18 OCAK 2020 CUMARTESİ

Hüseyin Yağmur

TEKKE-ZAVİYE VE TÜRBELER NEDEN NASIL KAPATILDI?

Hüseyin Yağmur

30 Kasım 1925 günü tarihimizde Tekke-Zaviye ve Türbelerin Kapatıldığı gün olarak yer almaktadır. Tekke-Zaviye ve Türbelerden kim neden rahatsızdı? Bu sosyal müesseseler hangi işlevi görüyordu? Bu günkü yazımızda bu konuya değineceğiz.

 Cemil Koçak'ın naklettiğine göre; din adamları ve şeyh efendiler kurtuluş savaşına candan bir şekilde destek vermiş ve bizzat katılmışlardı. "Kurtuluş savaşının temel ideolojik sloganlarının hemen hemen hepsi İslami sloganlardır. O yüzden zaten meclisin açılışı Cuma gününe rastlamıştır dini törenle açılmıştır. Şu kadarını söyleyeyim dini töreninin anlamını vurgulamak bakımından hiçbir Osmanlı meclisi dini törenle açılmamıştır. Türk milliyetçiliği üzerinden mücadele vermeye kalkarsanız sizin arkanızdan gelecek olanlar çok sınırlı olur. Ve bu mücadele daha başlamadan biter o yüzden bir İslami mücadele üzerinden örgütlemeniz lazım onun için biraz önce saydığınız bütün isimler bu mücadele önemli yer tutuyorlar.( Nakşibendi şeyhi Fevzi Efendi, Halvetiyye şeyhleri Abdullah Sabri Aytaç, Yahya Galib Kargı Bey, Nakşi Özbekler Tekkesi şeyhi Mehmed Ata Efendi, Bir Kadiriye Dergahı olan Hatuniyye Tekkesi şeyhi Sadedin Ceylan Efendi,Nakşi Şeyhi Şerafeddin Dağıstani, Hacı Bektaş Veli Dergahının Nakşi şeyhi Hacı Hasan Efendi..) Savaşa katılanların hepsi bir din savaşına katıldığını "gavurlara" karşı bir İslam mücadelesine katıldığını bilerek katılıyorlar. (Koçak,2011)

 Bir çok tekke ve dergah gibi Üsküdar'daki Özbekler Tekkesi de Kurtuluş Savaşına çok aktif destek vermiş ve bu destek tarihi kayıtlarda yerini almıştır. İsmet İnönü de dahil olmak üzere, birçok Kuvayı Milliye'cinin Anadolu'ya geçmesi için bir gizli karargâh vazifesi icra eden Üsküdar'daki Özbekler Tekkesi ve onun uzak görüşlü vatansever Şeyhi Ataullah Efendi de resmî tarihin hatırlamak istemediği kahramanlardandır.

 Harrison Armstrong ‘Yeni Türkiye Nasıl Doğdu?' Kitabında “Özbekler Tekkesi'nin şeyhi olan Atâ Efendi'yi tevkif ettik.Çünkü sonradan hayretle öğrendik ki, İstanbul'dan Ankara'ya, kara yoluyla insan ve malzeme kaçırmaları buradan tanzim edilmektedir. Bu yolun devamınca başlıca konaklama yerleri camiler, mescidler, tekkeler ve benzeri dinî müesseselerdir” diyordu. (Aktaran:Kabaklı,1989:101)

 Şeyh Atâ'nın asıl hizmeti, Anadolu'ya geçecek kişileri Tekke'de ağırlaması idi: Feyzi Çakmak, İsmet İnönü, Mehmet Âkif, Halide Edip, Adnan Bey.. Hep Özbekler Tekkesi'nde misafir edilerek, münasip tarzda kaçırılmışlardı.

 İşgal ordusu askerlerinin terör estirdiği o günün İstanbul'unda bu dergah bir cesaret abidesi gibi işgalin karşısına dikilmiş, Anadolu'ya giden kahramanlara kucak açmıştı. Dergâhın kapısında gelenleri elinde fenerle bir derviş karşılıyor, sonra da onları içeri buyur ediyordu. Adıvar Ailesi dergâha geldiğinde içeride 4 adet mebus bulunuyordu. Celâlettin Arif Bey bir gün, Miralay İsmet Bey de iki gün önce Dergâh'tan hareketle Anadolu'ya geçmişlerdi. (Adıvar,1999:76)

 Atatürk'ün Samsun'a birlikte çıktığı kurmay heyetindeki Binbaşı Hüsrev Gerede, bu vakıayı ise  hiç bilinmeyen çarpıcı bir bilgi ile anlatır. Bu bilgiye göre; İsmet İnönü İstanbul'dan Anadolu'ya Amerikan askeri kıyafetiyle  kaçmıştır.İsmet (İnönü) Bey,  Meclisin  işgali günü Rauf Bey'e “Hükümetin milletvekillerini Anadolu'ya geçirmek olanağının olup olmadığını anlamak istediğini, kendisince artık hükümet kalmadığını” söylemiş. Bu konuşma üzerine İsmet Bey,Rauf Bey'den Üsküdar Sultantepe'deki Özbek Tekkesi'ne sığınma ve Üsküdar Jandarma örgütü aracılığı ile Anadolu'ya kaçma önerisi alarak Meclis'ten ayrılmış. 23 Mart gecesi Amerikan askeri kıyafetiyle  Ankara'ya kaçmış. (Gerede-Önal-2003:182)

 Gün gelmiş Kurtuluş Savaşına böylesine destek veren tekkeler kapatılmıştı.Kurtuluş Savaşında düşman ile birlikte hareket  eden  mason locaları ise faaliyetine devam ediyordu.Bu yüzden M. Esat Bey 1931 yılında yazdığı bir yazıda, “Türk ocakları kapatıldı, tekkeler kapatıldı, masonluk neden hala duruyor, imtiyazı nedir?”  şeklinde alenen soruyordu. (Sertel Sabiha,1987:29)

 “Harbiye öğrencisiyken ziyaretine gittiği Yusuf Efendi Dergahı şeyhi için 'Eğer şeyh hazretleri bize okuma aşkı vermeseydi, halimiz nice olurdu?'” (Granda,1973:257) sözleriyle duygularını açıklayan M. Kemal Paşa “H. Suphi Tanrıöver'e 'On sene bekle, bütün türbeleri sana vereceğim'” (Tanrıöver,1968:87) diye bir teselli verdiği kayıtlarda yerini almıştır.

 Dönemin Milli Eğitim Bakanlarından Tahsin Banguoğlu  kapatılma vakasından sonraki vaziyeti şöyle anlatır: "İstanbul'un fatihinin, Fatih Sultan Mehmet Han'ın bile türbesi kapatılmıştı. Yavuz Sultan Selim'in, Kanuni'nin ve Eyüp Sultan'ın türbeleri de kapalı idi!(Banguoğlu-Yazıcı, 2001:81)

 Dönemin şahitlerinden Münevver Ayaşlı, Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Bey'in türbesinin başına gelenleri şöyle anlatır: Çekirge'de Murad-ı Hüdavendigar Camii'ni ve karşısındaki türbesini ziyaret ettik. Türbe sıkı sıkı kapalı idi. Camların kirinden içerisi görünmüyordu. Perdeler yırtık, türbe toz toprak içinde idi. Biz türbenin içini görmeye çalışırken, küçük adımlarla, ürkek ürkek bir yaşlı adam yanımıza yaklaştı. Selam verdi, selamını aldık. Kendisine biraz olsun emniyet gelmişti ki bizimle konuşmaya başladı.Kendisi, türbenin eski türbedarı imiş. O zamanlar türbe tertemiz imiş. Diğer türbedar arkadaşları ile her gün türbeyi temizlerler imiş. Temizlerler ve Topkapı Sarayı'nda Emanet-i Mukaddes Dairesi'nde olduğu gibi, türbeyi hiç Kur'an'sız bırakmazlarmış. Gece gündüz hiç ara vermeden, münavebe ile Kur'an okurlarmış, ta ki 1925 senesinde türbeler kapanıncaya kadar.

 1925 senesinde türbelere kilit vurulmuş ve harabiyete terk edilmiş. Türbedarlar yalvarmışlar "Biz para pul istemeyiz, bırakınız, yine türbeye biz bakalım, temizleyelim." demişler.

 "Yok olmaz!" demişler ve bunları kovmuşlar. Türbedeki paha biçilmez, ceylan derisi üzerine yazılmış Kur'an'ları halıları, seccadeleri, levhaları, hep kürek ile ameleler kamyonlara doldurmuşlar ve müzelere götürmüşler. Giderken kamyondan Kur'an'lar, kıymetli eşyalar hep sokaklara dökülmüşler. Millet hep toplamış.O zamandan bu zamana kadar türbe hep kilitli, bizi zinhar içeriye sokmuyorlar. Biz; kimse görmeden, pencerelerden Kur'an okuyoruz.

 Yugoslavya başbakanı geldiği zaman, Bursa'ya gelmek ve türbeyi görmek istemiş. Türbeyi gizlemek istemişler. Bursa'da otellerde rakı ziyafeti çekmek istemişler; fakat Başbakan Stoyadinoviç, ille türbeyi görmek istemiş. Naçar türbeye götürmüşler. Stoyadinoviç, Bursa valisine: "Ayıp, ayıp. Türbe bu halde bırakılır mı?" demiş. "Gelin de bizdeki Kosova'daki türbeyi görün, türbe açık ve tertemizdir." demiş.  (Ayaşlı,2003:176)

 Gün gelip çok partili hayata geçilince CHP bu kez dini siyasete alet ederek bu türbeleri bir seçim yatırımı olarak tekrar açmıştır.

Adama sormazlar mı? Madem zararsızdı neden kapattınız? Madem zararlıydı neden açtınız?

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  748623

-