14 KASIM 2019 PERŞEMBE

Lütfi Bergen

TERAKKİ VE KIYAMET

Lütfi Bergen

Ahmet Hamdi Akseki (1887 – 1951) “İslâmiyet ve Terakki” makalesinde “İslâm'ın bir terakki ve teceddüt dini olduğu (…) açıktır (…) İslâm dini tam manasıyla bir terakki ve teceddüt dinidir (…) İslâm'dan önce darmadağınık bir halde olan ve tek bir din ile mütedeyyin oldukları görülmeyen, ilim ve fenne, ziraat ve iktisada yapışmalarını sağlayacak bir nizam bilmeyen Araplar, Hz. Muhammed'in talimlerile on sene içinde bütün bunlardan sıyrılmış, demokrat bir hükümetin temelleri atılmış, hak ve kanun bakımından fakir ile hükümdar tam bir eşitlik içinde birleştirilmişti” (Kara İsmail, Türkiye'de İslâmcılık Düşüncesi- II. Cilt, Risale Yayınları, 1989: 258-9) demek sûretiyle ilerlemeci-terakkici tarih fikrini yüceltir.

Celal Nuri İleri de “Türk İnkılâbı” adlı kitabında benzeri bir inanış ve izaha girmiştir: “Avrupa terakkîyâtından mühim bir kısmı, mesela ulûm ve fünûnun müktesebatı, milli bir renk ile mülevven değildir. O terakkiyat artık bütün beşeriyetin malı olmuştur (…) Demek istiyoruz ki, Garb'ın attığı adımlar yalnız kendisi için değil, bütün beşeriyet için atılmıştır” (İleri Celal Nuri, Türk İnkılâbı, Kaknüs Yayınları, 2000: 68).

Osmanlı aydını, geri kalmışlık düşüncesini gündemine alırken hem reel duruma bakarak (savaşlardaki başarısızlık, iktisadî mahrumiyetler) çözüm aramakta ve hem de Batı'da üretilen “yeni ilmî felsefe ve metod”un ideolojik baskısından kurtuluş refleksi geliştirmeye çalışıyordu. Osmanlı'nın gerilediği düşüncesi bir türlü bertaraf edilememiştir.

Said Halim Paşa'nın bilinçaltında yer alan “ilerleme, tekâmül, kalkınma” kavramları onu ister istemez “Batı milletleri seviyesi” şeklinde telaffuz ettiği bir entelektüel çıkmaza sürüklemektedir. Said Halim Paşa, “Beşerin tekâmül tarihinde (...) beşeriyetin dine olan meyli, fikrî ilerlemesi ile beraber gelişmiştir” (Paşa Said Halim, Buhranlarımız, İz Yayıncılık, 1991: 132) diyerek hem sosyal Darwinizmi ve hem de pozitivizmi içselleştiren bir dil kullanmaktadır. Said Halim Paşa, İslâm'ın dinini tarif ederken “İnsanların sosyal temayüllerini ve ilerleme arzularını tatmin ederek, vicdan çerçevesi içinde mes'ut olmaları için her ne lâzımsa, hepsini ihtivâ eden en mükemmel dindir” (Paşa, 1991: 164) şeklindeki ifadesiyle din ile terakki fikrini terkib eder.

Said Halim Paşa'nın “Batı fenni-İslâm ahlâkı” terkibi sosyal ihtiyaçları Batılıların ihtiyaçları ile aynı olmayan bir cemiyete bakarak oluşmaktadır. Ancak bu terkip de sonuç itibariyle Müslüman toplumların 1) Maddi Gerilik, 2) Ahlâkî Gerilik şeklinde belirlenen iki hastalığına işaret etmektedir. Said Halim Paşa'ya göre İslâm cemiyeti maddî gerilik felâketine maddî kanunları bilmemekten ve Batı toplumları da içine düştüğü sosyal felakete, tabiî ahlâkî kanunları bilmemesinden duçar kalmışlardır. Said Halim Paşa'ya göre “İslâm toplumları ahlâkî ve sosyal kanunlara sahip olduğu için Batı, yüzünü İslâm cemiyetine çevirmeli ve İslâm toplumu ise tutulduğu hastalıktan kurtulabilmek için o hastalığa sebebiyet veren cehaleti ortadan kaldırmalıdır” (Paşa, 1991: 270). Paşa bu cümleleriyle farkında olmadan Comte'un pozitivist toplum fikrine gelmektedir.

Said-i Nursi de “İlâ-yı kelimetullah'ın bu zamanda bir büyük sebebi, maddeten terakki etmektir (…) bu meselede seleflerim, Şeyh Cemaleddîn-i Efgani, allamelerden Mısır müftüsü merhum Muhammed Abduh, müfrit âlimlerden Ali Süavi, Hoca Tahsin ve İttihâd-ı İslâm'ı hedef tutan Namık Kemal ve Sultan Selim'dir. Ecnebiyyede terakkiyat-ı medeniyyeye yardım edecek noktaları (fünun ve sanayi gibi) maal memnunuiye alacağız” (Bediüzzaman, Divan- ı Harb-ı Örfî, Sözler Yayınları, Tarihsiz: 19) demekteydi.

Türk düşüncesi terakkici bir çizgi üzerinde yürüyor. Ben bu çizgiye “Umrancılar” da diyorum.

Batı'nın ve insanlığın ilim-fen ve tekniğini kırıntılarına kadar aldık. Fakat ahlâk toplumuna varamadık. Gökdelenler yükseliyor, seksen-yüz bin liralık otomobiller otobanda geziyor; kimse kimseye karz- hasen'de bulunmuyor.

“Kıyâmet alâmetlerinden biri de, yalın ayak, çıplak, yoksul çobanların binaları yükseltmekte birbirleriyle yarış ettiklerini görmendir” (Buhari, Fiten: 25; Ahmed bin Hanbel, Müsned, II/313).

Terakki ederek, refah arayarak kıyamet pedalını çeviriyoruz.

 

lutfibergen@gmail.com

lütfibergen (@BergenLutfi) | Twitter

LÜTFİ BERGEN - TERCÜMEİHÂL

2009’dan itibaren değişik internet sitelerinde ve Hece, Hece, Öykü, İdeal Kent, Düşünen Siyaset, Opus, Değirmen, Hak-İş Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, Kün Edebiyat, İtibar, Granada, İştirakî, Anadolu Gençlik, Çilingir, Diyanet Dergisi, Yolcu gibi dergilerde; Yeni Şafak ve Star gazetelerinin kitap eklerinde, Star Gazetesi Açık Görüş, Al Jazeera Türk, Arkitera Mimarlık gibi mecralarda makaleleri yayınlandı. 2012’de Eleştirel edebiyat- din- iktisat ilişkilerini temel alarak yöneldiği erken dönem Cumhuriyet hikâyesi incelemelerini “Edebî Metinde Din – İktisat” başlığı ile yayınladı. “Edebi Metinde Din- İktisat” başlıklı kitap 2012 TYB Edebi Tenkit Ödülü almıştır. Basılmış Eserleri: Azgelişmişlik Üstünlüktür (1996- 2012); Ahlâk Ayaklanması (1999- 2012); İsyandan Dirliğe: Anadolu’da Yerli Olmak (2011); Edebî Metinde Din – İktisat (2012) - TYB Edebi Tenkit Ödülü (2012); Kozmosta Yerlilik- Evlerimizi Kaybediyoruz (2013); Kenti Durduran Şehir (2013); Kent-İslâm ve Kapitalizm –Şehre Yürüyelim Batı Yıkılacak- (2014); İslâmcılık Söylem ve Eylem –Bir Şiddet Eleştirisi- (2014); Medeniyet – Müslüman Toplumsallığın İnşâsı- (2014); Devlet ve Allah –AnadoluSol Bakış- (2014); İnsanın Beşinci Zindanı (2015); Bilginin Kaynağı Nedir (2015); Kalın Anadoluculuk- İsmet Özel’e Bir Cuma Mektubu (2015).

LÜTFİ BERGEN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  724471

-