14 KASIM 2019 PERŞEMBE

Lütfi Bergen

TIRAŞ

Lütfi Bergen

Hz. Peygamber (asv) ashabıyla umre yapmak üzere Mekke'ye yönelir. Hudeybiye denilen yerde konaklayıp durumu Mekke'ye bildirmek üzere bir elçi gönderilir. Elçi canını zor kurtararak döner. Bunun üzerine Hz. Osman gönderilir fakat gözaltına alınır. Hz. Osman'ın geri dönmemesi öldürüldüğü zannına neden olur. Bunun üzerine Ashabı Kiram, sadakat andı içip tek tek Peygamber (asv)'e biat verirler. Bu beyata Rıdvan Biatı denir. Müşrikler Müslümanların bu biatı karşısında Hudeybiye barış anlaşmasını yapmak isterler, Hz. Osman'ı da serbest bırakırlar. Bu biatla ilgili ayet de inmiştir: “And olsun ki, müminler sana o ağacın altında biat ettikleri zaman Allah onlardan hoşnut olmuştu ve kalplerindeki bilerek manevi kuvvetini indirmiş ve yakın bir fetih ile müjdelemişti (48 Fetih 18).

Anlaşma maddeleri sahabeler arasında büyük infiale sebep olur: 1) Müslümanlarla müşrikler, birbirleriyle on yıl harp etmeyeceklerdir; 2) Hz. Muhammed ve sahabeler, bu yıl Mekke'ye girmeyip geri dönecekler, gelecek Kâbe'yi tavaf edecekler, ancak Mekke'de üç gün kalacaklardır. Mekkeliler ise, o sırada şehri boşaltacaklardır; 3) Medine'deki Müslümanlardan Mekke'ye iltica edenler Müslümanlara ia­de edilmeyecek, Mekke'den Medine'ye ilti­ca edenler geri verilecektir; 4) Arap kabilelerinden isteyen Hz. Peygamberle, isteyen de Ku­reyş'le bir­leşmekte serbest olacaktır.

Anlaşma henüz imzalanmış değilken Süheyl b. Amr'ın oğlu Ebû Cendel bir fırsatını bularak kaçarak gelir, Hz. Peygamber (asv)'e iltica eder. Oğ­lunun geldiğini gören Süheyl, onu Pey­gam­be­rden he­men ister. Hz. Peygamber “Biz, sulh sözleşmesini henüz imzalamış de­ğiliz!” dese de Ebû Cendel'i babasına teslim etmek zorunda kalır.

Hz. Peygamber (asv) anlaşma imzalandıktan sonra sa­ha­belere, “Artık kalkınız, kurbanlarınızı kesip sonra başlarınızı tıraş ediniz!” di­ye seslenir. Üç kere tekrarlamasına rağmen, ashaptan kimse bu emre icabet etmez. Bunun üzerine Hz. Peygamber (asv) Hz. Ümmü Seleme'nin yanına gider. Hz. Ümmü Seleme, “Sen kurbanını kesecek ve tıraş olacak olursan halk da öyle yapar!” der. Bunun üzerine, Hz. Peygamber (asv) hiç kimseyle görüşme­den kurbanlık develerini keser ve berberi Huzaalı Hırâş b. Ümey­ye'yi çağırıp tıraş olur. Bunun üzerine sahabeler de derhal kurbanlık develerini keser ve başlarını tıraş eder. Hudeybiye'nin vaad ettiği yakın fetih (başka tefsirler de varsa bile) manevîdir. Ashabın tıraş olarak Hz. Peygamber (asv)'i tasdikidir.

Fütüvvetnâmelerde de tıraş edilmeye dair anlatılara yer verilmiştir. “Hz. Cebrail, cennete girip yünden bir kuşak getirdi. Hz. Âdem'in beline kuşattı ve şöyle dedi; ya Âdem, bu kuşağa vefa şeddi derler. Hak Teâlâ için senin beline bağlarım ki ahdine vefa gösteresin ve kovulmuş Şeytan'a tabi olmayasın (…) Ondan sonra cennet kokularından getirip Âdem'in saçını bağladı ve tekbir getirdi. Âdem'in eline asa verdi ve şunu dedi: bu itaat asası (…) Hilafet seccadesinin üzerine Hz. Âdem'i oturttu ve cennetin ırmaklarından bir miktar bal ve bir miktar süt götürdü. Helva yaptı (…) Bir lokma yapıp Âdem'e verdi (…) Ehl-i tarikat da bu minval üzere sülûk ederler, mürid olanların başını tıraş ederler ve tevbe istiğfar ederler. Bundan sonra ahd edip ahd ayetlerini okusunlar ve sonrasında tacı ve hırkayı giydirsinler ve tarikat kardeşlerinin elini tutsunlar. Sonunda şeddi beline bağlasınlar ve kendisine tuğ ve âlem versinler. Daha sonra seccadenin üzerine oturtsunlar ve helvayı şart üzere pişirip meydana getirsinler ve muhabbet lokmasını birbirine sunsunlar. Helvadan geri kalanı diğer tarikat ehline göndersinler. Çünkü bu helvaya cefne helvası derler. Olmayınca olmaz. Zira bu yol ve erkân Hz. Âdem'den kalmıştır. Çünkü erkân sahiplerinin senedi budur” (Abdulganî Muhammed b. Alâuddin el-Hüseyin er-Radavî,  Fütüvvetnâme-î Tarîkat, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınevi, 2011: 89-93).

Mehmet Saffet Sarıkaya'nın Fütüvvetnâme-i Ca'fer Es-Sâdık'a Dâir Bir İnceleme başlıklı makalesinde de şu açıklamaya yer verilmiştir: “Fütüvvetname, ehl-i tıraş'ın tıraşın erkân ve adabına dair bilmesi gereken şeylerin açıklamasıyla başlar. Sonra tıraşın Adem, Nuh ve Muhammed (as)'dan kaldığı ifade edilerek Fetih /8-9, Nuh/26, Fetih/27. ayetlere işaret edilir. Cebrail tarafından tıraş edilen ve şedd (bel kuşağı, fütüvvet kuşağı) bağlanan peygamberlerden Âdem (as)'ın cennetten çıkarılıp yeryüzünde tevbe ettikten sonra; Nuh (as)'ın Tufandan sonra; Hz. Muhammed (sav) ise Uhud savaşı dönüşü amcası Hamza'yı kaybetmenin hüznü içindeyken tıraş olup şedd bağlamışlardır. Eserde Hz. Muhammed'in tıraş olması ve şedd kuşanması oldukça uzun yer almıştır (3b-9b). Burada olay ilgili merasimin detaylarıyla birlikte verilmiş; sadece tıraş ve şedd kuşanma değil diğer peygamberlerden kalan nurdan tac, hırka, tığ, âlem gibi emanetlerde merasimin diğer unsurları olarak Cebrail tarafından melekler eşliğinde Hz. Muhammed'e verilmiş ve ondan da Hz. Ali'yi tıraş etmesi ve şedd kuşatması istenmiştir. Hz. Ali de on yedi kemer-besteden üç kişiyi Selman-ı Farisi, Kanber, Süheyl-i Rumi'yi tıraş eyleyip onlara şedd kuşatmıştır. Durumdan haberdar olan ashab-ı kiram Rasulüllah'ın icazetiyle birbirlerinin başların tıraş edip aralarındaki dostluğu pekiştirmişlerdir (Mehmet Saffet Sarıkaya, Fütüvvetnâme-i Ca'fer Es-Sâdık'a Dâir Bir İnceleme, Türk Kültürü Ve Hacı Bektaş Veli Dergisi-Hacı Bektaş Veli Ve Bektâşilik Özel Sayısı, 2006).

Fütüvvet geleneğinde intisap, tıraşla başlar, şedle nihayetlenir. Şeddin şükranesi sofradır, helvadır. Tıraş, bağlılığın emaresi, tevbe ederek yol'a girmenin erkânıdır. Kur'an: “Allah dilerse, siz mutlaka Mescid-i Haram'a emin olarak, başlarınız tıraş edilmiş ve kısaltılmış olarak korkusuzca gireceksiniz. Ki O, kendi peygamberlerini hidayetle ve hak olan din ile diğer bütün dinlere karşı üstün kılmak için gönderdi” (48 Fetih 27-28) ayetleriyle başları tıraşlanmış insanların intisaplarının aziz kılınacağına işaret etti.

Tıraş olduk bugün elhamdülillâh / Hüdâ birliğine eş-şükrülillâh

Muhammed'le Âli'nin himmetiyçün / Bu dergâhtan ayırma ey Ganî Şâh

 

LÜTFİ BERGEN - TERCÜMEİHÂL

2009’dan itibaren değişik internet sitelerinde ve Hece, Hece, Öykü, İdeal Kent, Düşünen Siyaset, Opus, Değirmen, Hak-İş Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, Kün Edebiyat, İtibar, Granada, İştirakî, Anadolu Gençlik, Çilingir, Diyanet Dergisi, Yolcu gibi dergilerde; Yeni Şafak ve Star gazetelerinin kitap eklerinde, Star Gazetesi Açık Görüş, Al Jazeera Türk, Arkitera Mimarlık gibi mecralarda makaleleri yayınlandı. 2012’de Eleştirel edebiyat- din- iktisat ilişkilerini temel alarak yöneldiği erken dönem Cumhuriyet hikâyesi incelemelerini “Edebî Metinde Din – İktisat” başlığı ile yayınladı. “Edebi Metinde Din- İktisat” başlıklı kitap 2012 TYB Edebi Tenkit Ödülü almıştır. Basılmış Eserleri: Azgelişmişlik Üstünlüktür (1996- 2012); Ahlâk Ayaklanması (1999- 2012); İsyandan Dirliğe: Anadolu’da Yerli Olmak (2011); Edebî Metinde Din – İktisat (2012) - TYB Edebi Tenkit Ödülü (2012); Kozmosta Yerlilik- Evlerimizi Kaybediyoruz (2013); Kenti Durduran Şehir (2013); Kent-İslâm ve Kapitalizm –Şehre Yürüyelim Batı Yıkılacak- (2014); İslâmcılık Söylem ve Eylem –Bir Şiddet Eleştirisi- (2014); Medeniyet – Müslüman Toplumsallığın İnşâsı- (2014); Devlet ve Allah –AnadoluSol Bakış- (2014); İnsanın Beşinci Zindanı (2015); Bilginin Kaynağı Nedir (2015); Kalın Anadoluculuk- İsmet Özel’e Bir Cuma Mektubu (2015).

LÜTFİ BERGEN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  216424

-