi Atmosferi

1993 yılı siyasi literatürde ‘gizli darbe yılı' olarak kayıtlarda yer almıştır. Çünkü Derin Devlet odakları Türkiye'yi siyaseten ‘yönetilemez hale getirerek' yönetime önce dolaylı sonra da doğrudan el koymak istiyorlardı.

Eylül 1992'de Taşdelen Karakolu'na PKK'lı teröristlerin saldırması, 29 askeri şehit edip 15 askeri yaralamaları, bunu da kasete kaydetmeleri, Hürriyet Gazetesi'nde yayınlanınca büyük bir infial uyandırmıştı. Saldırı nasıl haber alınamamış, bu ağır silahlar karakolun nasıl yanına kadar getirilmiş, gelen askeri helikopter olaya neden müdahil olmamıştı? Bu sorular bir türlü cevaplandırılamamıştı.

Gazeteci Yavuz Gökmen'e göre işin doğrusu şuydu: “Özal'ın etkisi azaldıkça ordunun etkisi büyüyor, koalisyon hükümeti iktidarı hızla askerlere kaptırıyordu.” (Gökmen,1994:109)

Türkiye, işte bu gerginlik içerisinde  1993 yılına girdi. Gazeteci Uğur Mumcu,24 Ocak 1993'te Ankara'da Karlı Sokak'taki evinin önünde, arabasına konulan bombanın patlaması sonucu yaşamını yitirmişti. Bu suikast, olacakların habercisi gibiydi. Uğur Mumcu'nun öldürülmesinin ardındaki sır perdesi bir türlü kaldırılamaz. Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu'ya sonraki Dönemin Emniyet Genel MüdürüMehmet Ağar, "Bu işlerin altından bir tuğla çekerseniz her şey yıkılır" der. Güldal Mumcu "Çekin o zaman" deyince, Ağar "Yapamam" şeklinde cevap verir.(Taşgetiren,2011) 

12 Şubat'ta PKK tarafından Tuzla Tren İstasyonu'na bomba konulunca 19 Şubat'ta DEP'in Ankara'daki merkezine bomba konuldu. Ülke, adı konulmamış bir iç savaş yaşıyordu adeta.

Mart ayında DEP'li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılarak Meclis'ten polis marifetiyle alınması ve hapis cezasına çarptırılmaları Demirel döneminin unutulmayan icraatlarından oldu.

Bu arada garip bir şey daha olur. Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis'in uçağı Diyarbakır'a giderken şaibeli bir şekilde düşer. Bu olayın ardından ordunun komuta kademesi beklenmedik bir şekilde değişir.

Orgeneral Eşref Bitlis, “17 Şubat günü Diyarbakır'a çantasında yeni ve o zamana kadar uygulanmamış bir operasyon planıyla gidiyordu.”Aktüel Dergisinin 18 Kasım 1993 günkü sayısında öne sürülen iddiaya göre, Bitlis'in ölümünden sonra bir daha bu operasyon planı gündeme gelmedi ve yürürlüğe konulmadı. (Mercan,2004:152)

Uçağının düşmesi sonucu yaşamını yitiren Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis'in ölümünün ardından ekibinde olan 2 albay da peş peşe öldü. Ankara'da 17 Ocak 1993'de bilinmeyen bir nedenle uçağının düşmesi sonucu hayatını kaybeden Orgeneral Eşref Bitlis'in ekibinde bulunan Mardin Jandarma Alay Komutanı Albay Rıdvan Özden ile Tunceli Jandarma Alay Komutanı Albay Kazım Çillioğlu'nun ölümleri de aynı şekilde kayıtlara geçmişti.(Sabah,2012)

Özal'ın Özel Kalem Müdürü Fevzi İşbaşaran, Özal'ın, Eşref Bitlis'in Genelkurmay Başkanı olabilmesi için çalışma yapılmasını istediğini belirten bir iddia ortaya atar. İşbaşaran o günleri şöyle anlatıyor: Beyefendi, Eşref Bitlis'in genelkurmay başkanı olabilmesi için çalışma yapılmasını istedi. Bu olmazsa, ABD'deki gibi Köşk'e güvenlik danışmanı yapacaktı.İkisi Malatya'da aynı mahallede büyümüşler, aileler birbirlerini tanıyor. Bitlis'in öldüğünü duyunca ağladı ve şu tepkiyi verdi: "Allah kahretsin bu ülkenin önünü açmaya çalışıyorum, olmuyor, olmuyor. Biz bu Kürt sorununu çözemezsek, ileride Türkiye'nin başı daha da belaya girer."(İşbaşaran,2010)

17 Nisan 1993 tarihinde bu kez Cumhurbaşkanı Özal arkasında çok sayıda sorular ve şüpheler bırakan bir ölümle vefat eder.

8.Cumhurbaşkanı Özal'ın vefatının ardından 16 Mayıs 1993 günü yapılan üçüncü tur oylamada 244 oy alan Süleyman Demirel, Türkiye'nin 9. Cumhurbaşkanı olarak köşke çıktı. Demirel, 2. tur oylamadan sonra gazeteci Fikret Bila'ya “Çok keyifliyim. Sorma keyfimi”(Mangırcı,1999:202) cümleleriyle duygularını açıklamıştı.

Özal'ın vefatının ardından cumhurbaşkanlığı koltuğuna Süleyman Demirel'in oturması Türkiye'de yeni bir sürecin miladı oldu. Demirel'in ilk icraatı Köşk'te 350 olan personel sayısını 1.000'e çıkarmak şeklinde gerçekleşti.

Başbakan'ın DYP'li Tansu Çiller, Başbakan Yardımcısı Murat Karayalçın'ın olduğu bir hükümet ülkeyi yönetiyordu o günlerde.

Türk Demokrasisinin çalkantılı ve sancılı günleri Demirel'in Çankaya günleriyle birlikte at başı gitmeye başladı.

PKK ile yapılan ateşkes sürerken 24 Mayıs 1993'te Bingöl ‘de tezkerelerini alan 33 erin PKK lılar tarafından kurşuna dizilmesi tüm Türkiye'yi öfkeye boğdu.

Bingöl'de otuz üç erin pusuya düşürülerek şehit edilmesi üzerine, Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş'in soruşturma açmasıyla Koman'ın Jandarma genel komutanı olma şansının zayıfladığı belirtilmekteydi. Buna göre, Teoman Koman'ın emekliye ayrılması gerekiyordu. Ancak, Jandarma genel komutanlığı görevine getirilen kişi Teoman Koman oldu. (Mercan,2004:213)

O günlerde siyasetteki boşluğu doldurmak üzere sahneye çıkan ve bir grup entelektüel işadamının gayretiyle kurulan ‘Yeni Demokrasi Partisi' beklenen ilgiyi görmedi.

Sosyal bir karşılığı olmayan bir toplum mühendisliği çalışması daha mağlup bir şekilde evine geri dönmüştü.

İş adamı Saffet Ulusoy iş dünyasının da  politik oyunlara nasıl dahil edildiğini şöyle anlatır:İş Dünyasının ileri gelenlerinden oluşan 40-50 kişi ile Sabancı Center'de yemekli bir toplantı davetiyle toplanmıştık.Yavaş yavaş yemeğin rengi değişiyordu.Sabancı ülkenin iyi yönetilmediğini ve yeni bir  yönetim ve Hükümete ihtiyaç olduğunu  söyledi. Sonra da, "Eskiden politikayla uğraştın, sen ne diyorsun? Cem Boyner'e ne dersin? diyerek, bana söz verdi.Bunun üzerine yaptığım konuşmada “Ortamın çok karışık olduğunu Türkiye'yi yönetecek yeni insanlara ihtiyaç olduğunu” belirttim. Cem Boyner söz aldı.Adeta ilkokulda ders verir konuları ayrıntılı olarak dile getirdi.Erbakan ve onun misyonunun önü kesilmezse iktidar olacağını söyledi.Ben söz alıp bu işin işadamlarının dışarıdan desteklemesi ile yürümeyeceğini söyledim. (Ulusoy,2005:304)

İktidar için büyük planlar yapan küçük azınlık, 1990 yılından itibaren ülkeyi ‘istikrarsızlaştırmak' için yeniden düğmeye basmıştı. Darbeye giden yolun altın anahtarı, ‘ülkenin yönetilemez hale getirilmesi'nden geçiyordu çünkü.

2 Temmuz 1993 Sivas Olayları

Derin devlet odakları 2 Temmuz 1993'te bu kez Maraş, Çorum olaylarının yeni bir uygulamasını Sivas'ta sahneye koydular. Sivas'ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri onlar için biçilmiş kaftandı. Program için Sivas'a giden ve Madımak Oteli'nde kalan sanatçı ve organizatörler burada saldırıya uğradılar. Kaldıkları otel yakıldı. Otelden çıkamayan 37 kişi dumandan boğularak öldü.(‘Oteldekiler diri diri yakıldı' derin odakların seçtikleri bir propaganda söylemiydi.)

O tarihte 78 yaşında olan Aziz Nesin, ateşe verilen otel binasından itfaiye merdiveninden aşağıya inerek kurtuldu.

Taraf Gazetesi yazarı Markar Eseyan'ın anlatımına göre; Türk tarihine kara bir leke olarak geçecek olay 2 Temmuz 1993 günü saat 13:30'da başlıyor. 13:45'de Vali, Tugay Komutanından olaylara müdahale etmesini istiyor. Vali durumu hemen Başbakan ve İçişleri Bakanına da bildiriyor. (O sırada DYP-SHP iktidarı hakimdi. İçişleri bakanı DYP'li Mehmet Gazioğlu idi.Mehmet Gazioğlu'nun olaydan bir hafta önce bu göreve getirilmesi tertibin bir başka parçasıydı. Çünkü Dört ay boyunca İçişleri bakanlığı yapan Gazioğlu, Bakan olduktan sonra verdiği ilk röportajda kendisine bakanlık verilmesine şaşırdığını ve İçişleri Bakanlığı'nın durumunu çok iyi bilmediğini ifade etmişti.)Valiye ve polise “Anlaşıldı müdahale etmeyin” deniliyor. Otelde bulunanlar da manzaranın vehametini görüyor ve başta Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü olmak üzere bütün tanıdıklarını arıyorlar. Onların verdikleri cevap da manidar: Merak etmeyin, gereken yapılacak.(Eseyan,2011)

Akşam 19:45, otelin önündeki kalabalık önce otelin önündeki araçları, daha sonra oteli ateşe veriyorlardı. Arzulanan yeni Menemen vakası Madımak adıyla tarihe geçiyor.

‘Anlaşıldı müdahale etmeyin' talimatının derin sahipleri, ‘Merak etmeyin gereği yapılacak' derin kararının sahipleri, gereğini yapıyorlardı.

13:45'de başlayan olaylar tam altı saat sürüyor, devlet göstericilere müdahale etmiyor ve mukadder akıbet gerçekleşiyor. Aleviler, Madımak ezberlerini ve ağıtlarını tekrarlamak yerine 6 saat boyunca olaylara müdahale etmeyen derin iradeyi hiçbir zaman sorgulamadılar.

Dönemin Sivas Valisi Ahmet Karabilgin, Sivas olaylarının karanlık yüzü ile ilgili açıklamasında askerin ilk andan itibaren olayları yakından izlediğini şöyle anlatır:Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş'in kendisini arayarak “Orada 6 bin mevcudum var, hepsi emrinde” dediğini anlatmıştı. Karabilgin, “Güreş Paşa'ya, ‘Paşam bunları bana söylemeyin. Yanımda Tugay Komutanı var. Telefonu ona veriyorum. Ona söyleyin, talimatınızı ona verin' dedim. Tugay Komutanı telefonu aldı, ‘Başüstüne komutanım' dedi ve gitti” demişti. Karabilgin, daha sonra beklenen askeri kuvvetin bir türlü gelmediğini eklemişti. “(Yeni Akit,2012)

Dönemin SHP Milletvekili Ziya Halis de derin provokasyonu şöyle anlatır: Ben o zaman Sivas milletvekiliydim. Olayı öğrendiğimde hemen Tansu Çiller'le telefonla temas kurdum. Aldığım bilgi otelin önündeki esas protestocu grubun 100 kişi civarında olduğuydu. Diğer kalabalık onları seyrediyordu. Bu durumu kendisine bildirdim ve öndeki kişilere müdahale edilirse olayın sorunsuz atlatılabileceğini söyledim. Bana "Bize gelen bilgi öyle değil, sen bilgini teyit edip bana tekrar dön" dedi. Ben de Sivas'taki partililerle tekrar konuştum. Bilgiyi teyid ettim. Ne var ki Tansu Çiller'e bu bilgiyi aktarmak için aramama rağmen bir daha telefonuma çıkmadı. Bunun üzerine Genelkurmay Başkanı'nı defalarca aradım telefonuma çıkmadı. Eğer telefona çıksa ve söylediklerimizle ilgilenseydi bu olay olmayacaktı.(Halis,2010)

Bu menfur olaydan 3 gün sonra, yani 5 Temmuz 1993'te, yaklaşık 100 kişiden oluşan teröristler Erzincan'ın Yukarı Barasor Vadisi'nin en son köyü olan Başbağlar köyünde eşi görülmemiş bir katliam gerçekleştirdiler.

Kadın, erkek, çocuk demeden herkesi bir meydana toplayan teröristler, köyün erkeklerini 100 metre ötedeki kavaklıkta kurşuna dizdikten sonra köyü ateşe verdiler. Katliamda 29 vatandaş kurşuna dizilerek, biri çocuk 4 bayan da yakılan evlerde diri diri yanarak can verdi.O gün bu gün Madımak olayı bazı Aleviler tarafından Sünni ve sağ iktidarlara karşı adeta koçbaşı olarak kullanıldı.CHP başta olmak üzere birçok odak Madımak ateşine körükle gittiler.

Sivas davasının sanık, Başbağlar davasının da mağdurlarının avukatı Cüneyt Toraman, Başbağlar olayının failleri kısa bir süre sonra yakalandığı halde, yargıya müdahale edildiğini ve sanıkların serbest bırakıldığını, serbest bırakıldıktan sonra bir daha da bulunamadığını, Sivas'ta ise oteli kimlerin yaktığının dahi bulunamadığını söyledi. (Yeni Akit,2012)

Özetle söyleyecek olursak; ‘Madımak Vakası' tıpkı 6-7 Eylül 1955, 3 Eylül 1978 olayları gibi derin devlerin Türkiye'yi bir kaos ortamına sokarak yönetilemez hale getirme planının şahane bir parçasıydı. Ne var ki provokasyonlar üzerinden politika yapan bazı mahfiller bunu ısrarla görmemekte, vakanın her yıl dönümünde derin devletin ekmeğine yağ sürmeye, onların tezgahı üzerinden yara kaşımaya devam etmekteler.

HAFTAYA: İZMİR SUİKASTİ ve İDAMLAR

                                                                                                                                                                                                                                           

                                                KAYNAKLAR

 

Akit, (2012),15.3.2012

 

Akit,(2012),19.3.2012

 

Eseyan Markar,(2011),Taraf,3.7.2011

 

Gökmen Yavuz, (1994), Özal Yaşasaydı, Ankara: Verso Yay. 

 

Halis Ziya,(2010),Yenişafak, 01.11.2010

 

İşbaşaran Fevzi,(2010),Sabah,15.10.2010

 

Mangırcı Faruk,(1999), Çankaya Savaşları, Ankara:?

 

Mercan Faruk, (2004),Apolet Kılıç ve İktidar, İstanbul: Doğan Kitap

 

Sabah,(2012),30.01.2012

 

Taşgetiren Ahmet,(2011), Bugün, 08.6.2011

 

Ulusoy Saffet, (2005), Aklımda Kalanlar, İstanbul :?

 

 

 

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  366829

-