18 KASIM 2019 PAZARTESİ

Hasret Yıldırım

TÜRKİYE’DE İLK GÜZELLİK YARIŞMALARI VE KERİMAN HALİS-2

Hasret Yıldırım

7 Mart'ta başlayan 125 güzelin mayolu, mayosuz fotoğraflarının yayınlanışı, 21 Haziran 1929 tarihinde tamamlandığında ülkede heyecan hedeflenen seviyeye ulaşmıştı. 125 güzelin içinden 35 finalistin yarısı gayrimüslimdi, ama hepsi de Türk vatandaşıydı…

1_23Kemal Paşa'nın emri, Cumhuriyet Gazetesi'nin tertibiyle yapılan “1929 Güzellik Yarışması”nın teferruatı ile alâkalı olarak; Tarihçi-Yazar Ayşe Hür hanımın, 8 Mart 2015 tarihli, Radikal Gazetesi'nde aktardıklarıyla seri makalemize devam edelim:

Cumhuriyet gazetesi hemen her gün ilk sayfasının bir köşesini güzellik yarışmasına ayırdı. “İyi bir vatan anası olmak kabiliyeti ve asaletini haiz kızlar” aranıyordu ama ilk şart yüz güzelliği idi. Kızlardan, 19x12 cm boyutlarında kartpostal şeklindeki fotoğraflarını gazeteye göndermeleri istenmişti. Gazete her gün fotoğrafları yayınlanacak, gazete okuyucuların seçtiği 15 güzel finale kalacaktı. Oy verecek okuyucular arasından kurayla seçilecek okuyuculara 5 ila 50 lira arasında değişen para ödülleri ile üç aylık Cumhuriyet gazetesi aboneliği hediye edilecekti. Finale çıkan bu güzelleri bir hakem heyeti yarışmaya tabi tutacaktı. Ayrıca ilk 20 finalistin filmleri çekilecekti. İlk fotoğraf 7 Mart'ta yayınlandı. 125 güzelin mayolu, mayosuz fotoğraflarının yayınlanışı 21 Haziran 1929 tarihinde tamamlandığında ülkede heyecan hedeflenen seviyeye ulaşmıştı.

1 Ağustos'ta açıklanan sonuçlara göre, halk 1.121 oyla Muallâ Suzan'ı birinci seçmişti. Gazete 400'ün üzerinde oy alan 48 yarışmacının büyük jüri önüne çıkmasına karar verdi. Daha önce yarışma günü ilan edilen 30 Ağustos'un ‘Zafer ve Tayyare Bayramı' olduğunu yeni fark eden yöneticiler, yarışmayı 2 Eylül'e aldılar. Yarışmadan bir gün önce, finale kalanlar arasında gayrimüslimlerin çokluğu konusundaki şikâyetlerin haklı olup olmadığının anlaşılması için yarışmacılardan nüfus kâğıtları istendi. Gerçekten de 35 finalistin yarısı gayrimüslimdi, ama hepsi de Türk vatandaşıydı…

32 Numara Güle Benziyor

Hakem Heyeti; Abdülhak Hamit ve eşi Lüsyen Hanım, Cenap Şahabettin, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Namık İsmail, Peyami Safa, Nazmi Ziya, Mesut Cemil, Hüseyin Cahit Yalçın, Muhiddin Sadak, Halit Ziya Uşaklıgil, İbrahim Çallı, Vasfi Rıza, Bedia Muvahhit, Vala Nurettin gibi ünlü isimlerin de olduğu 60 kişiden oluşuyordu. Gazetelere yansıdığına göre, güzelleri gören hakemlerin nefesi kesilmişti. Hüseyin Rahmi ‘Hepsi birer birer alınırsa hepsi güzel, fakat bolluk içinde seçmek müşkül oluyor', Halit Ziya ‘Bayıldım', Ahmet İhsan ‘Rüya görüyorum sanıyorum', Abdülhak Hamit ‘Cennete girdim sanıyorum', Kontes Soranzo ‘Cennetten çıktım sanıyorum', Hüseyin Cahit ‘Hayranım', Şükûfe Nihal ‘Gayet güç, cevap veremeyeceğim kadar', İsmail Müştak ‘Hepsinin müştakıyım' Yunus Nadi ‘Ben bu işin muvaffakiyetinden çok memnunum', Rezan Emin Hanım ‘32 numara güle benziyor' demişti.

Fısıltı gazetesine göre, bazı yarışmacılar jüri önüne çıkmak istememişler, çünkü bu aşamayı ‘fazlasıyla modern' bulmuşlardı. Birinciliği Hicran Hanım kazanmış, ama kısa süre önce nişanlanmış veya evlenmiş olduğu ortaya çıkınca, yerin okuyucuların 11. sırada favorisi olan “Lepiska saçlı” Feriha Tevfik'e bırakmıştı. Semine Hanım ikinci, 1926'daki yarışmanın galibi Matmazel Araksi Çetinyan ise üçüncü olmuştu. Balıkhane Nazırı Mehmet Tevfik Bey'in torunu olan Feriha Tevfik sarı ile kumral arasında dalgalanan ince bukleli saçları, ela gözleri, uzun kirpikleri, düz ve muntazam burnu, tabii kırmızılıktaki dudaklarıyla gülerek “Ay inanamayacağım geliyor, doğru söyleyiniz, şimdi ben Türk güzeli, Türkiye güzellik Kıraliçası mıyım?” demişti. (O yıllarda ‘kraliçe' değil ‘kıraliça' deniyordu.) Ancak, ABD'nin Galveston şehrinde yapılacak olan dünya güzellik yarışmasına başvuruda geç kalındığı için bütün bu çabalar boşa gitti.

Bunlara Mahalle Güzeli Bile Denmez

2_19

Devreye Karagöz Mecmuası giriyor, 7 Eylül 1929 tarihli, 2241 numaralı sayısında; daha evvel yönlendirmelerle akıl verdiği, katılanları 15-25 yaş arası olan, kız çocuğu müsabıklara ve jüriye laf sokuyordu:

“Hani bir lâf vardır ya, ‘gönül kimi severse güzel odur' derler. Bundan doğru söz olmaz, geçen gün İstanbul'da sözde 14 güzellik kraliçesi seçildi. Ne diyim bilmem ki, resimlerini gördüm, her şeyden vazgeçtik, bari bu dünya güzellerinin boyu posu düzgün olsa!. İçlerinde löpür löpür vücutlulardan tutta, eğri bacaklılara kadar neler var? Benim zaten kurbanlık koyun seçer gibi güzel seçmeye aklım ermiyor. Şimdi Allah için söyleyin, eski bir kurdun seçeceği güzelle, Monşer beyimin güzeli birbirine benzer mi? Eski çapkınlar; kaş, göz, boy pos ararlar, kadın dediğin etli butlu olmalı, renk-ten güzelliği lâzım!. Şimdikilerin kaşını pertavsızla baksan göremezsin. Renk güneşte yana yana, kalayı çıkmış bakıra dönmüş, kemik mi kemik, kuru mu kuru, sıska mı sıska, hele boy bos hak getire… Hepsinin eline bir bebek ver köşeye oturt, görenler mektep çocuğu sansın… Velhasıl, güzelin türlü türlüsü var, fakat bu türlü seçilen güzele Türkiye güzeli değil, mahalle güzeli bile denmez!.”

Yine Karagöz Mecmuası, 16 Teşrinievvel (Ekim) 1929 tarihli, 2252 numaralı sayısında bu sefer Feriha Tevfik'e akıl veriyordu:

“Geçenlerde yapılan bir müsabakada Türkiye güzellik kraliçesi olan Feriha Tevfik Hanım arzularını emellerini anlatıyor. Aşağı yukarı zamanımızdaki her genç kızın düşüncelerini gösteren bu sözler, dikkatle tetkik edilmeye değer. Feriha Tevfik Hanım iki şeyine güveniyor; güzelliği 1,  güzel sesi 2… Maksadı sinema artisti olmakmış. Daha güzellik kraliçesi olmadan bir sinema kendisine «Kaçakçılar» isimli bir filmde rol vermiş. Seyahat etmek istiyormuş, birçok âşıkları varmış, ama o bunlara metelik vermiyormuş. Şimdilik evlenmek niyetinde de değilmiş. En ziyade canını sıkan şey, geçenlerde Kadıköy vapurunda buklelerinden birini haberi olmadan kesivermeleri olmuş. Güzellik kraliçesine geçmiş olsun, bir lüle saç o kadar kederlenecek şey değildir. Bana kalırsa bu güçük hanım ne saçlarını düşünmeli, ne sinema artistiğini. Münasip bir koca bulup mes'ut bir yuva kurabilirse ne mutlu!. Hiç şüphe etmesin ki; iyi bir ev hanımı olmak, böyle uydurmasyon kraliçelikten bin kere daha şereflidir.”

1929 Yılında Zina Böyle Teşvik Edildi

Hey gidi masonik medya!. Hey gidi masonik zihniyet!. Sen her zaman aynı mantıkla mı yerle bir ettin Milletleri, belden aşağı mı vurdun gafilleri? “İyi bir ev hanımı olmayı, uydurmasyon kraliçelikten şerefli görüyorsun” da, sen değil miydin; aynı senenin başında, Karagöz Mecmuası, 23 İkinci kânun (Ocak) 1929 tarihli, 2176 numaralı sayında “iyi bir zevce olmanın şartının” bir defa kocaya varıp tecrübe sahibi olmaktan geçtiğini söyleyen?!. Bunu ifade ederken ki gayenin, ne olduğunu anlamamak için aptal olmak lazım. Aşağılık, şerefsizler… Bu Milleti aslından koparmak için ne hileler, ne filmler çevirdiniz… Neredesiniz şimdi? Cehennemin dibinde Allahu Âlem… Bahse konu olan makalenin tamamında (hele ki son cümlesinde), yılan zehrini şöyle akıtıyor:

“Amerika'da dullar bir cemiyet teşkil etmiş, koca bulmak için kızlarla mücadeleye başlamışlar. Genç kızların acemi, tecrübesiz olduğunu, bir kadının iyi bir zevce olmak için bir defa kocaya varıp tecrübe geçirmesi lâzım geldiğini söylüyorlarmış, yanlış bir fikir değil!. Neden her şeyde tecrübeli olmak aransın da, zevcelikte aranmasın?.  Tecrübeli bir diplomat, tecrübeli bir doktor tercih edilir. Ya zevcelik, memurluktan, diplomatlıktan, doktorluktan az mı ehemmiyetlidir? Öyle zaman olur ki, bir zevce bir memurdan daha sabırlı, bir diplomattan daha kurnaz olmalı, kocasının nabzına göre şerbet vermeyi bilmelidir. Eğer dul kadınlar olmasa dünyada iyi koca ile fena kocanın farkı anlaşılmazdı. Dul kadınlar aile saadetinin temelidir, hatta bazen evleninceye kadar bile epey kimseleri mes'ut ederler!.

3_20

Seri makalemizin başından beri misaller verdiğimiz (hususiyetle) Karagöz Mecmuası, devrin en aşağılık maşalarından biridir. Milleti aslından çeviren her adımda muhakkak payı vardır, güya mizah mecmuasıdır. Mecmuanın sahibi Burhan Cahit Morkaya tanımak için, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi'nin (Sayı:26 Yıl:2009/1) 289. sayfasında “Atatürk'ün İki Cephesi” adlı eseri hakkında yapılan malumat; mevzuun anlaşılmasında, bize kelime bırakmayacak muhtevaya sahiptir:

“Burhan Cahit eserin ‘Netice' kısmında ise, Atatürk'ün pek çok cihetten tetkik edilmesi gerektiğini belirtir. Bu tarz tetkiklerin gençliğe, entelektüellere, devlet adamlarına, kumandanlara örnek olabileceğini söyler. Takip eden satırlarda ise; Atatürk'ün Nutuk'unu Türk'ün mukaddes kitabı, gelecek nesillerin âmentüsü olarak nitelendirir. (Morkaya, 1939: 42-43).”

Yazımıza yine bahse konu olan Karagöz Mecmuası'nın, 10 Nisan 1929 tarihli, 2198 numaralı sayısından bir iktibas ile son verelim ve düşünelim… Her zaman dediğimiz gibi, bizim yazılarımız “düşünen insanlar” içindir, slogancılara bir şey ifade etmez...

“Aferin şu eski İkdam gazetesine… Cumhuriyet arkadaşı kadınlar arasında dünya güzelliği müsabakası açınca; o da düşündü, taşındı, erkeklerin arasında bir güzellik müsabakası açtı. Hatta bir başkası da heveslenerek bu işe burnunu sokmasın diye çocuklar için de bir güzellik müsabakası yapıp bu faslı kapattı. Bakalım içimizde en güzel erkek kimmiş? Bu müsabakalar bittikten sonra, Türkiye dünyada en ziyade güzelleri seçilmiş bir memleket olacak. Öyle ya; en güzel erkek, en güzel kadın, hatta en güzel çocuk kim, onu bile bileceğiz… Vah bu memleketteki çirkinlerin başına, güzeller böyle sıra sıra dizildikten sonra arta kalacak çirkinlere kim bakar? Yalnız şu kadarcık bir teselli var ki, bu resimler ikdam refikimizdeki gibi basılırsa, epey güzeller güme gidecek, çünkü resimlere bakarak siyahı beyazdan ayırt etmek mümkün değil!.”

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  079095

-