21 EKİM 2019 PAZARTESİ

Hasret Yıldırım

TÜRKÇE EZAN SAFSATASI BUGÜN SONA ERDİ - 3

Hasret Yıldırım

Bursa'da imam olan Bayram Sarıcan, o günü şöyle anlatıyordu: “Türk Milleti Ezan'ın tekrar aslına uygun olarak okunmaya başladığı gün, yıllar sonra Bilâl-i Habeşî'yi dinleyen ve heyecanlanan Medine halkının sevinç ve heyecanını duymuş ve o manevi havayı yaşamıştır. Ben de bu hali doya doya yaşayan ve teneffüs edenlerden biriyim.”                    

16 Haziran 1950'de Ezanın aslî lisanında okunmaya başlaması, Müslüman Türk Milleti üzerinde bir bayram havası estirmiştir. Seri yazı dizimizin son bölümünde, halkın karara verdiği tepkiler ile alâkalı hatıraları nakledeceğiz…

Trabzon'daki havayı Kutuz Hoca'nın hatıralarından okuyoruz: “Yeni karardan haberim olmadığı için ezanı Türkçe okumaya başladım. Caminin önünde oturan cemaatten haberi duyanlar vardı, bana bağırmaya başladılar. İlk anda ne olduğunu anlayamadım, anlayınca da şaka zannettim. Ciddi olduğuna kanaat getirince Arapça okumaya başladım. Minaredeyim; bir de ne göreyim, kadın erkek herkes camiye doğru koşarak gelmeye başladı, uzak evlerde ise insanlar avluya çıktılar. Bir bayram havası, bir basü bade'l-mevt [yeniden diriliş] yaşandı o gün.”

Prof. Ahmet Lütfi Kazancı ise Çorum'daki o yaşananları şöyle hatırlıyor: “Ulu Cami'nin batıya bakan kapısı önünde gördüğüm ak sakallı bir ihtiyar, müezzinin yolunu kesti, “Ezan Arapça'ya çevrilirse, Ulu Cami de ilk Cuma Ezanını ben okuyayım diye nezrettim [adakta bulundum]. Kurbanların olayım, beni mahrum etme!” diye yalvarıyordu. İhtiyarın isteği kabul edildi. İç ezanı o okudu. Camiyi dolduran binlerce insanın sel gibi gözyaşı döktüğüne şahit oldum. Hayatım boyunca bu kadar kalabalık bir topluluğun birlikte gözyaşı döktüğünü bir daha hiç görmedim.”

Bursa'da neler yaşandığını ise o tarihte imam olan Bayram Sarıcan'dan öğreniyoruz: “Öylesine bir atmosfer vardı ki, sanki İslamiyet eskiden varmış, bir ara yok olmuş, daha sonra da yeniden doğuyormuş gibi manevi bir hâl... Herkes ağlıyor, sevinç gözyaşları döküyor ve birbirini tebrik ediyordu. Camiler cemaatla dolup taşmaya başlamıştı. (...) Türk Milleti Ezan'ın tekrar aslına uygun olarak okunmaya başladığı gün, yıllar sonra Bilâl-i Habeşî'yi dinleyen ve heyecanlanan Medine halkının sevinç ve heyecanını duymuş ve o manevi havayı yaşamıştır. Ben de bu hali doya doya yaşayan ve teneffüs edenlerden biriyim.”

İşte o tarihte 13 yaşında bir çocuk olan tanığın gözüyle Konya'da ilk Arapça ezan okunduğu günden ilginç bir kesit: “Gittik, Kağnıcı Hafız'ı aldık, getirdik. Konya'da Kapu Camii var, minaresine çıkarmışlar, okumuş bir kere. Aşağıda cemaat hüngür hüngür ağlıyor. “Ulen bir daha oku" diyorlar Konya tabiriyle, “bir daha oku”. Üç defa okuttular ezanı, ondan sonra millet gözyaşlarıyla camiye girdi.”

Vehbi Vakkasoğlu, merhum babasından Kahramanmaraş'taki atmosferi şöyle nakletmiş: “Aşağıdan tekbirler bir daha coştu. Ezanda dalga dalga yükseldi. Ben, bir daha öyle bir ezan dinlemedim. Ezanın tadını öyle alamadım bir daha... Kalabalığın derin sükûtunun üstüne Ezan nuru yağmaya başlayınca, artık gözyaşları sel oldu, hıçkırıklar birbirine karıştı. Bir kalabalığın, bütün fertleriyle böylesine sevinç gözyaşı döktüğüne de, o günden sonra bir daha hiç şahit olmadım.”

 

Erzurum'u anlatmayı ise ehline, yani Mehmet Kırkıncı hocaya bırakalım: “İkindi vaktinden itibaren ezanın aslıyla okunacağını haber alan Erzurum halkı, sokaklara döküldü. Caddelerde ve sokaklarda adeta bir bayram havası yaşanıyordu. Kadınlar ehram ve çarşaflarıyla toprak evlerin üstüne çıkmış, ezanın okunmasını bekliyorlardı. Kurban Bayramı'nda her köşede bir hayvan kesildiği gibi, o gün de insanların ekserisi Tebriz Kapı mevkiinden Lala Paşa Camii'ne kadar dizilmiş, kurban edeceği hayvanları dışarı çıkarmış, ezanın okunmasını bekliyorlardı. Kiminin elinde bir koyun, kiminin elinde bir koç, bazılarının yanında tosun ve bir kısım insanların yanlarında da deve olduğu halde büyük bir iştiyak ve hasretle ezanın okunmasını bekliyorlardı. Minarelerden Ezan-ı Muhammedî okunmaya başlayınca, herkes sonsuz bir sürur içerisinde bıçağını kurbanının boğazına çalmıştı. İnsanlar tekbirlerle kurbanlarını kesiyor, kadınlar ve yaşlı insanlar da gözyaşı döküyorlardı. Bütün bunlar sevinç ve şükür gözyaşları idi. Zira tam 18 yıl devam eden bir zulüm bitmiş ve o büyük hasret sona ermişti.”

Uzun yıllar Nuruosmaniye Camii'nde İmam-hatip olarak görev yapan Enver Ceylan Hoca, zamanın din adamlarının Menderes'in bu büyük hizmetine nasıl baktıklarını şöyle aktarıyor: “Ali Haydar Hoca Efendi vardı, Allah rahmet etsin. İsmailağa'da bulunan Mahmud Efendi'nin hocasıdır. 1950'li yıllarda hayattaydı, İlmî gayreti yüksekti, dinin olduğu gibi yaşanmasından taraftı. Ezan aslına çevrildiğinde Hoca Efendi; “On Ali Haydar, bir Menderes bile etmez” demiştir. Bu ve benzeri hayırlı hizmetlerinden dolayı onu idam ettiler. [Mustafa Armağan – Öncesi ve Sonrasıyla Tek Parti Devri (Timaş Yayınları, İstanbul/2011, 2.Baskı, Sayfa: 198-200)]

 

Bir dönem Diyanet İşleri Başkan Vekilliği de yapan, 2006 yılı Mayıs ayında kaybettiğimiz Yaşar Tunagür Hocaefendi verdiği bir röportajda o günü şöyle anlatıyordu: “Ezanın Türkçe okunduğu günlerdi. Cuma namazlarını Sultanahmet Camii'nde kılmayı kendime âdet edinmiştim. Cuma namazlarını meşhur Hafız Saadettin Kaynak kıldırırdı. Yani ilk defa Türkçe ezanı okumuş olan Hafız… Yine böyle bir Cuma günüydü ve Sultanahmet Camii'ne namaz kılmaya gidiyordum. Fakat her zamankinden farklı olarak caminin avlusunda büyük bir kalabalık ve telaş vardı. Ben ve yanımdaki arkadaşım, merakla cami avlusuna doğru ilerledik. Baktık ki caminin içinden çok, avluda insan var. Onlar bir şeyler duymuşlar ama biz henüz bilmiyoruz. Girdik içeri, avluda baktık ki herkes yukarı bakıyor. Camiye giren falan yok. Herkes yukarı bakıyor. Birden cami minarelerinin bütün şerefelerinden “ALLAHU EKBER! ALLAHU EKBER!” diye Arapça Ezan okunmaya başladı. Meğer camiin imamı olan Saadettin Kaynak, her bir şerefeye bir müezzin yerleştirmiş, birbiri ardına nasıl ezan okuyacaklarını da onlara güzelce tembihlemişti. Durumdan haberi olmayan camiin içindeki cemaat da, Arapça Ezanı duyar duymaz kendilerini dışarı attı. Avlu hıncahınç doluydu. Herkes İstanbul semalarını inleten Arapça Ezanı dinliyordu. 14 müezzin 6 minarenin 14 şerefesinden biri başlıyor, öbürü bitiriyor, yarım saate yakın sürdü ezan. Bunu, İstanbul'un diğer camileri takip etti…

İstanbul'un bütün minarelerinden, yıllardır özlemini çektiğimiz ezan sedaları yükseliyordu göklere… Bir an için rüyada olduğumu sandım. Fakat bu bir rüya değil, gerçekti. Minarelerden Arapça Ezan okunuyordu. (Duygulandı ve gözlerinden akan yaşları sildikten sonra devam etti.) Arapça Ezan sesini duyan herkes olduğu yerde durmuştu. Sanki yere çivilenmiştik; ben ve Sultanahmet Meydanı'nı dolduran bütün insanlar… Sokakta oynayan çocuklar bile oyunlarına ara verip, ALLAHU EKBER, ALLAHU EKBER'leri dinler oldular… O an anlatılmaz, yaşanır ancak… Büyük bir daüssıladan sonra, öz vatanımıza kavuşmuş gibiydik… ALLAH bir daha göstermesin o günleri… (Amin Amin Amin)

 

O gün ülkenin dört bir yanında benzer manzaralar yaşandı. Ezanın Arapça okunmasına imkân kılan Meclis kararı o gün radyolardan ilan edilince, Türkiye'nin dört bir yanında halk sevinçten sokaklara döküldü. Tüm gözler minarelere çevrildi ve ilk ezan sesi beklenmeye başlandı. Halk sevinçten çılgına döndü. Gözyaşları tüm Türkiye'de sel olup aktı. Yasanın 17 Haziran 1950 tarihli resmi gazetede yayınlandığı gün, aynı zamanda Ramazan ayının da ilk günüydü. Bu durum halktaki duygu yoğunluğunu daha da artırdı. [15 Haziran 2007 tarihli Sabah Gazetesi]

Son olarak evvelki hafta raflarda yerini alan bir kitaptan iktibas yaparak, mevzuu canlı şahidinden dinleyelim. 1933 doğumlu olan ve Beyoğlu-İstiklal Caddesi'nde bulunan Ağa Camii'nde vazife yapan Hafız Mehmet Ali Sarı Hocaefendi, şunları söylüyor: “Ezanın Arapça okunması serbest bırakıldığında ben İstanbul'da Ağa Camii'ndeydim. Yasaklamadan sonraki ilk Arapça ezanın okunuşuna o tarihte, orada bir ikindi vakti şöyle bir olayla birlikte şahit oldum: “Taksim'de AKM'nin yakınında bir polis karakolu vardı. Orada görevli bir komiser, Ağa Camii'ne namaza gelirdi. İkindi vakti camide Arapça ezan okunduğunu duyunca işgüzarlık yaparak ezanı okuyan müezzinlerden Tahsin Erdem'i “Ezanı Arapça okudun” diye hemen karakola ifadeye celbediyor. Ezanın aslına çevrildiği karan karakolca henüz duyulmamıştı ama görevliye haber hemen yetiştirilmiş ve derhal icraya da konulmuştu. Onlar da haberi tahkik edince görevli Tahsin Ağabey'i serbest bırakmışlardır.

Ezanın aslının yasaklanması, yurt genelinde nasıl hüzne, kedere ve yer yer de toplu protestolara sebep olmuşsa, aslına döndürülmedi de o oranda büyük bir coşkuya ve sevince vesile olmuştur. Halk bayram neşesi içinde camilere koşmuş, bazı camilerde ezanlar, sevinçten tekrar tekrar okunmuştur. İstanbul'daki bazı Selâtin camilerin minarelerinin her şerefesinden ayrı ayrı ezanlar okunmuştur. Milletimiz, hür iradesi ile devletin idaresine getirdiği başta Başvekil Adnan Menderes olmak üzere o kadrolardan bunu ısrarla istemiş ve beklediğini de almıştır. Ama karşılığında da bu millete dayanılmaz ıstıraplar çektirilmiş, üç tane de kurban verilmiştir.

 

İlk Arapça ezanı duyduğumda yeteri kadar heyecanlandığımı söyleyemem. Çünkü doğduğumdan beri hep aynı yemeği yediğimden, o yemeğe alışmışım, yeni yemeğin tadını, nasıl yapıldığını, nereden geldiğini henüz bilmiyordum. Meğer ülkemde ne korkunç bir inkilâp olmuş, yaklaşık bin yıldır Ümmetin benliğine sinmiş olan Peygamber yadigârı; günde beş defa dinin temelini haber veren, kitleleri Allah'ın birliğine ve Resûlünün Hak Peygamder olduğuna davet eden eşsiz ve benzersiz bu çağrı, Ümmet-i Muhammed'in vahdet (birlik) sesinden koparılmış, dolayısıyla dinimiz İslâm, belki de büsbütün bitirilmek, söndürülmek üzere yalnızlığa terk edilmişti. Niyetleri sadece Yüce Mevlâ bilir. Ancak Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır, inançsızlar ve İslâm düşmanları istemeseler de… [Beyoğlu'nda Bir Hafız (Timaş Yayınları, İstanbul/2016, 1.Baskı, Sayfa: 106-107)]

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  894783

-