25 MAYIS 2020 PAZARTESİ

Hüseyin Yağmur

SİYASETTE ‘SOSYOLOJİK ZAMANLAMA’ YANLIŞLARI

Hüseyin Yağmur

Batıda tarih felsefesinin kurucusu sayılan İbni Haldun'un toplumsal olayları açıklayan birçok görüşleri ve analizleri vardır. Bunlardan birinde İbni Haldun, devletlerin yükselmesinde ‘asabiye'nin yani kabile dayanışmasının çok güçlü bir faktör olduğuna dikkat çeker .

Nitekim Osmanlı Devleti de Türk beyleri ile yaptığı dayanışmanın gücü ile zirveye yükselmişken daha sonra her türlü milletten ve etnik yapıdan ehliyet ve liyakat sahibi, devlet adamı ile çalışmış, onların bilgi birikim ve vizyonundan istifade ederek bir büyük devlet kurmuşlardı.

Devletin yükselmiş ve zirveye ulaşmış olduğu zamanlarda ise asabiyeciliğin yani kabile dayanışmasının tekrar ve ısrarla kullanılması yozlaşma ve bozulma alametlerinin başında gelir.

Buradan şunu anlıyoruz: Asabiye, nerede, nasıl ve ne zaman kullanılmasına çok dikkat edilmesi gereken bir toplumsal ilaca benziyor.Kabile ruhu ile küçük kesimlerin dayanışması yükselme döneminde bir büyük kazanç iken, yükselmiş olan toplumlarda bir büyük yanlış olarak karşımıza çıkıyor.

Çünkü artık devlet yöneticilerinin yükselirken birlikte hareket ettiği kendi kabile mensuplarıyla dayanışmayı bir kenara bırakıp bir büyük vizyon içinde bir büyük devlet anlayışı ile hareket etmesi gerektiği anlaşılıyor.

Arının bir iki çiçekten istifade ederek bal yapması yerine dağdaki ve ovadaki bütün çiçeklerden istifade ederek   bir ‘anzer balı' ortaya çıkarması gibi bir yaklaşım bu durum.

Geçtiğimiz haftalarda yayınlanan ‘Payitaht' dizisinde de bu anlamda ilginç bir mesaj vardı. Dizinin kahramanı Sultan 2. Abdülhamid, başmabeynci Tahsin Paşa'ya  “Ben vefaya çok önem vermiştim. Vefanın aslında bir veba olduğunu geç de olsa anladım” diyerek  devlet yönetim anlayışı ile ilgili  gecikmiş de olsa bir özeleştiri  yapıyordu.

Vefakarlık timsali Peygamber Efendimiz, şahsi hayatında  vefa ile ilgili efsane davranışlar ortaya koyarken devlet yönetiminde vefayı değil ehliyet ve liyakati esas almıştı.

Mekke'nin Fethinden önce Mekke'nin anahtarı Osman Bin Talha'daydı. Kendisi Kâbe'nin temizliğini/bakımını yapar. Peygamberimiz içeri girmek istediğinde Hz. Ali anahtarı ondan alır ve içeri girerler. Bu esnada Osman Bin Talha Müslüman değildir. O esnada bir ayet iner. Ayette şöyle buyurulur: “Haberiniz olsun ki, Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz vakit adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah size en güzel şekilde öğüt veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi işitir ve her şeyi hakkıyla bilir." (Nisa,58).

Bunun üzerine Peygamberimiz anahtarı henüz Müslüman olmayan birisine yani Osman Bin Talha'ya verir. Peygamberimiz  "Ey Osman! İşte Kâbe'nin anahtarı! Bu gün iyilik ve vefa günüdür. Sen cahiliye zamanında bu vazifeyi layıkıyla yaptın, inanıyorum ki şimdi daha güzel şekilde yaparsın…” buyurdular ve anahtarı herkesin huzurunda ona teslim etti.

Peygamber Efendimiz (s.a.v)  bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: “İş ehli olmayana [layık olmayana] tevdi edildiği [verildiği] zaman, kıyameti bekle.” (Buhari)

Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde bu kötü yönetimden dolayı yargı, maliye ve taşra yönetimindeki usulsüzlük ve yolsuzluklar diz boyu olmuş, bu düzensizlikler kargaşayı daha da alevlendirmişti. Devletin düştüğü yönetim zaafiyetini anlayabilmek için sembolik bir örnek vermek konunun idrak edilmesi bakımından faydalı olacaktır.

Sultan 2. Abdülhamid Dönemi kaymakamlarından biri olan Akşehir kaymakamı Bereketzade İsmail Hakkı Bey Akşehir'de karşılaştığı manzarayı şöyle anlatıyor:Akşehir'de tefeciler halkı haksız yere boçlandırnış sonra da köle gibi kullanır vaziyete gelmişlerdi.Kazanın emlâki, o zaman henüz yazılmamış olduğundan vergi, mahalle ve köylerin yekûnüne tarhedilmiş; her mahalle ve köydeki yükümlülüklerin tamamı, o mahalle ve köyün uygun görmesiyle ahalisi arasında taksim edilmişti. Bunun için vergi mahalle ve köy muhtarları marifetiyle toptan toplanıyordu. Mahalle muhtarlarından kimi istifa etmiş, kimi hapse atılırım korkusuyla görünmüyor, kimi mahalle vergisi için hapis ve tevkife alışmış, yatıp çıkıyor. Köy muhtarları da perşembe günleri kasabaya pazara geldikçe tutulup hapishaneye atılıyor, o biçareler işlerinden alıkonuluyor, hükümet de bir şey tahsil edemiyor vaziyettedir. (Bereketzâde,1997:250)

Sultan 2. Abdülhamit'in ağzından söylenen “Ben vefaya çok önem vermiştim. Vefanın aslında bir veba olduğunu geç de olsa anladım” sözünün İslam Coğrafyası için bir mesaj olduğu anlaşılıyor. Yükselme dönemimin kabile dayanışmasından kaynaklanan vefa ile Devletin başına getirilen insanlar İslam Ülkelerinin başkentlerini adeta işgal etmiş durumdalar. ‘Kerametleri kendilerinden menkul bu dayanışma bürokratları' kötü yönetimleriyle yönettikleri ülkelerini büyük krize sokmuş vaziyetteler.

Önceki ay Anavatan Partisi'nin iktidarı döneminde Bakanlık yapmış bir şahısla karşılaştım. O şunu söylemişti: Türkiye'yi sadece bir partinin bürokratları ile yönetemezsiniz. Ben her zaman ehliyet ve liyakat sahibi bir  bürokratı, ehliyet ve liyakat sahibi olmayan partili bürokrata tercih etmişimdir.

Buradan da anlaşılıyor ki; bir ülke, kabile dayanışması sonucu ortaya çıkan vefa duygusu ile göreve gelmiş, partili geçinen kötü bürokrat yerine, ehliyet ve liyakat sahibi devlet adamlarıyla yönetilmeli.

Hasbelkader çok sayıda yazımda bu anlamdaki görüş ve kanaatlerimi sizlerle paylaşmıştım. Ankara'daki tren kazasından sonra sorumluların o makamlarda kalmaması gerektiğini yazan birkaç kişiden biriydim.

Geçenlerde görüştüğüm ‘1994 kuşağından' bir bürokrat şöyle yakınıyordu: Önceden hep birlikte hareket ettiğimiz bürokratlar ile adaleti hedeflemiş bir vaziyette yürüyorduk. Hedefimizdeki adalet anlayışı, bir dağ zirvesi gibi her an gözüküyordu. Yolculuk sırasında bazı arkadaşlarımızın egoları birer dağ gibi o kadar büyüdü ki bu bürokrat arkadaşların egolarından oluşan dağlardan artık varılacak hedef de kayboldu.

Buradan da bir kez daha anlaşılıyor ki; Devlet yönetiminde vefanın eski dost tanıdık ve akrabalara değil, emanete saygı gereği ehliyet ve liyakata gösterilmesi gerekiyor.

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  183840

-