Hüseyin Yağmur

TERAKKİPERVER CUMHURİYET FIRKASI’NIN BAŞINA GELENLER                                                                                       

Hüseyin Yağmur

 

 

Dört gün sonra Cumhuriyet'in 96.Yıldönmü yurt içinde yurtdışındaki temsilciliklerde ve Kuzey Kıbrıs Cumhuriyetinde büyük törenlerle kutlanacak. Cumhuriyetin ne kadar büyük bir nimet olduğuna ve ülkemize getirilen Cumhuriyetin ne kadar faziletli olduğuna dair büyük laflar söylenecek.

Halbuki bizde gerçek anlamda Cumhuriyet rejimi pek olmadı. Yapay zeka gibi yapay bir cumhuriyetimiz oldu. ‘Cumhuriyet şampiyonluğu' yazıları henüz neşredilmeden, Cumhuriyetin ilk muhalif fırkasının başına gelenleri sizlerle paylaşayım dedim.Belki birilerinin 29 Ekim ezberleri bir nebze de olsa bozulmuş olur.

…………..

Cumhuriyet rejiminin ilk siyãsî muhalif partisi olma unvanına sahip Terakkiperver Fırka'nın neşvü nema bulduğu sosyolojik zemin, bilinen Anadolu gerçeğidir. Ağır vergiler altında ezilen, kendine ait değerleriyle birlikte yaşama sahası arayan Anadolu halkının gerçeği...

Ateş, bu atmosferi şöyle özetler:“Köylerde Aşar hala devam ediyor, şehir halkı ise köylünün ödediğinin yirmide birini ödüyordu. Henüz ekonomide halka yansıyan iyileştirmeler yapılamamıştı.” (Ateş,1998:106)

 

Terakkiperver Fırka'yı ortaya çıkaran diğer sosyolojik vak'a ise rejimi kuran ileri gelenler arasında ortaya çıkan doku uyuşmazlığıdır. Anadolu Hareketi kurmaylarının Tek Adam rejiminin ortaya çıkmasıyla birlikte nasıl kristalize olmuşlardı.

 

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, 17 Kasım 1924 günü resmen kurularak siyasi yapıda yerini alır. Fırkanın kurucuları Rauf (Orbay) Bey, (Canbolat) Bey, Dr. Adnan (Adıvar) Bey, Refet (Bele) Paşa, Kâzım (Karabekir) Paşa, Ali Fuat (Cebesoy) Paşa ve Bekir Sami Bey gibi Milli Mücadelenin ünlü sivil ve asker önderleridir.

”İsmet Paşa, Ali Fuat Paşaya muhalefetin gereksiz bir şey olduğunu söylemişti. Amerikan temsilcisi Amiral Bristol'a ise düşüncesini daha açık olarak şu sözlerle bildirmişti: “Bu memlekette muhalefet, ihtilal demektir. “(Kinross, Atatürk, s. 470.471). (Ertunç,2010:124

Halbuki Rauf (Orbay) Bey, "Aramızda saltanatçılıkla itham edilebilecek tek bir fert yoktur. Yalnız size şunu izah edeyim ki, saltanat yalnız hanedanlar tarafından değil, şahısların tahakküm ve istibdatları ile de tecessüm edebilir.” Demekteydi. (Ertunç,2010:91)

İsmet Paşa'nın başını çektiği radikal grup yeni muhalefet teşebbüsünden son derece rahatsız olur. “İnönü'nün teklifi ile partinin kurulmasından 3 gün sonra ülkede sıkıyönetim ilan edilmesi istenir. Ancak İnönü'nün bu talebi parti grubunca reddedilir.” (Doğan A,1966:106)

 

“Halk Fırkalılar derhal ani bir kararla partilerinin isminin önüne Cumhuriyet ibaresi koydurarak”  (Ekinci,1997:73) muhalif fırkadan eksik olan yönlerini tamamlarlar.

 

Mustafa Kemal'in Meclis'te hükümette ve cemiyette artan siyãsî otoritesinin tek adam rejimine dönmesine karşı dalgakıran fonksiyonu üstlenen muhaliflerin partileşmesi Mustafa Kemal'i de tabiî olarak rahatsız eder.

 

Mustafa Kemal'in yeni doğan muhalefete karşı kullandığı dil ise henüz diplomatiktir. Ona göre, “Muhaliflerin kendilerinden daha ziyade Cumhuriyetçi ve Terakkiperver olduklarını iddiaya kalkışmaları manasız ve yanlıştır.” (Nutuk,1998:104)

 

Muhalif fırkanın kuruluşundan sonra kısa süren bir fırtına öncesi sessizlik olur. Ardından bir istifa sağanağıyla siyaset hayatı altüst olur. Bir anda 19 eski milletvekili Terakkiperver Fırka'ya iltihak eder. Bir kaç ay sonra ortaya çıkan bir netice ise geleceğin habercisi olarak bazı mahfilleri fazlasıyla rahatsız eder. Çünkü 13 Şubat'ta yapılan seçimlerde Halk Fırkası Tarsus, Sivas ve Kayseri Belediye seçimlerini kaybetmiştir.'

 

Terakkiperver Fırka'nın kurulmasının ardından Partinin idarecileri basın yayın aracılığıyla kamuoyuna siyãsî görüş ve düşüncelerini açıklamaya başlarlar. Bu düşüncelerin ülkenin mevcut siyãsî gidişatından ayrı olduğu, muhaliflerin farklı şeyler istediği alenen ortadadır.

 

Hedeflerinin; milleti millete idare ettirmek olduğunu, seçimlerin tek dereceli olması gerektiğini, bütün yetkilerin demokratik teamüllere uygun kullanılması gerektiğini açıklayan muhalifler, “Saltanat idaresinin sadece hanedanlarda değil, şahısların tahakkümüyle de doğabileceğini, Cumhuriyet idaresinin bir çok yerde olduğu ancak Meksika'daki gibi olmaması gerektiğini”  (Ateş,1998:115) müdafaa etmekte, bir yandan da ülke çapında hızla teşkilatlanmaktadırlar.

 

Yeni partiye katılımlar ise aynı hızda sürmektedir. Partiye katılanlar bu sefer eski milletvekilleri değil, Halk Fırkası'ndan istifa eden bir grup milletvekilidir. Partinin 2. Başkanı olan Rauf Bey gazetelere verdiği demeçlerde ‘Hakimiyetin tek bir kişide yahut hükümette olması düşünülemez. Hakimiyet Mecliste olmalı' demektedir.” (Ateş,1998:127)

 

T.C.F.'nin Genel Sekreteri olan Ali Fuat Paşa'nın bir gazetecinin ‘İki partinin programı arasında ne gibi farklar var?' sorusuna verdiği cevap ise kayıtlara geçecek bir ironi örneği teşkil etmektedir: “İki Fırkanın programı arasında fark bulunup bulunmadığını anlamak için iki programı karşılaştırmak lazımdır. Halbuki Halk Fırkası'nın yazılı bir programı yoktur. Dolayısıyla mukayese imkanım da yoktur.” (Ateş,1998:187)

 

T.C.F.'ye karşı, Halk Fırkası ileri gelenlerinin ve bazı yayın organlarının yönelttikleri ithamlar ise ilk günden itibaren tahripkar bir dozda başlamıştır. Halk Fırkası'nın Kırşehir Mebusu Yahya Galip Bey yeni Partinin İttihad ve Terakki Fırkası'nın bir devamı olduğunu ileri sürmekte, Partinin isminde yer alan ‘terakki' ifadesinin de bunun bariz bir delili olduğunu savunmaktadır.

 

Bu itham vesilesiyle burada tãrihi bir tesbit yapmak kaçınılmaz gözüküyor. Resmî ideologlar ve vakanüvistler tarafından bir devrin muhaliflerine yapıştırılan ‘İttihadçı' damgası abesle iştigalden başka bir şey değildir. Devrin ayrıntılarına inildiğinde bazı İttihadçıların Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından sahiplenildiği görülür.Bunun en sembolik örneği İttihadçı fedai Atıf Kamçıl'dır. “Devrin Osmanlı Generali Şemsi Paşa'yı Manastır'da bir suikastle vurarak öldüren İttihadçı fedai Atıf Kamçıl bilahare Cumhuriyetçiler tarafından TBMM'ye üye olarak dahil edilmişti.” (Ertürk,1996:230)

 

Gazetelerde çıkan yayınlarda ise Halk Fırkası yetkililerinin ağızlarından çeşitli ithamlar ileri sürülmektedir. Muhaliflerin ‘İrticacı' olduğu, kurucularının bugüne kadar memlekete hiçbir faydası olmadığı iddia edilmekte, ‘Biz bu adamların cumhuriyetçi olduklarından hâlâ şüphe ediyoruz' denilmektedir.

 

İşte tam bu günlerde bir tertiple ortaya çıkarılan Şeyh Sait isyanı bahane edilerek önce Takriri Sükun Kanunu çıkarılır. Bu sıkıyönetim havası içerisinde kurulmasından altı ay sonra, 3 Haziran 1925'te İcra Vekilleri Heyeti kararıyla parti kapatılmıştır.

 

Prof. Dr. Kemal Karpat'a göre “Takriri Sükun Kanunu Türkiye Cumhuriyeti tãrihinde yeni bir devrin başlangıcı sayılıyordu. Nüfuzunu memleketin her köşesine yaymış, teşkilatlı muhalefeti ortadan kaldırmış olan iktidar bundan sonra bütün kuvveti elinde toplamıştı.” (Karpat,1996:97) 

 

Konuyla ilgili en çarpıcı tesbitlerden biri yine bir yabancı gözlemciye aittir. İngiliz araştırmacı Hale, olayı şöyle özetler: “Kürt asilerle, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası arasında gerçek siyãsî bağlantıların bulunduğu kuşkulu olmasına karşın, hükümet sonunda aynı süpürgeyle onu da temizlemiştir.” (Hale,1996:69) 

 

Dönemin CHP Milletvekili İbrahim Arvas'ın naklettiğine göre Terakkiperverler böyle bir netice ile ucuz kurtulmuşlardır. Çünkü devleti yönetenler  şöyle düşünüyorlardı: “Böylesine muhalif bir teşebbüsün başka memleketlerde cezası toptan idamdır. Onlar daha insaflı davranarak sadece partiyi kapatmakla iktifa etmişlerdir.” (Arvas,1946:51) 

 

 

 

 

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  613406

-