Hüseyin Yağmur

SİYASET TRENİ VE RAYLAR

Hüseyin Yağmur

Son üç dört yıl içerisinde Ankara'ya hızlı trenle seyahat edenler Ankara ve civarına hizmet için yapılan yeni tren hatlarının nasıl büyük emeklerle döşendiğine şahit oldular. Önce büyük emeklerle zemin hazırlandı, sonra itinayla ve çok uzun süre büyük emeklerle raylar döşendi. Sonra bir başka yerde hazırlanmış olan vagonlar getirilip bu rayların üzerinde deneme seferleri yapılmaya başlandı.

 Rayların döşeme günlerine ve anlarına şahit olan insanlar tren yolculuğunun konforunun aslında raylardan kaynaklandığı kanaatini taşırlar. Ben de bu kanaati taşıyan şahitlerden biriyim.

 Raylar döşenip tren yolculukları başladıktan sonra trenin vagonları içerisinde bambaşka bir dünya başlıyor.

 Karlar, fırtınalar ve yağmurlar altında bin bir çile ile döşenen raylardan sonra başlayan tren seferlerinde herkes bir başka keyfin peşinde yolcuğun safasını sürmeye çabalıyor. Halka hizmet için treni faaliyete geçirenler ise yolcuların her türlü keyif ve talebine cevap vermek için ellerinden gelen gayreti gösteriyorlar.

 Rayların kaderi unutulmak mıdır bilinmez? Az zaman sonra kompartımanların lüks ve konforuna, yolcuların keyfine odaklanıldığından rayların hali ve bakımı unutulmaya başlanılıyor.

 Kompartımanlarla raylar arasındaki mesafe aslında çok yakın gözükmesine rağmen, konfor arttıkça trendeki hayatlarla raylar arasındaki bir duygusal kopuş başlıyor. Rayların bu duygusal kopuşu zaman içerisinde makiniste karşı da gelişiyor ve gittikçe büyüyor

 Kompartıman keyfine iyice alışmış insanlar tren yolculuğunun kompartımanda yaşadıkları dünyadan ve keyiften ibaret olduklarını sanıyorlar.

 Ve rayların yalnızlığı büyüdükçe büyüyor…

 Karlar altındaki yağmur altındaki raylar her türlü etkiye açık halbuki…

 Kiminin altındaki toprak boşalıyor, kimi paslanmaya başlıyor, kimi çürümeye yüz tutuyor. Rayların trenin sahibi tarafından mutlaka korunup kollanması bakımının yapılması gerektiği unutuluyor..

 Esasen raylar tıpkı Anadolu halkı gibi mütevekkil ve kanaatkar. Sadece bakım istiyorlar. Unutulmanın bedelinin ağır olacağından korkuyorlar.Yoksa trende yaşanan konforda gözleri de yok.

 Makinist kendisini kaptırmış yolcuların sıcak hava, soğuk hava, yemek kalitesi, internet kalitesi peşinde…

 Çoğu trene sonradan atlamış, hatta çilesiz ve biletsiz binmiş yolcular ise vur patlasın çal oynasın tren keyfi peşindeler. Doğum günü kutlamaları,23 Nisan, 19 Mayıs,29 Ekim kutlamaları derken trendeki her gün bir şenlik…Trenin bazı yolcuları da solcu yazar Haydar Ergülen'in Demiryolu Dergisi'nde çıkan makalesini okumaya kaptırmışlar kendilerini…

Ah, Anadolu'nun bozkırlarını süsleyen ve her çeşit hayatı sırtlarında taşıyan çilekeş raylar!

 Onlar büyük bir vecd içinde trenin sahibine hürmeten kendi görevlerini yapmanın peşindeler.

 Ancak onlar sadece bir tek şeye bozuluyorlar: Bakımlarının yapılmaması… Çünkü bakımlarının yapılmamasını kendileri için değil yine tren için, kompartımanlarda keyif sürenlerin güvenliği için istiyorlar.

 ‘Beraber yürümek için çıkılan bu yollarda,' bu yolculuğun bir büyük savrulma ile neticelenmesinden korkuyorlar.

 Ama gel de rayların bu derdini kendini kompartımanın konforuna ve keyfine kaptırmış yolculara anlat!

 Yunus Emre'nin inleyen dertli dolabı gibi rayların iniltisine kulak veren yok..

 Kompartımandakilerin keyifle çıkardıkları şamata, rayların iniltisinin duyulmasına müsaade etmiyor. Başmakinist kompartımandaki yolcuların konforuna konfor katmaya çalışırken raylar mahzun…

 Trendeki yolcular Onuncu Yıl Marşı eşliğinde coşkuyla tempo tutarken raylar mahzun…

 Ve beklenen oluyor… Raylar ile tren arasındaki duygusal kopuş fiziki kopuşa dönüşüyor. Trenin savrulmaları başlıyor… Böyle giderse, rayların iniltisine kulak verilmezse, büyük tren kazaları olacak.

 Başmakinist “Tren yolcularına bu kadar konfor sağladığım halde niçin bu kaza oldu?” diye soracak.

 Anadolu'nun bozkırlarını süsleyen ve her çeşit hayatı sırtlarında taşıyan çilekeş raylar, çilekeş ve gönlü kırık Anadolu halkına ne çok benziyor…

…………….

 Efendim bendeniz bu yazıyı 23 Haziran yerel seçimlerinde İstanbul'dan çıkacak sonuçları hasbelkader öngördüğümden dolayı bir ay kadar önce yazmıştım. Esasen geriye doğru bakıldığında yaklaşık 50 yazımda AK Parti'nin kötüye doğru gidişi ile ilgili alınması gereken tedbirlerden bahsetmiştim.

 Pazar günü yapılan seçim sonuçlarından sonra televizyonlarda çıkan yorumları takip ettim. Bunlardan en çok ilgimi çeken ve en çok beğendiğim iki analizi  sizlerle paylaşayım: Bir televizyon kanalında bir sanatçı şöyle figan ediyordu: Ben bu iktidarı seven bir sanatçı olarak 81 vilayeti gezdim. Bu 81 vilayetteki vatandaşların duyguları ve düşünceleri ile ilgili tespit ve gözlemlerim var. İnsanlar iktidarın yöneticilerine karşı infial içindeler. Bu tespitlerimi AK Parti yönetimine ulaştırmak istedim. Ancak bir türlü hiç kimseye ulaşmak nasip olmadı.

 (Ben de hasbelkader bu anlamda yaklaşık 50 yazı yazdım. Bu çabam ve gayretim boyunca iktidar kanadından “O iş aslında öyle değil, böyledir” diye bir cevap veren olmadı. Hayırlısı olsun. Ben yazılarımı bir yeryüzü şahidi olarak tarihe kayıt düşme sadedinde yazdığım için bu yazıların 100 yıl sonra da olsa muhatabının çıkacağını biliyorum.)

 Seçim akşamı beğendim ikinci tespit ise bir başka televizyon kanalında Fransa'da ve İngiltere'de iletişim ile ilgili akademik çalışmalar yapan bir bayana aitti. O da cumhurbaşkanımız ilgili şöyle söyledi: Önceden Tayyip Erdoğan Kasımpaşalı bir Don Kişot olarak statükonun yel değirmenlerine karşı mücadele ediyor ve bu mücadelesi halk tarafından çok beğeniliyordu. Fakat son yıllarda Erdoğan da statükonun o yel değirmenlerinden biri oldu.

…………………

 Bendeniz 2004-2014 arası aktif siyaset yaptım. Hala siyasetin çok dışında sayılmam. Çünkü sürekli halkın içinde, otobüslerde, metrobüste, metrodayım. Geçtiğimiz Ramazan Bayramı günlerinde Eyüp Sultan Hazretlerini ve çevresindeki mübarek zatları ziyarete gitmiştik. Dönüşte Eyüp Sultan'dan Süleymaniye'ye gelmek için bir taksiye bindik. Taksici klasik bir Anadolu çocuğu… Kastamonu'nun İnebolu ilçesinden imiş. Biraz hoşbeş ve muhabbetten sonra ‘İstanbul seçimi ne olacak, seçimi kim kazanacak?' diye sordum. Taksici önce cevap vermedi. Daha sonra ısrarım üzerine manidar bir cevap verdi: “Seçimi İmamoğlu kazanacak” dedi.

“Neden?” dedim.

Taksici omuz silkerek “Vatandaş, ‘bakalım bu adam ne yapacak?' diye merak ediyor” dedi.

Yani vatandaş hayatı kolaylaştıran milyon dolarlık projeleri merek etmiyor, ortaya çıkmış yeni aktörün ne yapacağını merak ediyordu. Değişim arzusu acımasız bir şekilde gönüllerde galebe çalmışa benziyordu.

Yaklaşık 20 dakikalık seyahatte taksi şoföründen çok şey öğrendim.

Keşke bizim yöneticilerimiz de makam arabalarından inip zaman zaman otobüste metroda taksilerde seyahat edip halkın arasına karışabilseler ve onların duygularını dinleyebilseler…

………………….

 Türk insanın ömrü yaklaşık 70 yıl imiş. Yaşanan olayları sadece 70 yıldan ibaret zanneden insanlara üzülüyor ve acıyorum. Bundan yaklaşık 1 ay kadar önce Edirne'yi ziyaret etmiştik. Edirne, Osmanlı Devleti'ne başkentlik yapmış bir büyük tarihi şehir. Burada zamanında ‘Sarayiçi' denilen mevkide Fatih Sultan Mehmet'in de doğmuş olduğu saraylar varmış. Fakat bu saraylardan geriye neredeyse hiçbir şey kalmamış. Eski tabirle buradaki saraylar ‘hak ile yeksan' olmuş. Biz oraya gittiğimizde çingeneler burada davul zurna çalarak gelenleri karşılıyor ve bahşiş toplamaya çalışıyordu. Bir başka çingene grubu da at üzerinde turist gezdirerek para kazanmaya çalışıyordu.

 Zamanında padişahların şehzadelerin dolaştığı mekanlar şimdi çingenelere kalmıştı. İbret alanlar için hayat ne kadar çok ibretler ile dolu….

 Bu gün özene bezene yaptığımız sarayiçi mekanların ve binaların yarın kimlere kalabileceğini tahayyül edebilen var mı?

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  645219

-