Altan Çetin

TÜRKİSTANLILIK 15: AKLEDEN KALP

Altan Çetin

Modern dünyada “düşünce” kategorik olarak “pozitif aklın” fonksiyonudur. Bu durum insan beyninde cereyan eden doğal haller ile açıklanır, yani pozitif bir çerçeve söz konusudur.

Peki, geleneğin bize ulaştırdığı, Kitap'ta da bahsi geçen “düşünen kalp” ne ola acep. Böyle bir kavramımız/kategorimiz hâlihazır felsefemizde var mıdır? Kalp ve düşünce, nasıl yani denildiğini duyar gibiyiz. Kan pompalayan bu organın düşünceyle ilgisi ola ki? Evet, Kitap'ta bahsedildiği ve hayat pratiğimizde de yaşadığımız üzere düşünen ve anlayan bir kalp vardır. Bu romantik bir yaklaşım olmanın ötesinde bir düşünce kategorisi olarak yeniden hatırlamak ve düşünmek durumunda olduğumuz bir kavramdır. Bu vakıanın metafizik bir faraziye olmanın ötesinde fiziki dünyaya ait bir durum olduğu yine Kitap'tan müstebandır.

Ne deniyor Kitap'ta? Burada tarih felsefesi dışına taşacak, farazi bir kavram ya da mevhum bir tasavvurdan bahsedilmiyor. Tam tersi Kitap düşünen kalbi bize fiziki mekân ve zaman süreci içinde fiziki olan mekan-zaman içinde yani tarihte sunuyor. Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki olanları akledecek kalbleri (kulübün y'akilûn), işitecek kulakları olsun. Gerçek şudur ki, gözler kör olmaz, fakat asıl göğüslerin içindeki kalpler kör (t'ama'l-kulûb) olur. (Hac Suresi 46). Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır, fakat onunla gerçeği anlamazlar (lehum kulûbun lâ yefkahûne bihâ.) Gözleri vardır, fakat onlarla görmezler. Kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aşağıdırlar. Bunlar da gafillerin ta kendileridir. (Araf 179). Âkil ve fâkih bir kalp; Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı sorusu tarihe bakmıyorlar mı olarak tevil edilemez mi? Yani insan olmanın varoluşa dair bir gerçeğinden bahsediliyor. Zira yeryüzü fiziki mekândır ve tarihin anasıdır. Kulağın işitmesi fiziki âleme dairdir ve gelenek duymayı görmenin önüne koyar. Lakin ondan önce akleden kalp var imiş! Körlük yine fiziki dünyaya dair bir konudur. Burada gözlerin görmesinin yanıltıcılığına ima yanında burada göğüslerde kör olan kalp kavramını da Kitap hayatımıza, tarihe ve düşüncemize taşır. Kalp nasıl akleder ve nasıl kör olur. Burada metafizik referanslardan, sembolik anlatımlardan önce beyin akıl ilişkisine mümasil kalp ve aşk alakasını düşünmenin sınırına geliriz. Kitap diğer ifadesinde/ayette anlayan kalp kavramını öğretir. Gözlerin görmediği ve kulakların işitmeyi o manayı anlayan kalp bunu hangi ilke ve yöntemlerle yapar. Aklı çok düşünen modern dünya kalbi düşünmeyi bıraktığı gibi akleden kalp kavramından ise çok uzaktadır. Bu dünya içinde bu geleneğe ağzıyla müntesip olanlar da Kitap'ın bu öğrettiğinden bi-haber gibidirler. Modern Türk felsefesi bu bakımdan akletmek kavramı içinde beyin ile birlikte kalbi de düşünerek bir dizge oluşturmalıdır. Bu durumun dindarlığımızdan önce insanlığımızla alakalı olduğu da burada ifade edilmelidir.

Aşk imiş her ne var âlemde ilim bir kıyl u kal imiş ancak, der Fuzuli. Burada bahsedilen aşkın mevzumuz bakımından mahiyeti ne ola ki? Dedikodu olan ilim de nedir? Aşkın bilgi kaynağı olarak ilkeleri nelerdir? Burada belki de aşağıdaki gibi bir şablon oluşturarak ya da böyle bir teklifle meseleye bakılabilir. Burada çerçeve adeta varlığın mahiyetine ulaştıran çokluğun içinden bütünlüğü, birliği gösteren insani iki yönümüzün epistemolojik bir izahı gibidir:

Beyin-akıl-bilgi; (malumat): ilim; tahlili, analitik, çözümleyici. Parçalar. Âlim

Kalp-aşk-bilgi; (marifet): irfan; terkibi, sentetik, inşacı/kurucu. Bütünler. Ârif

Her ikisinde de akletmek esas ve bilgi neticedir. Mahiyet farkı var olanın iki yönünü görerek mevcudu tasavvur ve taakkula götürür. İnsan mahiyeti âlim olmak kadar ârif olarak da bilgiye ulaşmayı mümkün kılan bir mahiyetse aklın ve aşkın ilkeleri düşünülmeli, beyin ve kalp gibi iki maddi tezahürden bir umranın nasıl teşekkül edeceğini, medeniyetçi milliyetçilik zaviyesinde düşünmeliyiz. Türkistanlılık bu manada bir bütünlüğe de sahip olmaktır.

Akıl aşkın şerhinde çamura batmış merkep gibi aciz kaldı, derken Mevlana şüphesiz ilk kategoriden bahseder. Kitapta bahsedilen akleden kalp aşk ile aklederek yahut kalbin aklı aşktır dersek buradan hâsıl olan irfanî bilginin ilmi malumat ile birleşerek mevcudatın yani varlığın bütün bilgisi ve anlamına ulaşmamızı mı sağlar? Aşkı sıradanlaşmış manası dışında bir bilgi kaynağı olarak düşünmek bize yabancı olsa da fıtrat ve varlığın doğamıza derç ettiği bir imkândır. Yeni bir bilim tasavvuru hayal etmeden alternatif bir medeniyet tefekkürü de kabil görünmemektedir.

Aşksızlara verme öğüt
Öğüdünden alır değil
Aşksız âdem hayvan olur
Hayvan öğüt bilir değil
, derken Yunus sanki Araf 179'dan dem vurur; Kitap'a selam durur gibidir. İşte tam burada geleneğin o muhteşem üçlüsünün kapısından gireriz devrana:

Akl-ı selim, kalb-i selim, zevk-i selim

Beyin ve kalpte gerçekleşen akıl ve aşkın bilgisinin, burada vaki akletmenin hasılası acep nasıl bir zevk ola? Tarih dediğimiz süreçte yeryüzünde dolaşırken beynimiz kadar kalbimiz aklımız kadar aşkımız da fiziki dünyanın içinde dışına belki de dışında içine gitmeyi mümkün kılan bir muhtemeller bütünü müdür?

Akl edelim ve aşk olsun o vakit; hayırlar feth olup şerler def olsun.

Vesselam

ALTAN ÇETİN - TERCÜMEİHÂL

ALTAN ÇETİN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  945843

-