15 ARALIK 2019 PAZAR

Lütfi Bergen

TEKNOLOJİ FIKIH DAYATIYOR

Lütfi Bergen

Teknolojinin “yükümlü kılmak”, “buyurmak”, “kendini zorla kabul ettirmek” şeklinde ortaya çıkan bir özü vardır. Teknolojideki öz, buyurma faaliyetiyle insanı derleyip toplamaktadır. İnsanlar teknoloji tarafından belirlendiklerini, “derlenip toplanmaya” maruz kaldıklarını anlayamamakta ve teknolojik araçların yöneteninin kendileri olduğu zannıyla yaşamaktadır. Modern toplum, teknoloji tarafından belirlenmiş bir yığındır.

İnsan, teknoloji ile ortaya çıkan gerçekliğin kendisini sergilediği ya da gizlediği durumun ardındaki sırra hükmedememektedir. İnsanı tehdit altında tutan şey, teknolojinin öldürücü etkide bulunabilen araç ve gereçlerinden ileri gelmez. Asıl tehdit teknolojinin özünde birikmiş halde durmakta ve onu kullanmaya geçen insanın kalbine (taakkul-akıl erdirme-akl kalb işidir) ilişip iğdiş etmektedir. Teknoloji, daha asli bir hakikati deneyimleme hakkını insandan esirgeyebilecek olmakla sinsi/gizil tehdit içermektedir. Böylece, makine ve cihazlar olarak değil, insanı az sonra gerçekleşecek “şeye” hazır etmeyi buyurucu olarak kendini temellemektedir. Teknoloji, makinelere güdümlü kılınacak beşer icat etmenin peşine düşerek insanı çağırmakta, onun üstünde özüne/ideolojisine/yazgısına ait bir tarz olarak belirmektedir. En basit haliyle bu çağrı, örneğin zamanın 7/24-365'lik bir sayısallığa uğratılmasında görülmektedir.

Ahmet Haşim, tabiatla uyumlu (senkronize, eşleşmiş, mutabık) bir hayattan kopmanın sebebini mekanik saate yüklemekte ve “Müslüman Saat'i kaybetmek”ten yakınmaktadır:

“Eskiden kendimize göre yaşayışımız, düşünüşümüz, giyinişimiz ve kendimize göre, dinden, ırktan ve ananeden hayat alan bir zevkimiz olduğu gibi, bu hayat üslubuna göre de “saat”lerimiz ve “gün”lerimiz vardı. Müslüman gününün başlangıcını şafağın parıltıları ve nihayetini akşamın ziyaları tayin eder[di] (…) Yeni saat, Müslüman akşamının hüzünlü ve gösterişli dakikasını dağıttığı gibi, yirmi dört saatlik yabancı “gün”ün getirdiği geçim şekli de bizi fecr âleminden uzak bıraktı (…) Yabancı saatin kuşatmasından evvel (…) bir gece yarısından diğer bir gece yarısına kadar uzanan yirmi dört saatlik “gün” tanınmazdı. Ziyada başlayıp ziyada biten, on iki saatlik, kısa, hafif, yaşanması kolay bir günümüz vardı. Müslüman'ın mesut olduğu günler, işte bu günlerdi (…) Yeni saat, Müslüman akşamının hüzünlü ve gösterişli dakikasını dağıttığı gibi, yirmi dört saatlik yabancı “gün”ün getirdiği geçim şekli de bizi fecr âleminden uzak bıraktı (…) Hâlbuki fecir saati, Müslüman için rüyasız bir uykunun sonu ve yıkanma, ibadet, neşe ve ümidin başlangıcıdır.”

“Batı'dan bohçalar halinde teknoloji almak” (Nurettin Topçu), bu âlet/makineye mündemiç bulunan yazgısallığa boyun eğmeği kaçınılmaz kılar. Bu nedenle kullanıcılar kolaylık arzularını tatmin eden bir pratik geliştirmekle veya geleneğe tepkisellikle, teknolojinin “hüküm sürme, düzenleme, buyurma, yükümlü kılma” özünü güçlendirmektedir.

Teknoloji, farkında olmasak da fıkıh dayatmakta ve bizi modern toplumların geçirdiği değişim süreçlerinden geçmeye mecbur bırakmaktadır. Teknoloji aktarımından sonra Müslüman toplumlarda da gemeinschaft/gesellschaft gerilimi gözlenmektedir. Teknolojinin hayatı biçimlendirme özü, Müslüman toplumlara da hadsiz-hudutsuz şekilde hâkim olmaktadır. Müslümanlar teknolojide mündemiç ideolojiyi fark edememektedir.

Teknoloji öncesi toplumlarla teknolojik tasarım toplumları arasındaki fark, sanıldığı gibi tarım toplumları ile uygar toplumlar arasındaki fark değildir. Teknolojik tasarım toplumları, tabiatsız bir kâinat algısında ve tamamen beşerî olarak imal edilmiş bir arz/yeryüzü tasavvurunda hayat bulmayı “ileri” bir düzey olarak benimsemeye boyun eğdirilmiştir. Bu boyun eğdirilme, kullanılan âlet/makine/araçlar vasıtasıyla gerçekleşmiştir. Makineler, artık bu toplum adına düşünmekte, seçmekte ve üretmektedir. Örneğin sensörlü aydınlatma mekanizmaları harekete duyarlı olarak yanıp sönmektedir. Işığın kontrolü kullanıcı fertlerden koparılmıştır. İnsanlar güneş/ay hareketlerinden yalıtılmıştır.

Teknolojik tasarım toplumları öncesinde insan, tabiatı Allah'ın tecelligâhı ve yeryüzünü de “daru'l-hikmet” olarak görmektedir. Bugün ise insanın tabiatla böylesi bir kurbiyet imkânı kalmamıştır. Yahya Kemal'in şu dizeleri, teknolojik tasarıma uğratılmış bir toplumda artık yazılamayacak ve şiir ölecektir: “Ötmekte fecre karşı horozlar birer birer; Geçtikte her dakika belirmektedir seher.” Modern insan, Ramazan ayı dışında “fecr” kelimesine ne kadar yabancıdır!

Hz. Nuh'un teknolojisi, sadece insanı kurtarma düşüncesiyle hareket etmemekte, onu hayvanlarla bir arada hayat süreceği yeryüzü idealine doğru yüzdürmekteydi. Hz. Süleyman'ın teknolojisi, karıncaların da Allah kulu olduğunu göz ardı etmemekteydi. Peygamber Süleyman, eşyanın (Belkıs'ın tahtının) naklini sağlayacak bilgiyi kullanırken at yetiştirmekten vazgeçmemişti. Demek ki, teknolojinin fıkıh dayatıcı özünün diğer göstergesi, insanı, etinden/sütünden/yününden istifade edebileceği ve binek olarak faydalanabileceği hayvan popülasyonundan mahrum bırakmasıdır.

İnsanlık, teknolojiyle arzu ettiği mutluluğa, fazıl topluma erişememiştir. Muhafazakâr insanlar komşularıyla asansörde, apartman kapısında veya bahçede karşılaşmamaya özen göstermektedir. Toplum artık ailelerden oluşmamakta, 1+1 veya 2+1 dairelerin bekâr silolarına dönüşmesi kimseyi rahatsız etmemektedir. Bu durum “insanın ölümü”nü ifade etmektedir.

Kitap, “Allah adaleti, ihsanı, akrabaya yardımı (îtâi zîl kurbâ) emreder” (16 Nahl 90) demektedir. Ayetin vurguladığı akrabalığın tesis edilmesi için evlilik yapmak, aile kurmak ve bu aileyi fıtrata münasip bir meskende mukim kılmak şarttır. Teknolojinin yüksek belirleyici olduğu toplumlarda ise aile çökmektedir.

Hz. Peygamber, “Cebrâil bana komşu hakkında o kadar çok tavsiyede bulundu ki; Allah Teâlâ, komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim” (Buhari, Müslim) buyurarak, komşuyu neredeyse kişinin evlad ü iyaline yakın bir mertebeye koymuştur. Teknolojik tasarım toplumlarında bu anlamıyla komşu kavramı yitirilmiştir.

Bu durumda problem şudur: İçtimaî ilişkileri fıkıh mı belirleyecek, yoksa sanayileşme ideolojisinin araçsal aklı olan teknolojinin dayatmaları mı?

 

LÜTFİ BERGEN - TERCÜMEİHÂL

2009’dan itibaren değişik internet sitelerinde ve Hece, Hece, Öykü, İdeal Kent, Düşünen Siyaset, Opus, Değirmen, Hak-İş Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, Kün Edebiyat, İtibar, Granada, İştirakî, Anadolu Gençlik, Çilingir, Diyanet Dergisi, Yolcu gibi dergilerde; Yeni Şafak ve Star gazetelerinin kitap eklerinde, Star Gazetesi Açık Görüş, Al Jazeera Türk, Arkitera Mimarlık gibi mecralarda makaleleri yayınlandı. 2012’de Eleştirel edebiyat- din- iktisat ilişkilerini temel alarak yöneldiği erken dönem Cumhuriyet hikâyesi incelemelerini “Edebî Metinde Din – İktisat” başlığı ile yayınladı. “Edebi Metinde Din- İktisat” başlıklı kitap 2012 TYB Edebi Tenkit Ödülü almıştır. Basılmış Eserleri: Azgelişmişlik Üstünlüktür (1996- 2012); Ahlâk Ayaklanması (1999- 2012); İsyandan Dirliğe: Anadolu’da Yerli Olmak (2011); Edebî Metinde Din – İktisat (2012) - TYB Edebi Tenkit Ödülü (2012); Kozmosta Yerlilik- Evlerimizi Kaybediyoruz (2013); Kenti Durduran Şehir (2013); Kent-İslâm ve Kapitalizm –Şehre Yürüyelim Batı Yıkılacak- (2014); İslâmcılık Söylem ve Eylem –Bir Şiddet Eleştirisi- (2014); Medeniyet – Müslüman Toplumsallığın İnşâsı- (2014); Devlet ve Allah –AnadoluSol Bakış- (2014); İnsanın Beşinci Zindanı (2015); Bilginin Kaynağı Nedir (2015); Kalın Anadoluculuk- İsmet Özel’e Bir Cuma Mektubu (2015).

LÜTFİ BERGEN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  182808

-