Lütfi Bergen

TEKASÜR

Lütfi Bergen

Kapitalizm bir dindir. Kilise gitmiş, yerine küresel pazar sisteminin tapınakları fabrika-AVM dikilmiştir.

Weber, riyazetin Kilise hücrelerinden başlayarak “rasyonel bir hayat metodu” haline getirildiği düşüncesindedir. O'na göre, meslek disiplini ile makbul bir kul olmayı mümkün kılacak iman – teslimiyet duygusunun piyasada yeniden üretilmesi halinde işadamı-fabrikatör,  “derviş” olacak ve “seçilmiş” insana dönüşecektir.

Böylece “Kilise”, yerini, “Fabrika” ya da “AVM” halinde biçimlenmiş tapınağa, çalışma-kâr ideolojisine terkeder.

Batı, tarihi çatışmalar tarihi şeklinde okuyor. Ancak egemen sınıfları (kral-aristokrat-ruhban) koruyarak bu çatışmayı kendisini hep tarihte tutacak şekilde dizayn ediyor.

İslâm da tarihin çatışmacı hakikatini zikretti. Sınıfları reddetti, adalet aradı.

Müslümanlar namazda “el magdubi: gazab edilen” ve “dâllîn: dalalete düşen” şeklinde ifadelenmiş çatışmacı iki batılı reddedip mustakim sıratta yürümek üzere dua ederler.

Kur'an'da Yecüc-Mecüc'ten, Rum suresinde Roma-Pers çatışmasından bahsedilmiştir. Kur'an'ın 6/65 veya 6/129 ayetindeki “Zalimlerin bir kısmını, diğer kısmına musallat ederiz” beyanı, “diyalektik zulmet”in varlığını göstermektedir.

Batıl, çatışmacı 2 çokluk demektir. Tekasür ve hadaret; bedavetin şiddetiyle terbiye edilir. Roma ile Moğol didişmektedir. Kayser-Kisra. Atlantik-Pasifik.

İslâm gelince kapışma aşıldı.

Zülkarneyn, Yecüc-Mecüc çatışması karşısında üçüncü tarihsel özneyi temsil etmekteydi. Bu durumda “Hak geldi Batıl zail oldu” beyanını batıl'ın iki kutuplu varlığını aşan bir “Hak” halinde görebiliriz.

Kur'an, “Ve de ki: Rabbim beni sıdk ile dahil et ve beni sıdk ile çıkar. Bana senin katından bir yardımcı sultan kıl” (17 İsra 80) ayetini zikretti. Ardından “Hak geldi batıl zail oldu” ayeti gelir.

İnsanlık, iki batılın çatışmasından kurtulmaya muhtaçtır.

Tarih çatışmacıdır. Kapitalizm çatışmacı dünyanın birinci batıl kutbudur. Onun karşısındaki çatışmacı “öteki”, komünizm ya da yıkıcı şiddettir.

Kapitalizmin bir dolu çeşidi var: Köleci kapitalizm, toprak kapitalizmi, ticari kapitalizm. Bunlar sanayi öncesi kapitalizmlerdir.

Kilise toprak biriktirerek kapitalist sistem (feodalizm) kurmuştu. Kilise, dini kullanarak serveti biriktiriyor, hattâ senyörlere faizle para satıyordu. Kilise “Büyük Emlâkçı Engizisyon”du ve “İsa'nın Kira Toplayıcı Bedeni”ydi.

İstanbul'un fethiyle İslam, Avrupa içlerine doğru nüfûz etmiş ve İpek Yolu ticaretinin Avrupa toplumlarını besleyecek damarlarını kesip kopartmıştı.

Avrupa'da tarım toplumlarının çözülmesi Batı'nın üst aklının İstanbul'un fethine cevap arayışıdır. “Yeni Avrupa” fikrini oluşturan zemin “burjuvanın ortaya çıkışı”yla ilgili değildi.

Önce sömürgecilerdi sonra burjuvalara dönüştüler.

Feodal Batı, İslâm karşısında varlık gösteremeyince varlık biçimini yeniden inşa etti. 1453 İstanbul fethine, Batı 1492'de paradigmasını değiştirerek Endülüs'te cevap verdi.

1492'de başlayan modernite, İslâm'ı durdurmak için emperyal kapitalizmi icat etti. Avrupa, İslâm'la din olarak baş edemeyeceğini Haçlı Seferleri'nde gördü. Sömürgeciliğe  başlayarak Osmanlı'nın nüfuz alanları dışında servet ve ücretsiz emek yağmasına girişti. Sonraki aşama endüstriyel kapitalizmdir.  Hedef Osmanlı pazarıydı.

Müslümanlar Batı'nın terakki etmesinin sanayileşmeyle olduğuna ikna edildi. Batı-dışı toplumlar ilerleme-kalkınma-sanayileşme ideolojisine bağlandı.

Kapitalizmle mücadele başka bir Batı ideolojisi tarafından (komünizm) kontrol edildi. Batı'nın, kendi ötekisini komünizm üzerinden tanımlaması saptırmaydı.

Müslümanlar kapitalizmi, tımar- ahiliği bozup, sanayileşmeye geçmekle durdurabileceklerini düşündü. Fakat sanayileşme, proletaryayı kaçınılmaz kılmaktaydı.

“Sanayileşme” nasıl sapmaysa “İslâm Sosyalizmi” de öyle bir sapmadır. Bu, İslâm toplumlarında burjuva & proletarya sınıfları bulunmayacağı için böyledir. İslâm'da başkası için emek (proleter) yoktu.

Kapitalizm, kilise iktidarını tekelci kapitalist pazar iktidarıyla değiştirerek varlığını sürdüren din oldu. Müslümanlar bu tekasür'e yenildi, halk işçileştirildi.

Tekasür, piyasa İslâm'ıyla uzlaşıyor. Hıristiyanlık kapitalist-tekasür toplumun hayat tarzında saklanıyor.

Kapitalizm İslâm'la savaşıyor. İslâmofobi de bunun devamıdır.

Tekasür kan emiyor.

LÜTFİ BERGEN - TERCÜMEİHÂL

2009’dan itibaren değişik internet sitelerinde ve Hece, Hece, Öykü, İdeal Kent, Düşünen Siyaset, Opus, Değirmen, Hak-İş Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, Kün Edebiyat, İtibar, Granada, İştirakî, Anadolu Gençlik, Çilingir, Diyanet Dergisi, Yolcu gibi dergilerde; Yeni Şafak ve Star gazetelerinin kitap eklerinde, Star Gazetesi Açık Görüş, Al Jazeera Türk, Arkitera Mimarlık gibi mecralarda makaleleri yayınlandı. 2012’de Eleştirel edebiyat- din- iktisat ilişkilerini temel alarak yöneldiği erken dönem Cumhuriyet hikâyesi incelemelerini “Edebî Metinde Din – İktisat” başlığı ile yayınladı. “Edebi Metinde Din- İktisat” başlıklı kitap 2012 TYB Edebi Tenkit Ödülü almıştır. Basılmış Eserleri: Azgelişmişlik Üstünlüktür (1996- 2012); Ahlâk Ayaklanması (1999- 2012); İsyandan Dirliğe: Anadolu’da Yerli Olmak (2011); Edebî Metinde Din – İktisat (2012) - TYB Edebi Tenkit Ödülü (2012); Kozmosta Yerlilik- Evlerimizi Kaybediyoruz (2013); Kenti Durduran Şehir (2013); Kent-İslâm ve Kapitalizm –Şehre Yürüyelim Batı Yıkılacak- (2014); İslâmcılık Söylem ve Eylem –Bir Şiddet Eleştirisi- (2014); Medeniyet – Müslüman Toplumsallığın İnşâsı- (2014); Devlet ve Allah –AnadoluSol Bakış- (2014); İnsanın Beşinci Zindanı (2015); Bilginin Kaynağı Nedir (2015); Kalın Anadoluculuk- İsmet Özel’e Bir Cuma Mektubu (2015).

LÜTFİ BERGEN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  094609

-