24 EYLÜL 2020 PERŞEMBE

Elif Sönmezışık

TEDBİR

Elif Sönmezışık

İslam medeniyetini -en azından ondan geriye kalanları- birbirine bağlayan yollar, öyle çok hastalandı, öyle çok vuruldu, öyle çok öldü ki, mekânlara ruh veren insan hazinelerinden de kadimin izlerinden de biteviye mahrum kaldık, koptuk, uzaklaştık.

Filistin, Doğu Türkistan, Suriye, Irak, Mısır, Cezayir, Fas, Tunus, Yemen, Lübnan, Kırım, Afganistan, Arakan ve daha birçok dertli Müslüman memleketi, hâlâ insan ve mekân yüzüyle birer yabancı gibi bakıyor içimizdeki hakiki yabancılara; daha doğrusu onlara “yabancı” gibi görünüyorlar. Aslında tam tersi; yabancı kalan yaradılışını, kökenini, birikimini ve özünü yitirmiş, kimliksiz ve güvensiz yaklaşımlar.

Göbek bağı kopmamış olanların, koparmamak için çaba gösterenlerin yollarını işgaller, eşkıyalar kesti. Her kesilen yol, parmağımız, kolumuz ya da ayaklarımızdı. Yine de acısını layıkıyla hissedemedik. Çünkü köksüzlüğe indirgenen ferdî yorumlarımız, toplumumuzun dış ve iç yansımaları “ortak acı” odaklanmalarımıza müsaade etmiyordu.

2000'lerin ortasına dek, “gündem” denilen eğlenceliklerden mütevellit uyuşturucuları ve modernliğin çürüten duyarsızlaştırma etkisiyle muhatap olduk. Bu duyarsızlaşma, yediden yetmişe daha uyanık ve atik olmayı mecbur kılan böyle bir coğrafyada en azından manevi kıyıma dönüşüyordu.

Körfez Krizi'nin futbol kritiklerine bulanmış kahvelere yansıması da kuşkusuz ferdî çıkar denklemleri üzerindendi. Tuttuğu takımı evlat yerine koyma fanatizmine yenik düşenler için Ortadoğu kritikleri yadırganan baharat kokuları gibiydi artık. “Bize bir şey olmasın” endişesinden öteye gitmeyen bir şeydi işte.

“Bize bir şey olmasın” uyuşukluğu, prime time ablukasında savaşlara, işgallere, açlığa, ölümlere, Müslüman kıyımına dair refleks gösteremeyen bir kroniğe hapsoldu. Bugün zaman zaman sosyal medyada öne çıkan hadsiz gaddarlığın temelinde biraz bu var.

İşkenceyle soykırıma uğrayan Doğu halklarıyla, Batı referanslı eğlence uçuruculuğuna kapılıp tezada düşmenin sonu, eziyet görenlerin bunu -az buz da değil sonuna kadar- hak ettiklerine dair kıyıcı cümleler kurmaya ve bunu da normalleştirmeye varıyor. Refahını kıyıcılık üzerinden temin eden Batı'ya öykünmek tam anlamıyla bu olmalı.

Evet, Batı yakasında değişen bir şey yok. Eğlence dünyasına her geçen yıl daha geniş bütçeler ayrılıyor. Hem ticari görsel, işitsel ve basılı materyal üzerinden kâr sağlıyorlar hem de yekûn geliştikçe uyuşturucunun da dozunu artıyor. Artık mekânla sınırlanmayan bu yayılım, dünyanın en büyük bütçeli yapımcı şirketleri “izleyiciyi/bağımlıyı” 7/24 prangalayan fikirler geliştiriyor. Zaten Batı'da bütün felaketler kurgusal; bir felaketten söz ediyorsanız yalan. Bütün bu işgaller de, “diktatörler”e yönelik operasyonlar da var olan “huzur”u ve refahı korumak için!

Doğu'nun acıyla yoğrulmuş kaderinde Batı yönergelerine yenilmişliğin, körlüğün ve körlükten doğan kötülüğün payı çok büyük.

Başkasına ait bir acı, şahitliğiniz ve ünsiyetiniz ölçüsünde acıtır sizi. Güçlü kan bağlarından, komşuluktan ve akrabalıktan ötürü aynı ateşle yanmasak da o ateşi hissederiz, zira normal olan hissetmemidir. Eğer hissedemiyorsak kan bağlarından, komşuluktan ve akrabalık bağlarını hatırlatan tedbirlerden yoksun kalmışızdır.

Olan biten ve bu olan biten karşısındaki tutumlardan anladığım üzere zihnimizi kodlayan en keskin şey şu: Bir mesele, kamuda, ulusal ve ulusalarası medyada, sosyal medyada yeterince güçlü yer bulmamışsa mesele olma hükmünü yitiriyor âdeta. Hâlbuki özellikle sosyal medyanın gündem belirleme noktasındaki sorgulayıcılığı, kör noktaları aydınlatmaya elverişliyken neden kör noktalar yeteri kadar aydınlanamıyor da bütün bu çabalar kirli komplo yaftalarında boğuluyor?

Çünkü sivil gündem etkisinin, bunca sosyal medya tecrübesine rağmen farkında değiliz. Çünkü uyuşukluk, dolduruş, zıt kutuplu dünya panoraması, aldatıcı unsurlardan doğan manevi kırılmanın hayra hizmet eden gayreti doğrudan etkilediğini anlamakta güçlük çekiyoruz. Çünkü manevi kırılmayı ve eksen kaymasını önleyen tedbiri elden bırakmışız.

İnsan, melek gibi günahsız doğup kötülüğe ve kötülük karşısında duyarsızlığa meylediyorsa iyilikle ilgili her tür teşvikten ve özünü tanıyacağı bir eğitimden mahrum kalmıştır. Yani mayada tedbir şarttır.

Silkelenmelere, sarsıntılara rağmen uyanamıyorsak, kan, göbek ve kök bağlarını hatırlayamıyorsak aidiyetler bir kere daha sorgulanmalı. Tedbiri elden bırakmamalı.

ELİF SÖNMEZIŞIK - TERCÜMEİHÂL

Yazar Elif Sönmez Işık, Türkiye Yazarlar Birliği 2017 yılı 'basın fıkrada' ödülü sahibi

ELİF SÖNMEZIŞIK DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  851547

-