26 KASIM 2020 PERŞEMBE

Hüseyin Yağmur

TAN GAZETESİ’Nİ CHP’LİLER NEDEN YAĞMALADI?

Hüseyin Yağmur

Yakın tarihimizin karanlıkta kalmış, yeterince aydınlatılamamış bir çok ayrıntısından biri de Tan Gazetesi'ne 1945 yılında gerçekleştirilen saldırı olayıdır. Tarihi gerçekleri kalıplar ve efsaneler şeklinde kabullenen ve bunda da bir sakınca görmeyenler için Tan Gazetesi saldırısının failleri gözü dönmüş, yobaz sağcılardır. Hatta bir adım daha ileri giderek bu olayı da bir irtica gösterisi olarak niteleyenler vardır. 

Ancak muhtelif kaynaklarda yer alan belgeler, dönemin birinci derece şahitlerinin ifadeleri olayın hiç de bu anlamda cereyan etmediğini, aksine dönemin CHP iktidarının muhalif bir basın organizasyonuna karşı sevk ve organize ettiği bir provakasyon olduğunu ortaya koymaktadır.

Tan Gazetesi saldırısından kısa bir süre önce Babıali'de esen hava bu fırtınanın kopacağına dair önemli ipuçları vermektedir.

Tan'cıların, Görüşler Dergisi'nin ilk sayısında “tek-parti, tek-şef” sistemine karşı yazdıkları yazılar, öteden beri Tan Gazetesi'nde Zekeriya Sertel ve Sabiha Sertel ile Tanin'de Hüseyin Cahit, Akşam'da Necmettin Sadak, Ulus'ta Falih Rıfkı arasında devam eden gazeteler savaşını körüklemişti.

Tan Gazetesi'nde Zekeriya Sertel ve Sabiha Sertel ile Vatan'da Ahmet Emin Yalman ve Ulus'ta Falih Rıfkı arasında başlayan karşılıklı suçlama ve tartışmalar, Kasım ayı içerisinde daha da şiddetlenmiş ve bu tartışmalara Tanin'de Hüseyin Cahit, Akşam'da Necmettin Sadak ve Tasvir'de Peyami Safa katılmışlardır. Özellikle Tanin'de Hüseyin Cahit ile Tan'da Sabiha ve Zekeriya Sertel arasında tam bir savaşa dönen bu yazılardan sonuncusunun başlığı şöyle idi: Hüseyin Cahit Yalçın, “Kalkın Ey Ehli Vatan!”, Tanin, (03.12.1945)

H.Cahit Yalçın, “Kalkın Ey Ehli Vatan” başlıklı makalesiyle, Tan'cıların karşısında vatan cephesine ihtiyaç olduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor: “...Büyük vatanperver Namık Kemal'in sesi bugünün parolasıdır; Kalkın ey.. Ehli Vatan!... Mücadele başlıyor.

Bir gazetecinin bir başka gazeteciyi açıkça hedef göstermesi şeklinde cereyan eden ve dünya basın tarihinde bir başka örneği bulunmayan işte bu saldırının tarih önündeki failleri olarak ise ‘sağcılar' uygun görülmüştür. Sertel'lerin gazetelerinde sol içerikli (bir başka bakışla liberal) yayınlar yapmasından hareketle, saldırının da faillerinin büyük bir kurnazlıkla sağcılar olarak ilan ve ifade edilmesi manidardır.

Kamuoyunu tahrike yönelik yapılan bunca hazırlıktan sonra beklenen gün gelir ve ‘ehli vatan' kalkar. “4 Aralık 1945 günü kamuoyunun Tan Gazetesi'ne ve yazarlarına karşı duyduğu tepki kendini gösterdi. Çoğunluğu üniversiteli gençlerden oluşan kalabalık bir topluluk, ellerinde Atatürk ve İnönü'nün resimleri ve komünistlik aleyhtarı dövizler taşıyarak Tan Matbaası'nın önüne geldi. Kısa sürede “Tan”, “La Turquie”, “Yeni Dünya” matbaalarını tamamen tahrip ettiler. Bu arada sol yayınlar satan “Berrak” ve “ABC” kitap evleri de tahrip edildi. Tan Olayları olarak adlandırılan bu olay Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından yapılan açıklamada “üniversite öğrencilerinin” başlattığı bir hadise olarak nitelendi. Bu gibi esef verici hadiselere müsaade edilmeyeceği, buna benzer hadiselerin şiddetle karşılık göreceği” belirtildi.

Tan Gazetesi'nin sahibi Zekeriya Sertel, Bozdağ'ın aksine iktidarı saldırı konusunda harekete geçiren unsurun Karabekir Paşa'nın hatıralarının değil, yayınladıkları Görüşler isimli dergi olduğunu ifade eder.

Zekeriya Sertel o günleri şöyle anlatıyor: Derginin çıktığının ikinci ya da üçüncü günüydü. Tanıdık biri geldi. Ertesi gün bazı üniversiteli gençlerin matbaa önünde gösteri yapacaklarını haber verdi. Bazı taşkınlıklar olması ihtimaline karşı da tedbirli bulunmamızı salık verdi. Demek, iktidar kanun yoluyla yapamadığı işi, gençleri kışkırtarak yapmak istiyordu.

Hemen Vali Lütfi Kırdar'a telefon açtım. Bu haberi verdim, hükümetçe tedbir alınmasını rica ettim.

Vali; “Biliyorum ve gereken tedbirleri aldım, merak etme” dedi. Her vakit olan gösterilerden biri olacak diye ben de olaya fazla önem vermemiştim.

O sabah erkenden üniversiteli gençlerden biri evime telefon ederek, bir kısım gençlerin “Tan Matbaası'nı basmaya hazırlandığını bildirdi, matbaaya inmememi salık verdi. Tekrar telefonla valiye haber verdim, ne tedbir aldığını sordum.

“Merak etme” dedi. “Matbaanın etrafını polis kuvvetleriyle kuşattım. Tehlike yok.”

4 Aralık 1945 gününün sabahı üniversiteli faşist gençler ellerinde önceden hazırladıkları baltalar, balyozlar ve kırmızı mürekkep şişeleriyle matbaaya saldırdılar. Orada bekleyen polisler olup-bitene seyirci kaldılar. Görevlerini yapmaya kalkmadılar. Göstericiler, baltalarla matbaa kapısını kırıp içeri girdiler. Makinaları balyozlarla kırdılar. Binanın camlarını indirdiler. İçindeki eşyayı kırıp döktüler. Ellerine ne geçtiyse yakıp yıktılar. Sonra ellerine kırmızı boya şişeleriyle “Serteller nerde?” naralarıyla bizleri aramaya koyuldular. Amaçları bizi çırılçıplak soyup üzerimize kırmızı boya dökmek ve sonra önlerine katıp sokaklarda “İşte kızıllar” diye gezdirmekti. Bütün bunlar polisin gözü önünde oluyordu. Göstericiler bizleri bulamayınca vahşi naralarla yollara düştüler. Beyoğlu yakasına geçtiler.”

Sertel, hatıratında saldırı olayını ayrıntılı bir şekilde anlatırken, devlet ile saldırıyı gerçekleştiren üniversiteli gençler arasındaki yakın ilişkilere ait önemli ipuçları verir.

“Hükümet, olaydan önce olduğu gibi, olaydan sonra da bu cinayeti işleyenlere karşı hiçbir harekette bulunmadı. Güpegündüz bir matbaayı yıkan bu faşist gençlerden hiç kimse tutuklanıp mahkemeye verilmedi. Bu işin İnönü'nün bilgisi içinde Saraçoğlu'nun verdiği emir üzerine polis tarafından tertiplenip yürütüldüğünde şüphe yoktu. Gösteri yapan ve matbaaya saldıran gençler arasında birçok sivil polis vardı. Saldırıyı asıl bunlar yönetiyordu.

Şu garip olaya bakın ki, bu 4 Aralık 1945 olayından birkaç ay sonra İstanbul'da eski kitaplar satan sahaflardan aldığım bir kitabın içinden şöyle bir kağıt çıktı. Bu bir mektup müsveddesiydi ve Başbakan Saraçoğlu'na hitaben yazılmıştı: “Beyefendi, emrinizi yerine getirdim, şimdi mükafatımı bekliyorum. İmza: Yaşar Çimen”.

Bu Yaşar Çimen, Bâbıâli'de İtalyan faşizminin propagandasını yapan bir tipti. O günkü gösterilerde elinde balyozla gençlerin önüne geçerek onları kışkırttığı görülmüştü. Demek ki, Başbakanın kullandığı adamlardan biri oydu. Görevini yapmıştı, şimdi ödülünü istiyordu.”

Geçtiğimiz yıllarda Cumhuriyet Gazetesi Tan Gazetesi'ne saldıran üniversite öğrencileri içerisinde bilahare CHP'nin bakanı olacak Orhan Birgit ve milletvekili Ali İhsan Göğüş'ün de yer aldığını yazmış bahsi geçen şahıslar da bu ifadeyi doğrulamışlardı. Tuhaf olan şudur ki Tan Gazetesi'ne saldırarak yerle bir eden Orhan Birgit bilahare İçişleri bakanı ve gazete yazarı olmuştur. Ali İhsan Göğüş ise gazeteci Zeynep Göğüş'ün babası, Okay Gönensin'in ise kayınpederidir.

Dr. Hakkı Uyar da aynı konuda başka isimler verir: Olayları yönlendiren CHP yöneticisi ise CHP İstanbul müfettişi Alaettin Tiritoğlu idi.

Sonraki yıllarda Süleyman Demirel ve İlhan Selçuk'un da baskıncılar içinde yer alan gençlerden olduğu açıklanmıştır.

Bütün bu bilgi ve belgelerden anlaşılacağı üzere Tan Gazetesi saldırısının sağcılar tarafından gerçekleştirildiği iddiası asılsız bir masal olup, saldırının gerçek sahibi dönemin CHP iktidarıdır.

Dönemin şahitlerinden biri de Prof. Dr. Kemal Karpat'dır. O günlerde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde öğrenci olan Karpat, yaşadığı olayın dehşetini yıllar sonra da unutamaz.

“Tan Matbaası, Cağaloğlu'nda Sirkeci'ye yakın bir yerdeydi. Ben grubun arkasındaydım. Ne olacak diye bakıyorum. Sandım ki nutuklar çekilecek. Bir de baktım, matbaayı yakmaya, yıkmaya başladılar. Gözlerime inanamadım, çünkü hayatımda ilk defa bunun gibi bir vahşet görüyordum.”

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  231780

-