21 EKİM 2019 PAZARTESİ

Hasret Yıldırım

TÜRKİYE’DE İLK GÜZELLİK YARIŞMALARI VE KERİMAN HALİS-3

Hasret Yıldırım

1930 güzellik müsabakasının propaganda faaliyeti; “memleketin şeref ve haysiyetine hizmet etmek üzere, güzeller milli vazifenizi yapınız” denilerek yapılıyordu. Hâlbuki sonuç yine hüsrandı ve ezelî düşman Yunan'ın güzeli birinci olmuştu. Peki, biz neleri kaybetmiştik?

l-1Tarihçi-Yazar Ayşe Hür Hanım, 1930 yılında tertip edilen güzellik müsabakasıyla alâkalı şunları aktarmaktadır: “1930 yarışmasının duyuruları 29 Ekim 1929'da yapılmaya başladı. Yine Cumhuriyet gazetesinin diliyle “medeni bir sahada ‘memleketin şeref ve haysiyetine hizmet etmek üzere' Paris'e ve ABD'ye gönderilmek üzere kadın adaylar” aranıyordu. “Güzeller milli vazifenizi yapınız!” sloganıyla başlatılan yarışmaya dair bir haberde yarışmanın ‘faydası' şöyle anlatılıyordu: “Feriha Tevfik Hanım'ın resimlerinin Amerika gazetelerinde intişarı bizim lehimizde ne mühim bir propaganda oldu. Türkleri zenci, sarı veya kırmızı ırktan zanneden sürü sürü Amerikalılar kendileri kadar beyaz ve güzel olduğumuzu Feriha Hanım'ın resimlerinden anladılar. Memleketimiz ve milletimiz namına ele geçen böyle masrafsız bir propaganda fırsatını kaçırmamak, ondan azami derece istifade etmek zaruretindeyiz. Bu fırsattan istifade milli bir vazifedir. Azami istifade ise ancak müsabakalara güzel, çok güzel kız göndermekle olur.”

‘Mayası Halis' Bir Kız

10 Ocak 1930'ta yapılan yarışmaya 42 aday katıldı, son elemeye kalan 22 aday arasından Mübeccel Namık Hanım yeni ‘Türkiye Güzellik Kıraliçası' seçildi. İlk yarışmanın birincisi Feriha Tevfik bu sefer ikinci olmuştu. Yarışmacıların ellerinden tutup jürinin önüne kadar götürüp orada yarışmacıların eteklerini dizlerine kadar kaldırmasına yardım etme görevini üstlenmiş olan muhafazakâr yazar Peyami Safa, basının güzelliğine kusur bulduğu Mübeccel Hanım'ı şöyle övüyordu: “Mübeccel Hanım ırkımızın büyük seciyesini taşıyor. Mayası halis bir tesalüple yuğurulmuş. Lirik şairlerin genç kız diye tahayyül ettikleri, fakat asrın ahlaki bulanıklığı içinde eşini az buldukları masum, gözü açılmamış tipik aile kızı. Zekâsı, terbiyesi, vücudu idman görmüş, lisan biliyor…”

Ama yine büyük bir hayal kırıklığı yaşandı. Dünya yarışmasına katılmak üzere Paris'e giderken Sirkeci'den Edirne'ye kadar her istasyonunda halkın sevgi gösterileriyle karşılanan Mübeccel Hanım dereceye bile giremezken, ‘milli düşman' Yunanistan güzeli kraliçe seçiliverdi. ABD'nin Galveston şehrine gönderilen ikinci güzel Feriha Tevfik de başarılı olamayınca, ülkede büyük bir hayal kırıklığı yaşandı. Gazeteler suçu kökenlerini eski Yunan uygarlığında göre Batılı jüri üyelerine' atıp ‘yenilen pehlivan güreşe doymaz' misali tekrar kollar sıvadılar.”

15-18 Yaşındaki Kızlara Biat Eden Üstadlar

Hayat Mecmuası'nın 13 Haziran 1958 tarihli 88. sayısında, Türkiye Güzeli hakkında şu bilgiler yer almaktadır: “13 Ocak 1930 yılında 42 güzel arasından Mübeccel Namık Türkiye Güzeli seçildi. Bugün 46 yaşında olan Mübeccel Namık, bir tacirle evlidir.” Bu hesaba göre müsabaka esnasında Mübeccel Hanım 18 yaşında olmasına rağmen, diğer kaynakların tamamında doğum tarihi 1915 olarak gösterilerek yaşının 15 olduğu belirtilmiştir. Peyami Safa da yukarıda bahsi geçen yazısını şöyle bitirmiştir: “Kraliçemiz cidden güzeldir. Ona alenen biat ediyorum.” 14 Ocak 1930 tarihli Akşam Gazetesi ise, mevzu ile alâkalı alt başlıkta şu çarpıcı kelimeleri kullanmıştır: “Hakem heyetindeki üstatlar kendilerini cennette sanmışlar.” Eee Peyami bey ve üstatlar!. Sizin gibi sübyancılar için 15-18 yaşında bir güzele biat etmemek mümkün mü? Kendini cennette sanmamak mümkün mü? Sizi gidi sapıklar sizi. Bir de yeri geldiğinde “ahlak abidesi” kesilirsiniz…

l-4

Cumhuriyet Gazetesi'ndeki köşesinde Yunus Nadi'nin yazdıkları da, mevzuun “beynelmilel arenada bir gurur ve kendini ispatlama misali olduğunu” anlatıyordu. İşin bu kısmının mütalaasını kıymetli okuyucularıma bırakıyorum… “Dünyanın bu yeni cereyanına [Güzellik Müsabakalarına] katılmak için yeni Türkiye'nin neyi eksikti? Bilakis yeni Türkiye her biri bir asra güç sığacak büyük inkılapları içinde asırlardan beri bir nevi esaretin zebunu olan Türk kadınlığının hürriyetini iadeten ilan ve tesis etmiş olduğu için bu cereyana her milletten daha fazla bir gayret ve heyecanla karışmalı idi. Binnetice, Türk kadınlığı hakkında bütün dünyada asırlardan beri birleşen efkâr ve itikadının artık yeri yurdu kalmamış efsanelerden başka bir şey olmadığı bütün dünyanın hayret gözlerine fiiliyatı ile dahi gösterilmeli idi. Türk kadınları bütün dünyanın hür memleketindeki hür hemşirelerinden farksız insanlar haline yükselmişlerdi. Bu hakikati yüksek gösterecek ve yüksek söyliyecek bir fırsattan istifade etmemek günah olurdu. İşte geçen sene ve bu sene yaptığımız Güzellik müsabakamızın başlıca saiklerinden biri.” (13 Ocak 1930)

Bir müddet 1929 güzeli Feriha Hanımla karşılıklı atışmalar ve çıkardığı plak ile gündeme gelen Mübeccel Hanım, 12 Mart 1975 tarihli Milliyet Gazetesi'ndeki cenaze ilanıyla tarihin tozlu raflarına kaldırılmıştır…

Muallimden Kıraliça Olur mu?

Tarihçi-Yazar Ayşe Hür Hanım, yazısının devamında 1931 güzellik müsabakası ile alâkalı şunları yazmaktadır: “Cumhuriyet gazetesi ‘milli görev' tanımı ile yetinmeyerek işi sağlama bağladı: "Bugün meçhul bir kız iken, yarın meşhur bir şahsiyet olmak fırsatı karşınızda duruyor." Ama 28 Temmuz 1930 tarihli ilan bir fiyaskoya işaret ediyordu: "Güzellik müsabakasına iştirak için gelen resimler, kâfi miktarda olmadığından resim gönderme müddetini Ekim sonuna uzattık. Güzeller; Beyoğlu'nda Foto Süreyya ve Foto Femina'ya giderek bizim hesabımıza resimlerinizi çektiriniz."

l-2Büyük gayretler sonunda yeterli aday bulunarak yapılan 1931 yarışmasında ‘muallim' Naşide Saffet Hanım birinci, Güzel Sanatlar Mektebi öğrencisi Saniha Hanım ikinci oldu. Naşide Saffet Hanım Fransa'nın Nice (Nis) kentindeki yarışmada 4. oldu ama bu durum kamuoyunda büyük rahatsızlık yarattı. Çünkü ‘muallim' ve ‘öğrenci' Cumhuriyet'in rol modelleriydi. Naşide Hanım'ın öğretmenlikten atılacağı söylentileri kulaktan kulağa yayılırken, rejimin ideologlarından Falih Rıfkı, 26 Ocak 1931 tarihli Milliyet'te şöyle diyordu: “Güzellik temiz ve asil bir şeydir. Fakat muallimlikle bu müsabakalar arasında bir tezat olduğuna da şaşmamak lazım gelir. Eğer Maarif Vekilliği deniz esbabı ile dolaştırılmış, ayak bileği, kalçası ölçülmüş ve talebeleri tarafından gazetelerde çıplak resmi görülmüş bir hoca hanımı sınıf içinde biraz garip bulursa eski kafalık göstermiş olmayacaktır.” Anlaşılan Kemalist modernleşmenin doğal sınırlarına varılmıştı!”

Eteklerinizi Kaldırın, Bacaklarınız Gözüksün !.

Sabah Gazetesi'nden Selahattin Duman'ın 15 Nisan 1997 tarihli yazısı, farklı bakış açısıyla Ayşe Hür hanımın tezini destekler muhtevaya sahip idi:

“(…) Memleketin ileri gelenleri 1931 yılında üçüncü kraliçeyi seçmeye hazırlanırken, Karagöz Gazetesi'nden çatlak sesler çıkmaya başladı... Gazetenin sahibi Burhan Cahit Bey, durup durup bu yarışmaların fena bir şey olduğunu yazarak; memleketin birlik ve beraberliğini bozmaya başladı… Bir gün oturup "Seçtiğimiz güzel uluslararası yarışmada dereceye giremezse milletin morali bozulur.." diye yazıyor… Bir başka gün 1931 yılının güzellik Kraliçesi Naşide Saffet Hanım için "Doğrusunu söylemek gerekirse seçtiğimiz kraliçeyi biz de beğenmedik... Hem bu seferki seçim eski İttihat ve Terakki'nin fırıldaklarına benzedi.. Gizli kapaklı, dönme dolaplı bir şey oldu.." diye fitne sokuyordu…

Suçlanan da o zamanın jürisi... Jüride kimler yok ki… Mesela Şair-i Azam Abdülhâk Hamid, aynen Hıncal Uluç gibi o jürilerin doğal üyesi... Cenap Şehabettin de Hıncal'ı aratmayanlardan biri… Yazar Peyami Sefa, Ressam Çallı İbrahim, Arif Dino, Nazmi Ziya Beyler, Şair Ahmet Haşim, Uşakizade Halit Ziya Bey.. Sabiha Sertel.. Daha pek çok ünlünün bulunduğu 27 kişilik bir jüri…

Adaylar yarışmaya bugünkü gibi mayo ile katılmadığından 1931 yılının jürisi güzel seçiminde biraz zorlanmış.. Bunu, kraliçe seçilen Naşide Saffet Hanım'ın anılarından anlıyoruz.. Sebebi de gözü kör olmayasıca modacılar.. Bir yıl evvel etekler diz hizasındaymış.. Modacılar uzun eteği geri döndürünce iş karışmış.. Muhterem jüri üyeleri kızların bacaklarını göremediğinden ne yapacaklarını bilememişler..

l-3

Halit Kıvanç'ın o yıllardaki işini, yazar Peyami Safa yapıyor, yarışmacıları o sunuyormuş.. Öyle podyum, modyum da olmadığından güzelleri jüri üyelerinin oturduğu masaya çıkarıyorlarmış.. Peyami Safa her adayı ayrıca uyarıyormuş: - Lütfen eteklerinizi biraz kaldırın.. Kızlar kikirdeyip başlarını omuzlarının içine çektikçe Peyami Bey ısrar ediyormuş.. Zaten o etmezse jüri üyeleri: ‘- Peyami Bey lütfen!.' diye görevini hatırlatıyormuş.. Yani "Söyle kızlara da etekleri adam gibi kaldırsınlar.." uyarısı… Böylece adayların güzelliği, bacaklarını gösterebildikleri oranda tespit edilmiş, eteğini en çok da Naşide Saffet Hanım sıyırdığından; en çok oyu o alıp kraliçe seçilmiş.. Avrupa seyahati ile birlikte "500 lira nakdi mükafatı" da kazanmış.. Naşide Saffet öğretmen olduğundan bu seçime Maarif Vekaleti de (Milli Eğitim Bakanlığı) karşı çıkar.. Böyle bir yarışmaya katılmasını öğretmenlik şerefine uygun bulmadığını ilan eder..

Karagöz Gazetesi zaten cephe açmış.. Böylece güzellik yarışmaları aleyhine olanların sayısı büyür.. Münafıklığın çoğu da medya esnafından gelir.. (…) Hükümetten yana olanlar "Esaretten kurtulan Türk kadınlığının asil ve kibar güzelliğini bizi henüz tanımayan yabancılara göstermek milli bir vazifedir.." diye yazarken, muhalifler "haber niyetine" yaydıkları söylentilerle sonuca gitmeye çalışırlar… (…) Hem deniz hamamında mayo ile dolaşması hem de öğretmenliği başına kakılmıştır.. Bu suçlamalara çok hislenen Naşide Saffet kendini şöyle savunur: - Ben güzellik yarışmasına balo kıyafeti ile gittim. Muallimler baloya gidemez mi? Mualimler deniz hamamında mayo giyemez mi? Ben hareketimin şeref ve haysiyetimi ihlal etmediğine kâniyim.. Fakat Gazi Paşamız'ın kafasını bozmaya cesaret edemeyenlerin "haber yoluyla yaptığı" muhalefet durmaz.. Karagöz başta olmak üzere birkaç gazete birden Keriman Halis'in ağzından uydurma demeç verirler.. Sözde Keriman Halis Avrupa'daki yarışmadan dönünce annesine şunları söylemiş: - Aman anne.. Ben evvelce pek kapalıydım, şimdi bütün dünya tanıdı.. Adım çıkmadan beni ilk isteyene veriniz!

Demek ki bizim medya esnafının içinde, o zaman da çok zeki tipler varmış.. Dünya güzeli seçildiği için herkes tarafından tanınan bir kızın annesine "Aman adım çıkmadan.." diye yalvarması gibi bir asparagas ancak bizimkilerin aklına gelir.. Daha ne kadar adı çıkacak ki? Hükümetimiz bakmış ki işin tadı kaçıyor.. Elebaşı durumundaki Karagöz Gazetesi'nin sahibi Burhan Cahit Bey'i, kendince bir güzel uyarmış.. Cumhuriyet Gazetesi "Bir güzellik tartışmasını azıtarak küfüre çeviren" yazar Burhan Cahit Bey'i mahkemeye verdiğini ilan etmiş.. Türkiye, o vakitler de bir hukuk devleti olduğundan, güzellik yarışmasına katılanların namusuna dil uzatan bu muhalif hareket de şıp diye kesilmiş.. Gördünüz ya! Türk kadınının güzelliğini dünyaya duyurmak için mücadele veren ilk kraliçeler neler çekmişler..

Bugün cinnet vatanımızda haftada bir güzellik kraliçesi seçebiliyorsak; bu Feriha Tevfikler'in, Naşide Saffetler'in, Keriman Halisler'in sayesindedir.. Büyüklerimiz boşuna "Trafik kurallarına uyalım, uymayanları uyaralım.." dememiş..”

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  422542

-