30 MAYIS 2020 CUMARTESİ

Hüseyin Yağmur

TERAKKİPERVER FIRKA İRTİCA ODAĞI MIYDI?

Hüseyin Yağmur

Bilindiği üzere Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk muhalefet partileri Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Laik Fırka'dır. Bu iki parti de kurulduklarından kısa bir süre sonra irticaya destek verdikleri gerekçesiyle kapatılmış ve kapattırılmıştır. Tek parti dönemlerinden beri süregelen ve kamuoyunda bilinçaltına yerleştirilen klasik yaftalama ile bakıldığında irticaya alet olan bu iki parti tabi olarak yok edilmeyi de hak etmişlerdir.

Kamuoyu bilincine yerleştirilen ve lise ve fakülte ders kitaplarında ısrarla işlenen bu tez, bilimsel bir temele dayanmamaktadır. Her iki partinin kurulduğu döneme ait kaynaklara inildiğinde, birinci şahitlerin ağzından olaylar dinlenildiğinde gerçeğin hiçte oluşturulan imajdaki gibi olmadığı apaçık ortaya çıkmaktadır.

17 Kasım 1924 yılında, yani Cumhuriyet'in ilanından yaklaşık bir yıl sonra  kurulan T.C.F. ile ilgili o günün basını tarafından oluşturulan imaj sadece irtica bağlantısı değildir. İttihad ve Terakki namına çalışmak, radikal sosyalist olmak daha kurulduğu ilk günlerde T.C.F. için hakim ideoloji tarafından seçilen iki farklı yakıştırmadır. Fırka büyüyüp gelişmeye başlayınca daha önceki yakıştırmalar terkedilerek irtica desteği gündeme getirilir.

Cumhuriyet başyazarı ve Halk Fırkası mebusu Yunus Nadi'de aynı kanaattedir: Bu haliyle Terakkiperver Fırka'nın bugün efkarı umumiye mahzarında irtica ile maznun mevkiinde bulunduğunu saklamaya imkan yoktur.        

Dönemin hakim ideolojisi ve ideologları tarafından ısrarla irticaya destek fikri işlense de T.C.F.'nın kurucuları olan ve bir çoğu Kuvay-ı Milliye komutanı bulunan şahıslar böyle düşünmemektedir. Günlük gazetelere verilen beyanatlar başta olmak üzere kurucuların yaptıkları tüm açıklamalar partinin liberal görüşe sahip cumhuriyetçilerce teşkil edildiğini açıkça göstermektedir.

Kurucuların bu muhtevayı içeren beyanatlarına kısaca gözatmak yeterli olacaktır.1 Kasım 1923'te Vatan ve Tevhid-i Efkar gazetelerinde Cumhuriyet'in ilanına ilişkin Rauf Bey ile yapılan ropörtaj yeralır. Rauf Bey kendisinin Cumhuriyetçi bir hükümet şeklinden yana olduğunu...

Rauf Paşa, yeni bir parti kurmak gayesiyle Halk Fırkası'ndan ayrılırken, Fırka riyasetine çektiği istifa dilekçesinde de benzeri ifadeler kullanmıştır: "Cumhuriyet-i idarenin teyid ve takviyesine çalışmak üzere fırkadan ayrıldığımı arzederim."

Kuruculardan Kazım Karabekir ise kendisine yöneltilen Cumhuriyet hakkındaki düşüncelerini yorumlarken; "Öteden beri şöyle düşünürüm: Şahsî veya zümrevî saltanat, milletlerin daima bais-i felaketi olmuştur. Memleketimizin bu hale düşmesinin hakiki sebebi hakimiyeti milliyenin mevcut olmamasıdır. demiştir.

Karabekir Paşa 24 Şubat 1924'te mecliste yaptığı bir konuşmada dinin siyasete alet edilmesiyle ilgili kanaatini de açıklamıştır: "Efendiler, dini alet ittihaz ederek mevcudiyeti tehlikeye koyanlar şayan-ı lanettir. Bu hareket hıyanet-i vataniyyedir."

Partinin 2. başkanı Dr. Adnan Adıvar'ın da Cumhuriyet ile ilgili görüşleri farklı değildir. O da Halk Fırkası'ndan istifa dilekçesine Cumhuriyet'i muvaffak etmek istediğini yazar: "Bundan böyle irade-i cumhuriyetin memlekette tam ve kamil muvaffakiyetini temin için çalışmak emelinde bulunduğumu arzeylerim."

1 Aralık 1924 tarihli İstiklal Gazetesi'nde de yine T.C.F.'nın kurucularından birinin görüşleri yer alır. Kurucu, gazete muhabirinin sorularına şu cevapları verir: "Biz ne saltanatçıyız, ne de hilafetçi. Bu iki müessesenin memlekete ika ettiği büyük ve elim fenalıklar hepimizin hatırındadır. Aramızda saltanatçılıkla itham edilebilecek tek bir fert yoktur. Yalnız size şunu işaret edeyim ki saltanat yalnız hanedanlar tarafından değil, şahısların tahakküm ve istibdatları ile de teessüs edebilir. Biz saltanatın aleyhinde bulunduğumuz gibi Meksika'daki gibi bir cumhuriyet de istemiyoruz. Bizim istediğimiz milletin irade ve arzusunu hakim kılan, onun emeli dairesinde hareket eden bir cumhuriyettir.

Yukarıda da bahsettiğimiz üzere yeni fırkanın kurucuları liberal bir cumhuriyet arzulamaktadırlar. Bu cümleden olarak dönemin muhafazakar görüş sahibi olan mebusları ve meclis dışı fertler T.C.F.'na karşı bir yakınlık duymazlar. Nitekim bu gerçek o günün gazete haberlerine de yansır: "Mensubu ilmiyeden bulunan mebuslar bu yeni fırkaya girmeyecekler, kendi aralarında bir muhafazakar fırka tesisine çalışacaklar veyahutta mecliste müstakil kalmayı tercih edeceklerdir."       

Terakkiperver Cumhuriyet Fırka kurucuları yeni bir partiyi hangi ihtiyaçtan dolayı kurduklarını yine muhtelif gazetelere yaptıkları açıklamalarla izah ederler: "Halk Fırkası erkanı tamamıyla hükümetin taraftarı, binaenaleyh inhisar talibidir. Bu yüzden hükümete karşı tam bir murakabe tatbiki imkanı bulunmuyordu. İşlerin çoğu meclisin nazar-ı tetkikinden kaçıyordu. Başımızda hükümetin tahakkümü vardı. Tenkid hoşa gitmiyordu. Daima öne sürülen Cumhuriyet sözü tehlike dakikalarında silah gibi kullanılıyordu.

17 Kasım 1924'te, yani T.C.F.'nın kuruluşundan yaklaşık üç ay sonra 14 Şubat 1924'te Bingöl'ün Genç ilçesinde Şeyh Said isyanı patlak verir. Bu isyanın çıkışıyla birlikte T.C.F:'nın isyancılarla irtibatlandırılarak kapatılma süreci başlar ve iki sosyal vakıanın etki ve tepkileri atbaşı olarak birbirini izler.

Şeyh Said isyanını bir propoganda malzemesi olarak değerlendiren Halk Partililer olayın bir irtica hareketi olduğundan bahisle icap ederse inkılabın sesinin bütün Türkiye'de hakim ve mutlak olarak çınlayacağından bahsederler.

Terakkiperverler de mevcut isyandan özelde partileriyle irtibatlandırılması, genelde ülkeye zarar  vermesi bakımından rahatsızdırlar. Nitekim ilk meclis içtimaında isyancılara karşı uygulanacak şedit tedabire müzaharete karar vermişlerdir.

Yakın tarihin ilk muhalefet fırkasına laik görüş ve ideoloji mensuplarınca yöneltilen en temel eleştiri programında yer alan 'Fırka efkar ve itikad-ı diniyyeye hürmetkardır' ifadesiydi şüphesiz. Öncelikle şu gerçeğin altını çizmek gerekir ki fırkanın 58 maddelik programının sadece iki maddesi dini hususları ihtiva etmekte olup bu iki maddeyi (hatta bir maddeyi) öne çıkarıp bir fırkayı mahkum etmek tarihi bir vebal teşkil etmektedir.

Sunulan bunca bilgiyi genel bir değerlendirmeye tabi tutacak olursak; T.C.F. ortaya koymaya çalıştığımız süreç içerisinde Cumhuriyet'in ilk yılının karışık döneminde bir anlamda M. Kemal'i frenlemek isteyen ılımlı yenilikçilerin oluşturdukları siyasal harekettir.

ABD'nin ilk Türkiye Büyükelçisi John Grew'de T.C.F. olayına o günkü gözlemlerine dayanan ilginç bir yorum getirir: "Cumhuriyetin ilk günlerinde geçimsizlik çıkaran grubun muhafazakar olduğu kabul edilmişse de aslında bunlar, Gazi'nin çevresinde toplanan ve ilerici olduklarını söyleyen birçoklarından daha muhafazakar değildirler. O zamanki başlıca politik sorun parlamento rejimi ve diktatörlük tartışmasıydı."

T.C.F. ile ilgili Türk dilinde yazılmış ilk bilimsel çalışmayı yapan Nevin Yurtsever Ateş sonsöz mahiyetinde yaptığı değerlendirmede gerçeği, karalamayla oluşturulan imajdan ayırtediyor: "Cumhuriyet düşmanı dinci unsurların T.C.F.'na sızmak istedikleri doğru olabilir. Ancak kurucu yönetici düzeyinde böyle bir özendirme sözkonusu değildir. Unutmamak gerekir ki o dönemde devletin resmi dininin İslam olduğu anayasasında yazılıdır.

Ne var ki bütün bu tesbitlere ve sosyal gerçeklere rağmen T.C.F. dönemin hakim siyasi konjonktürüne kurban edilmiş, gelişen günlük olaylar verilen hükmün haklılığını gösterme çabasında birer malzeme olarak kullanılmıştır.

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  891662

-