Hüseyin Yağmur

TÜRK YARGISI NEREDEN NEREYE GELDİ?

Hüseyin Yağmur

Yüzlerce olay ve gerçekle açıklanabileceği üzere; Türk Yargısı uzun süre, 1960 Darbe Düzeninin bir mahsulü olarak icrayı sanat eyledi. O öyle bir darbe rejimiydi ki; Atatürk'ün yaptırdığı Anayasayı askıya almak, seçilmiş hükümeti devirmek suçunun failleri, 'Yüksek Adalet Divanı' isimli sözde bir mahkeme tesis etmişlerdi.

Mahkeme Başkanı Selim Başol, bir duruşma sırasında kendisine itiraz eden mağdura 'Sizi buraya tıkan güç böyle istiyor' diyerek dünya darbeler tarihine geçmişti.Mahkemenin Savcısı Ömer Egesel, kadın iç çamaşırlarından delil oluşturacak dereceye kadar inmişti.Yıllar sonra Nokta Dergisi Salim Başol'a Yassıada Duruşmaları konusunu sorunca Başol, yine tarihe geçecek bir cevap vermişti: Hiç hükümlüden hüküm sorulur mu?

27 Mayıs 1960 Darbecileri 235'i General olmak üzere 5.500 subayı ordudan, 146 akademisyeni üniversiteden atarken, adli yargıdan da 520 hakimi atmışlar, Danıştay üyelerinin de yarısını tasfiye etmişlerdi.

27 Mayıs Darbesinden sonra çok partili hayata geçilince CHP'liler 27 Mayıs Darbesi'nin yazı, çizgi vs. gibi yollarla eleştirilmesini yasaklayan bir kanun çıkarmışlardı. Ülkede adalet, mahkemelerde bağımsız yargıçlar olduğunu sanan Adalet Partisi, bu kanunun Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine dava açmıştı.

Dünyanın en özgürlükçü (!) anayasası olan 1961 Anayasası, bir darbenin eleştirilme özgürlüğünü herhalde kısıtlamazdı.Ne var ki yargı refleksi Darbe rejimine bağlılık olarak ortay çıktı. Anayasa Mahkemesi bu kanunun Anayasaya aykırı olmadığını ilan etti. Böylece kimliğini ve misyonunu da daha o günden deşifre etmiş oluyordu.

Darbenin ardından bir siyasi parti gibi hareket eden Ordu gibi yargı da bir başka siyasi parti gibi ülkenin iktidarıyla mücadele etme yöntemini benimsemişti. Yargı, siyaset kurumunun halka yönelik her türlü açılımının önünde bir duvar gibi yer almıştı o yıllarda.

1963 yılında AP'nin İstanbul Belediye Başkanı'nı kabul etmeyip başkanlığı CHP'nin adayı Haşim İşcan'a veren ‘YSK, aynı yanlı tutumu 1968 seçimlerinde de sürdürerek İstanbul'da AP listesinden seçilen Belediye Meclis üyeliklerini iptal ederek CHP'ye verdi. Gerekçe, listeleri yetkisiz bir kurulun vermiş olmasıydı”(Bilgiç,1998:120)

1960'lı yılların ikinci yarısında da en çok dikkat çeken olgulardan biri de siyasallaşmış yargı konusu idi.23 Ekim 1965 günü Cumhurbaşkanı Gürsel, Isparta Milletvekili Süleyman Demirel'i Hükümeti kurmakla görevlendirdi. Birinci Demirel Hükümeti 26 Ekim'de açıklandı. 11 Kasım'da güvenoyu aldı.

1965 seçimlerinin ardından ordudaki politik ihtiras ve şehvet tekrar canlanır. Adalet Partisi tek başına meclislerde çoğunluğu sağlamış. 1960'ta düşürülen ve feshedilen DP'nin devamı olduğunu söyleyen AP iktidar olmuştu.

Ne var ki Derin devlet atanmış kurumları aracılığı ile iktidara baskı uygulamaya başlamıştı bile.Bu yüzden bazı konular yargıya takılıyordu.Donat bu vaziyeti şöyle anlatır:Ankara İl Kongresi'nde bir delege "Başbakan şu sorunları da çözsün" deyince...Bir başka delege ona kürsüden yanıt verdi:- Başvekil onları da çözecek emme, taylar rahat bırakmıyor ki... Yargıtay, Danıştay, Sayıştay.. (Donat,1987:78)  

Adalet Partisi, 1960 Darbe rejimiyle siyaset etme hakları yasaklanan eski Demokrat Partililer için 1969 yılında yani tam dokuz yıl sonra uzun uğraşlar sonucu 'siyaset yasağının kaldırılmasına dair' bir kanun çıkardı.

Dönemin en solcu partisi iddiasındaki Mehmet Ali Aybar'ların, Behice Boran'ların İşçi Partisi, Anayasa Mahkemesi'ne bu kanunun iptali için başvurdu.9 Ocak 1970 tarihinde gerçekleşen iptal başvurusunda TİP, 27 Mayıs Darbesi'ni savunan bir zihniyet içerisinde” (Bilgiç,1998:185) kanunun iptalini talep ediyordu.

Dünyanın en özgürlükçü(!) Anayasasının Mahkemesi, İşçi Partisi'nin talebini kabul ederek kanunu anayasaya aykırı buldu ve iptal etti. Darbe rejiminin kurduğu mahkeme, darbecilerin siyasetten yasakladığı şahısların siyaset yasağının devamı şeklinde karar vermişti.Anayasa Mahkemesi sahibin sesi konumuyla hareket ederek '27 Mayıs Darbesinin ruhuna aykırı olduğu gerekçesiyle' kanunu iptal etmişti.

14 yıl boyunca bir grup Demokrat Partilinin siyasi hakları üzerinde devam eden ipotek 1974 yılında ancak kalkabildi.DP'liler siyasal haklarına bu olaydan dört yıl sonra 4 Nisan 1974'te ancak kavuşabileceklerdi.” (Bayar,1999:9)

AP iktidarı tarafından Menderes ve bakan iki arkadaşının kabirlerinin aile isteğiyle Eyüp Sultan'a nakledilmesine dair Belediye Meclisi Kararı, YSK tarafından atanan Belediye Başkanı Haşim İşcan tarafından Danıştay'a götürüldü. “Danıştay, İstanbul Belediye Meclisi'nin kararını iptal ederek” (Arcayürek,1985:111) Menderes ailesinin bu hassas talebine karşı tavır koymuş oldu.

Aynı Danıştay, Yargıtay Başkanı İmran Öktem'in cenaze namazının kılınmamasını protesto etmek için hakimlerin yapacağı yürüyüşe ‘valilik başka bir güzergâh gösterince, bu valilik kararını da iptal ederek yeni bir güzergâh tayin edebilmişti.”(Bilgiç,1998:173)

Yassıada savcısı ve dönemin Yargıtay Üyesi Ömer Egesel'in organize ettiği, yüksek mahkeme yargıçlarının yanı sıra aşırı solcu öğrencilerin de katıldığı bu protesto yürüyüşü sırasında kontrolden çıkmış şahıslar çeşitli tahrikler yaptılar. Hepsinden hazini göstericiler Ankara milletvekili Zühdü Pehlivanlı'yı Mustafa Kemal Bulvarı'nda arabası içinde linç ederek öldürdüler.” (Bilgiç,1998:174)

Darbe Rejiminin yargıçları 12 Eylül Darbesinden sonra da nöbeti devraldılar.12 Eylül Darbesinin bilançosu kelimenin tam manasıyla korkunçtu:12 Eylül darbecileri TBMM'yi kapattı, siyasi parti ve liderlerini susturdu. 650 bin kişiyi gözaltına aldı. 230 bin kişiyi yargıladı. 7 bin kişi için idam cezası istendi. 517 kişiye idam cezası verildi. Bunlardan 50'si asıldı. 388 bin kişiye pasaport verilmedi. 30 bin kişi işten atıldı. 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı. 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti. 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü. 171 kişinin "işkenceden öldüğü" belgelendi. 937 film "sakıncalı" bulunduğu için yasaklandı. 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu. 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi. Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Gazeteler 300 gün yayın yapamadı. 13 büyük gazete için 303 dava açıldı. 39 ton gazete ve dergi imha edildi. Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi. 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü. 14 kişi açlık grevinde öldü. 16 kişi "kaçarken" vuruldu. 95 kişi "çatışmada" öldü. 73 kişiye "doğal ölüm raporu" verildi. 43 kişinin "intihar ettiği" bildirildi (ntv,2007)

Militarizmin gardiyanı gibi hareket den Türk yargısı 1990'lı yıllarda da benzeri rollere soyundu. Refahyol Hükümetinin kurulmasının ardından Darbeciler mahkemeleri de abluka altına almış yargı mensuplarına Ankara'da brifing vermişlerdi.

Genelkurmay 2.Başkanı Çevik Bir'in 28 Şubat'ın hemen ardından Haziran ayında Genelkurmay Karargahı'nda organize ettiği “İrtica brifingleri”ne katılan emekli Yargıtay Hukuk Dairesi üyesi Ekrem Serim, o günleri şöyle anlatmıştı: Brifingin amacı Anayasa Mahkemesi'ndeki Refah Partisi'ni kapatma davası ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde hakkında 312. maddeden açılan davalardı. (Serim,2011)

Nitekim 9 Şubat 1994 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Refah Partisi hakkında Libya'dan yardım aldığı gerekçesiyle inceleme başlattı.

Darbecilerin talimatıyla hareket eden yargıçlar Refahyol Döneminin Başbakanı Erbakan'ı tutuklamak dahi istediler.

Dönemin Refah partisi Milletvekili Şeref Malkoç, Başbakan Erbakan hakkındaki ikinci tutuklama girişiminin de Eylül 1999'da Erbakan'ın Altınoluk'taki yazlığında gerçekleştiğini şu sözlerle anlatır: Hocanın bir davadan cezası kesinleşmiş, infazı için tebligat yapılmıştı. Ancak 7 günlük süre vardı. Biz de infazın ertelenmesi için yargıya müracaat etmiştik. Bir sabah hoca telefonla aradı. 'Jandarmalar evi sarmış, beni almaya gelmişler' deyince 'Hocam nasıl olur? Süre daha dolmadı' dedim ve hemen savcıyı aradım. Savcı bana Erbakan hocayı alıp hapse koyacağını belirtince 'Kanun hükmü açık, yapamazsın' diye itiraz ettim. O savcı bana 'Kanunu senden öğrenecek değilim' cevabını verdi. Hikmet Sami Türk'ü arayıp 'Savcı bile bile kanunu çiğniyor, sesin çıkmıyor. Hocamızın yasal erteleme talebini niçin engelliyorsun? Dedim. Hikmet Sami Türk ilgilendi ve 5 gündür çıkmayan erteleme birkaç saat içinde çıktı. Eğer çıkmasaydı Erbakan, o gün Swiss Otel'de kameralar önünde gözaltına alınacaktı. (Malkoç,2016 )

Aynı günlerde Yeniden Doğuş Partisi Genel Başkanı Hasan Celal Güzel, Çevik Bir ve BÇG hakkında Ankara DGM Başsavcılığı'na ve Başbakanlığa suç duyurusunda bulunmuş, kendisi hapis yatmaktan kurtulamamıştı. Başkan Recep Tayyip Erdoğan da “Ben cezaevine o talimatlarla girdim.” diyecekti,

Çevik Bir, Refah Partisi'nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi'ne yazı yazıp adeta talimat vermişti. Aynı yazıları diğer mahkemelere de göndermişti. Malkoç bu olayı şöyle anlatır: Genelkurmay Başkanlığı'ndan Anayasa Mahkemesi'ne gönderilen bir dosya vardı. Çevik Bir imzalı yazıydı. Genelkurmay'da Refah'la ilgili dosya tutuyorlar. Yazıda Refah'ın kapatılmasına dair deliller ve ne kadar tehlikeli bir parti olduğuna dair cümleler vardı. (Malkoç,2012)

Türk yargısı o günlerden işte bu günlere geldi. Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit 3 Eylül Günü Adli Yıl Açılış Konuşmasında Koçi Bey'den, Ömer Hayyam'dan Ahmet Cevdet Paşa'dan alıntılar yaptı. Ali Semerkandi'nin “Yeryüzü ve gökler adalet sayesinde ayakta durur” sözünü nakletti.

Velhasıl rejimin yargısı olmak kolaydır. Kariyer hedeflerine ve dünyalık biriktirmeye uygundur. Ama asıl zor olan adaleti sağlamaktır.

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  966806

-