8 ARALIK 2019 PAZAR

Süleyman Tüccar

SOSYOPAT DÜŞLERİ

Süleyman Tüccar

“Hoca Efendi Kartelası” adlı yazımda sosyopatlardan bahsettiğimi ve bir takım projeler için özel olarak yetiştirilen kimselerin hemen hemen tamamının bu kişilik bozukluğuyla mâlül kimseler arasından seçildiğini söylediğimi belki hatırlarsınız. Devletler ve onların da üzerinde çalışan kimi mahfillerin siyasi ve sosyal dalgalanma projeleri için oluşturduğu insan havuzundaki şahısların ezici çoğunluğu aynı zamanda sosyopattır. Benim “mürekkep balığı” olarak tanımladığım öncül manipülasyon karakterlerinin ise hemen hepsi bu kategori içinden seçilmiştir.

Dr. Martha Stout'un “Yanı başınızdaki sosyopat” adlı kitabı merak edenler için aydınlatıcı bilgiler verir. Onlar için  “Utanma, suçluluk veya pişmanlık duymazlar. Aslında beyinlerinde bu duyguları işleyebilecek bir merkez yoktur; varsa bile bozuktur. Dolayısıyla en ufak bir vicdan azabı duymadan insanları kolayca kandırabilir, tehdit edebilir veya zarar verebilirler. Kendi çıkarları için başkalarına zarar vermekten çekinmezler” der örneğin.

“Deneyimleri ile ilgili beklenmedik yalanlar icat etmekte çok ustadırlar. Yalanları o kadar abartırlar ki bir noktadan sonra saçmalamaları kaçınılmaz hâle gelir” ibâresini okuyunca aklıma yorgunluğundan ötürü kelimelerin ilk hecelerini söyleyemeyip ancak ikinci kısmını telâffuz eden mağdur siyasetçi geldi. “Ancak çarpıtılmış gerçekleri bir öykünün arasına ustaca gizleyerek, saf ve iyi niyetli insanları yalanlarıyla kolayca kandırırlar” cümlesinde duraksadım; söyleyen her zaman yeteri kadar usta mı, inandıklarını söyleyenler de gerçekten saf ve iyi niyetli mi diye.

“Hiçbir zaman özür dilemezler. Yanlışlık yapmış olduklarına inanmazlar; suçluluk hissi duymazlar. Öyle ki hatalı oldukları kanıtlanmış olsa bile özür dilemezler ve saldırılarına devam ederler” kısmını okurken doğrudan gözümün önünde şöyle bir sahne canlandı; Tarihi'ni tam olarak hatırlayamadığım bir zamanda bir politikacıya kendisinin ağır şekilde hakaret ettiği validen özür dileyip dilemeyeceği soruluyor, o da milyonlarca insanın seyrettiği kayıtlara rağmen, “ne için özür, vali bey özür dileye bilir bizden, tuzak kurduğu için bekliyoruz zâten” lâkırtılarını büyük bir rahatlıkla sarf ediyordu. Sürrealist bir sahneydi; gerçek olabileceğine inanamıyordunuz.

Bunu nasıl yapabildiğini anlayamıyordunuz tabii. Tâki şu bilgiyi edininceye kadar; “Utanma, suçluluk veya pişmanlık duymazlar. Aslında beyinlerinde bu duyguları işleyebilecek bir merkez yoktur; varsa bile bozuktur. Dolayısıyla en ufak bir vicdan azabı duymadan insanları kolayca kandırabilir, tehdit edebilir veya zarar verebilirler. Kendi çıkarları için başkalarına zarar vermekten çekinmezler. “Başarılı” bir sosyopatın bir ülkede üst düzey mevkilere rahatça yükselmesi bu yüzdendir.” İç sesiniz “tamam o zaman” diyordu; utanma, suçluluk duygusu ve pişmanlık hissi yoksa mesele daha anlaşılır hâle geliyor.

Peki ama tüm bunları gördükleri hâlde çevresinde toplanıp bütün bu çirkinlikleri, çelişkileri ve yalanları onaylayan kalabalıklar efsunlandı mı diye meraka gark oluyorsunuz değil mi? Dr. Martha Stout pek ümitli değil bu konuda. Diyor ki; sosyopatın çevresindeki hayranları, genellikle yaratmış olduğu hayal ürünü olayları gerçekmiş gibi içselleştirme eğilimindedir. Sosyopat politikacıların çevresindeki “müritleri” onların ağzından çıkan her sözü doğrulamaya hazırdır.”

Peki gerçekler ne olacak kaygısını duyumsuyorsunuz ister istemez. Ama Martha sözlerinde kararlı; “Gerçekleri sosyopatın etki alanı dışındaki çevrede araştırmalısınız. Sosyopatın verdiği bilgilerle gerçekler uyuşmuyorsa bir sosyopatla karşı karşıya olduğunuzu rahatlıkla anlayabilirsiniz” diye diretiyor.

Bu sosyopatları tam anlamıyla teşhis etmek ve oluşturdukları illüzyonu dağıtmak için nasıl bir yöntem takip etmeli diye zihninizi kurcalıyorsanız eğer, o hususla ilgili de bir şeyler söylüyor kitap.

Meselâ; “Sosyopatların ortaya attıkları hayal ürünü iddiaları çürütmek için ayrıntılarla ilgili bilgiler sorun” diyor ve “sorgulamaya başladığınız zaman ortaya bir dizi tutarsızlıklar çıkacaktır” diye de ekliyor. Dahası; “sosyopatı bu tutarsızlıklarla yüzleştirin ve davranışlarını izleyin. Normal bir insan, verdiği bilgiler arasında tutarlılık sağlamaya çabalarken, sosyopatların pek çoğu sorgulanmayı hakaret olarak algılar, tepkileri öfke ve saldırganlık şeklinde ortaya çıkar” diye bir ip ucu daha veriyor.

İster istemez vay be diyorsunuz! Hele “sosyopatın karşısına yalanlarını ve sahtekârlıklarını ortaya koyan kanıtlarla çıktığınızda, sizi kendisine karşı komplo kurmakla suçluyorsa bilin ki karşınızdaki kusursuz bir sosyopattır” cümlesini okuyunca, Amerikan filmlerindeki o “başka sorum yok sayın yargıç” repliğiyle havalı şekilde ayağa kalkıp gidesiniz gelmiyor mu! Otel ya da televizyon stüdyosundan değil canım, mahkemeden!

Bir de sosyopatların karanlık geçmişi, kontrol edemediği öfke patlamaları, âile içi şiddet öyküleri, zorlu fetişist takıntıları filân var ama onlar şu an bizim meselemiz değil.  Neyse...

SÜLEYMAN TÜCCAR - TERCÜMEİHÂL

SÜLEYMAN TÜCCAR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  828092

-