21 EKİM 2019 PAZARTESİ

Hasret Yıldırım

SÖZCÜ’NÜN MANŞETİ ÜZERİNDEN “ATAYI TAVAF”

Hasret Yıldırım

10 Kasım 2015 tarihli Sözcü Gazetesi'nin manşeti, muhtevası sebebiyle bir hayli ses getirdi ve hususiyetle sosyal medya allak bullak oldu. “Hepimiz Atatürküz” başlığı altında, Attila Damar'ın şiirini veren Sözcü; şiirin bir bölümünde Kemal Paşa'ya şöyle seslendi: 

“Bugün de başı dumanlı dağlarımın.
Bugün de ufuklarım sisli puslu.
Diz boyu yoksulluk, yolsuzluk, ahlaksızlık, rezillik!
İçte bölücülük, dışta bölücülük
Bugün de irtica, yobazlık, çağdışılık!
Ve çökmüşüz dizüstü Atatürk'üm, senden yardım diliyoruz.”

Halbuki Kemal Paşa, Kemalizm'in kutsal kitabı Nutuk'ta: “Efendiler ve ey Millet!. Biliniz ki; Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler ve müritler memleketi olamaz. En doğru, en gerçek yol; medeniyet yoludur. Ölülerden medet ummak (çare aramak), çağdaş bir toplum için lekedir.” demişti. “Birileri kraldan çok kralcılık mı yapıyor, yoksa bizi aptal yerine mi koyuyor” diye düşünmeden edemiyor insan…

Oysa biz, bin yıl İslam'ın sancaktarı olmuş dedelerin torunları olarak, %99 Müslüman olan bir memlekette; diz çökerek yardım dilenmesi gerekenin yalnız ve yalnız, âlemlerin Rabbi olan Allah Celle Celaluh olduğunu çok iyi biliyoruz. Sözcü, 1 Kasım genel seçimlerinde okuyucularına “Oy kullanmaya giderken beyninizi yanınıza almayı unutmayın” diyerek; hem kendi seviyesini, hem de okuyucusunun seviyesini göstermişti. Bizi muhatapların olan “bir avuç mutlu azınlık” ile karıştırma, ey gafillerin sözcüsü!

Tabii manşet üzerinden arşivleri karıştırırken; 8 Kasım 1994 tarihli Sabah Gazetesi'nin Ata'ya şikâyet başlıklı haberine rastladım ki, bu da ölüden medet ummanın başka bir versiyonu: “Ankara'daki üniversitelerde dün ders yapılmadı. Anıtkabir'e, Atatürk'ün huzuruna giden öğretim üyeleri, burada yaptıkları açıklamada, ‘Bizlere verilen sözler yerine getirilmedi. Aldatılmış olmanın burukluğunu yaşarken, konunun asıl sahibi olan halkımıza başvurmaya karar verdik' dediler.” Haberin alt başlığında ise, öğretim üyeleri atalarına; ‘bizi aldattılar' diye sesleniyorlar. Yani, “mezarla trans” halindeler…

sozcu10Kasim2015

Hele ki mevzunun başka bir açıdan 1938 Kasım versiyonu var ki, sormayın gitsin; FELAKET… Anadolu Ajansı, 16 Sonteşrin (Kasım) Çarşamba sabahı saat 10:00 ile 18 Sonteşrin Cuma gecesi saat 24:00'e kadar, Kemal Paşa'ya İstanbul'da yapılacak törenin teferruatını yayınlar: “Dolmabahçe Sarayı'nda Atatürk'ün ilk defa halk mümessillerini (temsilcilerini) kabul buyurdukları salonda vücuda getirilen katafalkın (Hristiyanların “mühim” ölülerini koydukları yüksekçe platform) bulunduğu salonun kapıları, Sonteşrinin 16'ncı Çarşamba sabahı saat 10'dan itibaren aşağıda izah edildiği surette, ziyaretlere açık bulundurulacaktır.

Üstü Türk sancağı ile mestur (örtülmüş), etrafı gırlant (çiçek, yaprakla kabartılmış süs) şeklinde güllerle muhat (çevrili) ve altı oku temsilen yanan altı meşalenin yanlarında tazim vaziyeti (saygı duruşu) almış bulunan; general, amiral, kara, deniz ve hava albay ve yarbaylarından müteşekkil altı yüksek rütbeli subayın nöbet beklediği katafalkın önünden berayı tazim (saygı içinde), aşağıdaki sırayı takiben geçilecektir.

  • İstanbul vilayetinde bulunan teşrifata (protokole) dâhil askeri erkân,
  • Teşrifata dâhil mülki erkân (sivil yöneticiler),
  • Rektör, dekanlar ve profesörler başta olmak üzere üniversite ve yüksekokul talebeleri (öğrencileri),
  • Kumandanları, öğretmenleri ve subayları başta olmak üzere harp akademisi ve müteakiben (ardından) yedek subay okulu talebeleri,
  • Halk Partisi erkânı,
  • Halkevleri idare heyetleri,
  • Mali, ticari ve idari teşekküllerin ileri gelen erkânı,
  • İzciler.

Saat 14'ten itibaren halk geçmeye başlayacak ve Sonteşrinin 17'nci Perşembe ve 18'inci Cuma günleri saat 10'dan başlayarak, saat 24'e kadar bu tazim (saygı) geçidi mekteplilere ve halka inhisar ettirilecektir (özgü olacaktır).”

‘ATA'YI SON TAVAF'

CumhuriyetGazetesi

Ve 17 İkinciteşrin 1938 tarihli Tan Gazetesi, Anadolu Ajansı'nın neşrettiği tören programında “en son sırada bulunan” halk üzerinden manşeti patlatır: Atayı son tavaf… Millet dün sabahtan beri hıçkırıklar içinde, Ulu Şefine son selâm ve veda vazifesini yapıyor… Tabii Cumhuriyet Gazetesi ondan aşağı kalır mı, daha da ileri gider tahmin ettiğiniz gibi!. Aynı tarihli manşet: ATATÜRKÜN MANEVÎ HUZURUNDA, alt manşet: Dün 150 bin kişi Ebedî Şefin tabutu önünde tazimle iğildi (eğildi)… Muhteva ise daha beter: İstanbullular, bir KÂBEYİ TAVAF EDER GİBİ sel halinde Dolmabahçe Sarayı'na akın ettiler.

Yani anlayacağınız Sözcü Gazetesi'nin manşeti ne ki, zamanın medyası Kemal Paşa'yı KÂBE yerine koyarak, MİLLETE TAVAF ETTİRDİ. Mevzuu ölüden medet ummaktan çıkarıp, (haşa) direk Allah'ın Evi seviyesine getirildi…

Yazıma, Yavuz Bahadıroğlu hocanın; geçtiğimiz ay Nesil Yayınlarından çıkan “Kemalist Yalanlar” kitabının “Son Söz Yerine” kısmında aktardıkları ve sordukları ile son veriyor ve diyorum ki; biz Kemal Paşa'yı ne tanrı, ne kâbe, ne de başka bir kutsal makamda görmek istemiyoruz. Onu, doğrularıyla-yanlışlarıyla insan olarak tanımak ve insan olarak yargılamak istiyoruz vesselam…

Son söz yerine: İmdiii... Kurtarıcımız(!)'ın doğum yılını, ayını ve gününü bilmiyoruz! Ölüm yılını biliyoruz, ancak gününü ve saatini bilmiyoruz! Çankaya'ya aldığı ilk kadınlarından Fikrîye Hanımın ensesine kurşun sıkılıyor ve intihar ettiği açıklanıyor. Fikrîye'nin gerçekte nasıl öldüğünü bilmiyoruz! Resmî eşi Latife Hanım hayat boyu susmuş, neden sustuğunu bilmiyoruz... Hatıraları önce 25 sene, bu süre dolunca da ebediyen çelik kasalara kilitleniyor, neden açıklanmadığını bilmiyoruz...

İnönü ile neden arasının açıldığını, İnönü'nün cumhurbaşkanı olduktan sonra Atatürk'ün resimlerini paradan-puldan ve resmî dairelerden neden kaldırdığını bilmiyoruz... Bugün “Çankaya Köşkü” dediğimiz “Kasapyan Köşkü” dört bin beş yüz liraya alınmış ve bu meblağın halktan toplandığı söylenmiştir. Türk halkı o tarihte bu kadar zengin miydi? Bilmiyoruz…

SabahGazetesi

Birkaç soru...

  • Atatürk'ün eşinin hatıraları çifte anahtarlı çelik kasalarda niçin kilitli tutuluyor?
  • Onların açıklanma ihtimali “Kemalist çevreler”i her defasında neden ayaklandırıyor?
  • “Atatürk gerçeği”ne dair, övgüden ibaret olmayan; belgesel, sanatsal ve edebî çalışmalar neden ‘Kemalistler'i şiddetle rahatsız ediyor?
  • Mustafa Kemal'i, kendi yazdıkları ve yaşadıklarından tanımak varken, neden kendilerine “Atatürkçü” diyen şahıslarla isimlerinin başına “Atatürk/Atatürkçü” ibaresini koyan kurum ve kuruluşlar aracılığıyla öğrenmek zorunda kalıyoruz? Yoksa milletten bir şey mi saklanıyor? Neden ısrarla bu görüntü veriliyor?
  • Atatürk'ün saklayacak şeylerinin olduğu görüntüsü Atatürk'e zarar vermiyor mu? Neden işin bu yönü umursanmıyor?
  • Atatürk'ün kadınları, evlatları ve evlatlıkları konusunda neden herkes susuyor?
  • Atatürk'ün boyunu-bosunu, sesini ve kilosunu yeniden tanımlayanlar, bilinmeyen yahut az bilinen bunca konuda niçin susuyor?

TanGazetesi

(Bu arada, Yavuz hocanın sorduğu bu suallere cevap da beklemiyoruz. Cevaplar, rejimin temelleri çünkü. Gayemiz, birkaç kişinin daha düşünmesini sağlamak. Gerçi Kemalizm düşünmeyi sevmez, slogan attırır sadece. Lâkin birkaç kişi, o birkaç kişi istediğimiz…)

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  457493

-