21 EKİM 2019 PAZARTESİ

Hasret Yıldırım

TÜRKİYE’DE İLK GÜZELLİK YARIŞMALARI VE KERİMAN HALİS-4

Hasret Yıldırım

Avrupa ve dünya güzellik müsabakaları jüri heyeti başkanından gelen bir mektupla, Belçika'nın Spa şehrinde yapılacak “Dünya Güzellik Kraliçeliği” seçimi için Türk güzelinin beklenildiği belirtiliyordu. Gazete, 15 Hazirandan 2 Temmuza kadar 17 gün boyunca; 16-25 yaşlarındaki evlenmemiş, namuslu kızları yarışmaya çağırdı. Ortaya 500 lira konuldu.

1926-1929-1930 ve 1931 yıllarında tertip edilen güzellik müsabakaları ile alâkalı olarak; üç gündür devam eden seri makalemizin sonuna yaklaşırken, mevzuun en vurucu kısmına gelmiş bulunuyoruz. Keriman Halis ve dünya güzellik kraliçeliği ile alâkalı, şahitler ve vesikalardan iktibaslar yaparak; tarihi bir hakikat üzerinden bir Milletin aslından koparılış hikâyesinin bir misalini daha vermiş olacağız. Makalemizin ana gövdesini, 6 Haziran 1958 tarihinde tefrika edilen; Hayat mecmuasının 87 numaralı sayısında, gazeteci-yazar Orhan Tahsin'in Keriman Halis ile yaptığı röportaj üzerinden yayınladığı “Keriman Halis Nasıl Dünya Güzeli Olmuştu” serlevhalı yazı oluşturmaktadır. Biz bu yazıyı farklı kaynaklar ve vesikalar ile destekleyerek mevzuu sonlandıracağız vesselam…

Keriman Halis ve Güzellik Hikâyesi

Fındıklı'da cadde üzerinde bir evin, Türk zevkine göre döşenmiş odasında; sedire uzanmış, 16. baharını süren güzel bir kız, gazetenin birinci sahifesinden bir fotoğraf kesti. Sonra bu resmi, masanın üzerinde duran romanın sahifeleri arasına yerleştirdi. 1930 yılının sıcak bir yaz günüydü. Güzel kızın, bir hâtıra gibi sakladığı resim de o yılın Türkiye Güzellik Kraliçesi Mübeccel Namık'ın bir portresiydi.

Güzeller Nazlanıyor

1932 yılının 15 Haziran tarihli Cumhuriyet Gazetesinde şöyle bir başlık vardı: «Dünya, Türkiye güzelini bekliyor.» Yazıda, Avrupa ve Dünya Güzellik Müsabakaları Jüri Heyeti Başkanı M. Maurice Valeffe'ten gelen bir mektuptan söz ediliyor, başkanın bu yıl Belçika'nın Spa şehrinde yapılacak Dünya Güzellik Kraliçeliği seçimi için Türk güzelini beklediği belirtiliyordu. Gazete, 15 Hazirandan 2 Temmuza kadar 17 gün güzelleri yarışmaya çağırdı. Ortaya 500 lira konuldu. 16-25 yaşlarındaki evlenmemiş, namuslu kızların «hafi ve balo kıyafetiyle» yapılacak bu seçime katılabileceği, kazanamayanların «izzet-i nefislerinin rencide edilmemesi için» adlarının açıklanmayacağı günlerce ilân olundu. Nedense, katılanların sayısı yediyi aşmıyordu.

4_15

Son Dakikanın Güzeli

Fındıklıda oturan kız, 1930 yılından bu yana iki güzel bahar daha görmüş, romanın sahifelerinin arasına bir güzelin fotoğrafı daha eklenmiş; 1931 güzeli Naşide Saffet… Güzel kız, 18. baharını, Haziran'da yazın başlaması ile 10 gün geride bırakmış. Romanın sahifeleri arasına 1932 güzelini ise ertesi gün koyabilecek!.. Çünkü 1932 Türkiye Güzeli o gün seçiliyor. Genç kız, bunları düşünürken, odanın kapısı sessizce açılıyor. İçeriye amcası, tanınmış besteci Muhlis Sabahattin giriyor: “Hazırlan kızım” diyor. “Nereye gidiyoruz?” “Bu güzelliğini dört duvar arasında harcamaya hakkın yok... Güzellik müsabakasına katılacaksın!.” “Ya babam?” Muhlis Sabahattin: “Ben onun gönlünü ederim...” diyor ama...

Genç kız, babasının gönlü oluncaya dek üç defa tuvalet yapıyor, bozuyor. Sonunda, babası «hem Nuh diyor, hem Nebî diyor» kızının müsabakaya girmesine izin veriyor. Genç kız babası ve amcası ile birlikte, son bir ümitle son güzeli bekleyen «tertip heyeti»nin odasına giriyor. Tertip heyeti başkanı, bu kraliçe adayını süzdükten sonra: “Adınız?” diye soruyor. “Keriman efendim.” “Babanızın adı?” “Halis.” “Ananızın adı?” “Ferhunde.” “Kaç yaşındasınız?” “18…” Keriman'ın adı yazıldıktan sonra, gün-saat dolduğu için kayıt defteri kapanıyor.

1

Keriman hanım, bu vetireyi ve 17 yaşındayken gördüğü bir rüyayı; 22 Ocak 1970 tarihinde tefrika edilen, Hayat mecmuasının 4 numaralı sayısında şöyle anlatıyor: “İnsanın hayatının akışını değiştiren bazı olaylar vardır. Benim de hayatımı değiştiren olay bir balo ile başladı. İstanbul'da doğdum. Benden başka beş kardeşim vardı. 16 yaşımda, babam beni Galatasaray Lisesinin geleneksel balosuna götürdü. Orada Cumhuriyet gazetesinin yazarlarından Abidin Daver Beyle karşılaştım. Babama, beni o yıl yapılacak olan güzellik yarışmasına sokmak istediğini söyledi. Hem babam, hem de ben şaşırmıştık. Babam muhafazakâr bir insandı. Yine de bana «Sen bilirsin» dedi. O yıl reddetmiştim...

Ertesi yıl Abidin Daver Bey ısrar etti. Babamı da kandırmıştı. Ben kararsızdım. O hafta çok acayip bir rüya görmüştüm: Çamlıca Tepesi'ndeydim... Büyük bir fırtına kopmuştu, yer yerinden oynuyordu... Derken üzerime güneşin bir altın top gibi geldiğini gördüm... Heyecanla uyandım, rüyanın etkisi altında kalarak fevkalade bir olayla karşılaşacağıma kendi kendimi İnandırmaya başladım. Cumhuriyet gazetesindeki yarışmaya katıldım ve kazandım. Ama İnsan tabiatı tuhaftır, toyluğun verdiği bir heyecanla Avrupa'da da yarışmayı kazanacağım o anda içime doğdu. “Ben burada kazandım ya orada da kazanırım” demeye başladım. 15 gün zarfında babamla Belçika'ya gittik. Avrupalı güzellerle karşılaşınca yeniden moralim bozulmuştu.

Türkiye'de Cumhuriyet yeniydi, Avrupalılar Türk kadınlarını peçe içinde tahayyül ediyorlardı. Böyle bir genç Türk kızının Avrupa'da bir güzellik yarışmasına katılması onları çok ilgilendirmişti. Resepsiyonlar, opera temsilleri, balolarla günler gelip geçti.

1958 ile 1970 yıllarında yayınlanan iki farklı röportajda da görüldüğü üzere, Keriman Halis güzellik yarışmasına katılmasına vesile olan kişileri; birinde amcası Muhlis Sabahattin, birinde de Cumhuriyet Gazetesi yazarı Abidin Daver olarak aktarıyor. Abidin Daver o kadar ileri görüşlüdür ki, 16 yaşında bir kızı keşfetmiş; Keriman Halis o sene kabul etmeyince hevesi kursağında kalmıştır, lâkin bir dahaki sene gayesine ulaşmıştır.

8 Güzel, 26 Seçici

O gün saat 16'da Cumhuriyet Gazetesi idarehanesinde seçim başlıyor. 26 kişilik jüri heyeti 8 güzel arasından Türkiye güzelini seçecek. Jüride; Abdülhak Hâmit, eşi Lüsyen, Halit Ziya, Cenab Şahabettin, Hüseyin Cahit, Ahmet Haşim, Peyami Safa, İzzet Melih, Çallı İbrahim, Arif Dino, Vâlâ Nurettin, Naşide Saffet de bulunuyor. 5 numaralı güzel Keriman Halis hanım 8 güzel arasından Türkiye Güzeli seçiliyor…

Başına 1932 yılının Türkiye Güzellik Kraliçeliği tacı konmuş olan Keriman Halis, ilk röportajını bir taht üzerinde değil, bir sandalyeye ilişerek veriyor: “Bir parça heyecan duydum. Bittabi [tabiî ki] çok seviniyorum. Hâlâ intihap [seçme] neticesinin ilk söylenişinde duyduğum mübhemiyeti [belirsizlik], ümit, heyecan ve sevinci yaşıyorum...”

Bu sırada, gazete idarehanesinin önünde toplanmış olan halk «Türkiye Güzeli'ni görmek isteriz» diye bağırarak, çılgınca gösteriler yapıyor. Biraz sonra, Keriman Halis Hanım bir yanında Abdülhak Hâmit ve Cenab Şahabettin, bir yanında Ahmet Haşim olduğu halde, idarehanenin merdivenlerinden ağır ağır iniyor.

3_22

Güzel Bir Telif Eser

Artık Türkiye'nin 1 numaralı kadını olmuştu Keriman. Edebiyatçılar «edebî» sözler, filozoflar «felsefi» cümleler, şairler «şiirli» mısralar ile onun güzelliğini anlata anlata bitiremiyorlardı. Bir yazar onu söyle tarif ediyor: “Ortadan uzun boylu, narin yapılı, elleri ve ayakları küçük, vücudu gayet mütenasip [birbirine uygun]. Ensesinde gayet zarif şekilde toplanmış, saçlarının çerçevelediği yüzünde tam bir Türk güzelliği var. Zekâ ile masumiyet 18. baharının tatlı ışığı içinde birleşiyor.” Keriman Halis'in güzelliğini tek cümle ile anlatan yazar diyor ki: “Keriman, güzel bir telif eserdir”

2_20

Türkiye Güzeli bir hafta içinde 13 bin hayranına imza verdikten, çeşitli müesseselerin hediye yağmuruna tutulduktan sonra 10 Temmuz gecesi Belçika'ya hareket ediyor. Dünya'nın dört bir köşesinden gelmiş güzeller şerefine Ostende'de, Spa' da garden-partiler, çaylar, balolar veriliyor, otomobil yarışları düzenleniyor.

14 Temmuzda yapılan otomobil yarışında bir kısım halkın «Yaşasın Fransa» diye bağırması, 27 güzelin ilgisini çekiyor: “Yoksa, diye düşünüyorlar, bir oldu bittiye mi kurban gittik?!. Mis Univers Fransız Güzeli mi oldu?” Mesele anlaşılıyor biraz sonra. «Yaşasın Fransa »diye bağıranlar, 14 Temmuz Fransız Millî Bayramı'nı kutluyorlarmış!... Bir oldu bitti değilmiş meğer...

8'in Uğruna İnananlar

Büyük seçimden önce, güzeller aralarında bir seçim yapıyorlar. Kazanan «yalan da olsa, hoşuma gidiyor» diye avunacak. Her güzel kendine oy veriyor. Türk Güzeli ise “Ben” diyor, “Çekimser kalacağım, güç iş bu.” Türkiye'de ise Belçika'dan gelecek bir müjde bekleniyor. Uçan kuştan bile haber sormak isteğinde halk!. Beklenen haber geliyor: «Keriman Halis 7 güzelle finale kaldı». Millet bu 8 sayısının uğuruna inanıyor. Çünkü Keriman Halis İstanbul'da, 8 güzel arasından birinci seçilmişti. Üç satırlık son haber ise saat 20 sularında İstanbul'da dilden dile dolaşıyor:         «Türkiye Güzeli bugün saat 17:15'te Dünya Güzeli seçilmiştir.»

Bu yaşanılanları Keriman hanım, 19 Kasım 1984 tarihinde tefrika edilen; Hayat mecmuasının 47 numaralı sayısına verdiği röportajda şöyle anlatıyor: “28 ülkenin güzelleri sıralandık önce. Üçer, beşer alıyorlardı. Sonra ben Almanla rakip kaldım. Ertesi günü reyler tasnif edilecekti. O arada dükkânlara gidiyoruz. Herkes, 'Hakkınız yenmezse kraliçe sizsiniz' diyor. Baştan beri ümitsiz olmama rağmen halkın alâkası beni ümitlendirdi. Ama Türk olduğuma inandıramıyordum kimseyi. Ertesi günü sonucun ilan edileceği gazinoya gittik. Her masada her ülkenin bayrağı vardı, nedense bir bizimki yoktu. Bir büyük mühürlü zarfın içinde kraliçenin ismi yazılıydı... Sunucu açtı, ‘1932 Dünya Güzeli...' dedi, durdu. Alman güzeli soluksuz bekliyordu. Ve ses haykırdı: ‘Miss Turkey...' Ben robot gibi olmuştum, sıtmaya tutuldum sanki. İki elimden tutup sahneye çıkardılar .. Bir alkış, bir alkış...” — Bayrağımız hâlâ konmamış mıydı masanıza? “Hayır, yoktu. Otele geldiğimizde bayrağımızın neden orada bulunmadığını düşünüyordum hâlâ. Taksim Meydanı gibi bir yerdeydi otelimiz. Halk önünde toplanmış beni istiyordu. Bayrağımız gelmezse çıkmayacağımı söyledim. Atlas kumaş geldi. Yastık kılıfından ay-yıldız şeklinde kumaş kesip diktik bir çırpıda. Ve o bayrakla çıktım balkona, öptüm ve aşağı bıraktım. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Babam da öyle...”

Dünyanın incisi İstanbul, bir Dünya Güzeline kavuşmanın sevinci içindeydi. Vekiller, valiler, vatandaşlar Keriman Halis'e tebrik telgrafları çekiyorlardı. Üç günde tam 30 bin telgraf almıştı. Bu arada, Atatürk 3 ağustos günü Keriman Halis için şunları söyledi: «Türk ırkının dünyanın en güzel ırkı olduğunu bildiğimden, Türk kızlarından birinin Dünya Güzeli seçilmesini tabiî buldum». Yurda döndükten sonra, Atatürk Keriman'ı Ankara'ya çağırmış: «Sana “Ece” soyadını verdim. Türk kadınlığını dünyaya tanıttın» diyerek kadehini şerefine kaldırmıştır.

Ünlü Fransız yazarı Tristan Bernard'ın «Keriman çok güzel, bu güzelliğini kullanmalı» yollu parlak sözleri, Amerika'dan, Avrupa'dan gelen yıldızlık teklifleri onu yolundan alıkoyamamıştı. Keriman Halis Türk kadınları arasında, bir yıldız gibi parlamak isteğindeydi...

Kapitalizm, Keriman hanımın bu arzusunu yerine getiriyor, kendisi dönemin güçlü mecmualarından Resimli Uyanış-Servet-i Fünun'da “reklam güzeli” oluyordu. (6 Teşrinievvel [Ekim] 1932-Sayı:1886-201) “Türk güzeli niçin Cihan güzeli oldu? Çünkü, Türk güzeli; Türk üzümü, Türk fındığı, Türk inciri ile beslendi!. Keriman Halis Ece'nin vatandaşlarına tavsiyesi: Sağlam ve güzel olmak istiyorsanız; siz de benim gibi, Türk üzümü, Türk inciri, Türk fındığı yiyiniz!.”

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  502203

-